'Her madende mühendis çalıştırılmalı'

Maden Mühendisleri Odası Genel Başkanı Mehmet Torun, Gediz'deki grizu faciasının benzerlerinin yaşanmaması için acilen bir risk haritası oluşturulması ve gerekli önlemlerin alınması gerektiğini belirtti.

Maden Mühendisleri Odası Genel Başkanı Mehmet Torun, Gediz'deki grizu faciasının benzerlerinin yaşanmaması için acilen bir risk haritası oluşturulması ve gerekli önlemlerin alınması gerektiğini belirterek, "Her vardiyada en az bir maden mühendisliği zorunluluğu getirilmeli" dedi. Mehmet Torun dün, Oda Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, madencilik sektöründe benzeri iş kazalarının sürekli arttığına işaret ederek, son 20 ayda Aşkale, Ermenek, Küre, İskilip ve Gediz'de meydana gelen kazalarda 27 kişinin yaşamını yitirdiğini kaydetti. Bu kazaların olduğu işletmelerde özelleştirme çalışmalarının tamamlandığını ya da devam ettiğini kaydeden Torun, "Bu durum özelleştirme politikaları ile iş kazaları arasında doğrudan bir ilişki olduğuna işaret etmektedir" dedi. Torun, kamusal madencilik sektörünün yarı yarıya küçültülmesiyle, nesillerin bilgi ve deneyim birikiminin darmadağan edildiğini söyledi. Kütahya'da ve diğer pek çok ilde yüksek risk taşıyan, kuralsız ve denetimsiz çalışan pek çok maden işletmesi olduğuna işaret eden Torun, bir risk haritası çıkarılarak, acilen önlem alınması gerektiğini ifade etti. Bütün çabalarına rağmen, Maden Yasası'na, "Her madende mühendis istihdam edilmesi" ilkesini sokamadıklarını belirten Torun, "Her maden işletme faaliyetinde iş güvenliği ve üretim için yeterli sayıda maden mühendisinin daimi istihdamı zorunlu olmalı, özellikle yer altı işletmelerinde her vardiyaya en az bir maden mühendisi zorunluluğu getirilmeli, işletmenin özelliklerine ve taşıdığı risklere göre mühendisin gerekli deneyime sahip olması mutlaka sağlanmalıdır" dedi. Bir gazetecinin, Gediz'deki Grizu faciasının ardından hükümet yetkililerinin "Faciada bir mühendisin de yaşamını yitirdiği, bu yüzden ihmal bulunmadığı" yönündeki sözlerini anımsatması üzerine Torun, "Tam aksine bu ihmalin bir sonucu. Yaşamını yitiren arkadışımız 3 aydır yer altında çalışan bir mühendis. Ona bu sorumluluk tek başına verilmemeliydi" diye konuştu.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


1886'dan 2005'e 1 MAYIS -4-
   Birlik zamanı; 1994 HAZIRLAYANLAR: Muzaffer Özkurt - Ercan Karakaya 1989 ve 1990 yıllarında kutlanan 1 Mayıs'larla işçi hareketindeki yükseliş grafiği devam etti. Bu dönemde simgeleşen eylemlerden birisi Zonguldak madencilerinin yürüyüşüydü. Zonguldak'tan yola çıkan 100 bin kişi, Bolu Mengen'de ancak asker ve polis barikatıyla durdurulabildi. Bu yükseliş, 1992 yılında Körfez Savaşı ile beraber tüm grevlerin yasaklanmasına kadar sürdü. 89 Bahar Eylemleri dönemi boyunca işçiler birçok hak elde etti. Bazı işkollarında ücretler üç katına kadar çıkarken, yasalarda olmayan haklar toplusözleşmelerle elde edildi. Ancak başta konfederasyon ve sendika genel merkezlerindeki yöneticilerin mücadeleyi daha ileri taşıma noktasındaki eksikliği, korkaklığı, hatta kötü niyetleri ve grevlerin yasaklanması karşısındaki suskunlukları nedeniyle mücadele yasal kazanımlarla sonuçlandırılamadı. Kadük olan taleplerden birisi de 1 Mayıs'ın resmi tatil ilan edilmesiydi. TÜMTİS gibi harekete önderlik yapan birkaç sendika, 1 Mayıs'ı toplusözleşmelerle ücretli izin günü olarak kabul ettirdi. Ancak bu da çok sınırlı kaldı. 1993 yılında, başta İstanbul'daki şubeler olmak üzere tabanın baskılarına dayanamayan Türk-İş, 1 Mayıs'ı ilk kez alanda kutlamak zorunda kaldı ve Şişli Abide-i Hürriyet Meydanı'na çıktı. DİSK ise Pendik'te miting gerçekleştirdi. Bu arada sermaye de, 1992'de grevlerin yasaklanması ve yaşanan kriz ortamını fırsat bilerek, verilen hakların geri alınması ve kalan hak kırıntılarının ortadan kaldırılması için harekete geçmişti. Bu harekatın adı, 1994 yılında Başbakan Tansu Çiller'in açıkladığı 5 Nisan kararları oldu.

5 Nisan kararları 1993 yılına gelindiğinde ekonomide inanılmaz bir gerileme yaşanıyordu. Sanayi ve ekonomideki büyüme hızı, sıfırın altına düşerken, rant gelirlerinde büyük artış yaşandı. İSO'nun 500 büyük firma sıralamasına giren özel sektör kuruluşlarının sanayi dışı faaliyet gelirleri 1987-1993 yılları arasında 86 kat artarak 17.5 trilyona ulaştı. Yüzde 15'te olan işsizlik oranı hızla büyüyordu. Kriz karşısında burjuvazinin çözümü, resmi adı 'Ekonomik Önlemler Uygulama Planı' olan 5 Nisan Kararları'nı almak oldu. 5 Nisan Kararları, sermayenin Türkiye tarihinde emekçi sınıflara yönelttiği en önemli saldırılardan biridir. Bu kararlar, Temmuz 1994 başında IMF ile yapılan stand-by anlaşmasıyla da onaylandı. 5 Nisan istikrar programının temel mantığı, ekonomiyi daraltma ve kitleleri yoksullaştırma yoluyla enflasyonu ve dış açığı dizginlemekti. 5 Nisan, hem ekonomiyi daraltmayı ve kitleleri yoksullaştırmayı, hem de enflasyonu yüzde 150'ye çıkarmayı başardı. Sadece bir yıl içinde işten atılan işçi sayısı 600 binle ifade ediliyordu. Hükümet istifa! 1993 yılında 1 Mayıs'ın alanda kutlanabilmesinde büyük rolü olan İstanbul İşçi Sendikaları Şubeler Platformu, 1994 yılında da "ortak kutlanması gerektiğini ve ayrışmaya tahammül olmadığını" bildirdi. Birçok fabrikada ve işyerinde komitelerle çalışmalara hız verildi. 1 Mayıs, 5 Nisan kararlarına karşı çıkışın bir platformuna dönüşmüştü. 5 Nisan kararlarının hemen ardından kamu işçilerinin toplu iş sözleşmesinde yer alan 4. ve 5. dilim ücret zamlarının ödenmeyeceğinin açıklanması 1 Mayıs gösterilerinin daha da etkili olması için işçileri kamçıladı. Türk-İş, DİSK, Hak-İş ve daha sonra KESK adını alacak olan Kamu Çalışanları Sendikaları Platformu'nun içinde yer aldığı Demokrasi Platformu, İstanbul'da Abide-i Hürriyet Meydanı'nda 1 Mayıs'ı ortak kutlama kararı aldı. Mitinge yaklaşık 100 bin kişi katıldı. Sabah erken saatlerden itibaren miting alanını dolduran işçi ve emekçiler hükümeti istifaya çağırdı. Konfedarasyon başkanları ve kitle örgütü temsilcileri yaptıkları konuşmalarda özellikle 5 Nisan kararlarını eleştirerek mücadele edeceklerini ilan ettiler. Eylem sonrası yürüyüş yapmak isteyen bazı gruplara sert müdahalede bulunan polis, birçok kişinin yaralanmasına neden oldu.

Yaygın kutlandı Ankara'da yapılan kutlamalara 15 bin kişi katıldı. Polis burada da bazı gruplara saldırarak birçok kişiyi yaraladı ve gözaltına aldı. Atılan dayaktan SHP milletvekili Salman Kaya da nasibini aldı. İzmir'de yapılan kutlamalara ise 25 bin kişi katıldı. Aynı yıl İzmit, Kayseri, Bursa, Adana, Niğde, Sivas, Çorum, Zonguldak, Samsun ve Antalya'da da emekçiler alana çıktı. 1994 1 Mayıs'ı, daha sonraki 1 Mayıs'larda yeni ve genç işçilerin de mitinglere katılmasının yolunu açtı.




'Hak mücadeleyle alınır' Türk-İş, 1993 yılında, aşağıdan gelen baskılar sonucunda 1 Mayıs'ta alana çıkma kararı aldı. Bu, aynı zamanda Türk-İş'in konfederasyon olarak yapacağı ilk kutlama idi. O yıl Türk-İş, Şişli Abide-i Hürriyet Meydanı'nda, DİSK Pendik'te 1 Mayıs mitingi düzenledi. Hak-İş ise Taksim Anıtı'na çelenk koydu. Yol-İş Sendikası İstanbul 1 No'lu Şube Başkanı Ali Akdağ, o dönem Karayolları'nda baştemsilciydi. İşçiler olarak, DİSK ve Türk-İş'in ayrı miting yapmasından üzüntü duyduklarını belirten Akdağ, "İşçilerin ayrı ayrı yerlere götürülmesinin emekçilere değil sermayeye hizmet ettiğini düşünüyorduk ve bu düşüncemizi Şubeler Platformu yoluyla yukarıya bildirdik. Bunun sonucunda Türk-İş 1 Mayıs'ın tarihini anlatan bildiriler dağıttı ve genel kurulunda bu yönde bir karar aldı" diye anlattı. 1994'teki ortak kutlama kararının işçiler tarafından mennuniyetle karşılandığını, çıkarılan ortak bildirilerin olumlu etkilediğini söyleyen Akdağ, "İşyeri temsilci odasında temsilci arkadaşlar ve ileri işçi arkadaşlarımızla birlikte nasıl yapacağımızı tartışıyorduk? Bizde komite yerine böyle bir yapı vardı. Alınan kararlar böyle olgunlaşıyordu" dedi.

Yevmiyeler feda olsun Böyle bir çalışmanın ardından tüm işçilerin iki yevmiyelerinin kesileceğini bildiği halde '93 ve '94 1 Mayıs'ına katıldığını ifade eden Akdağ, sözlerini şöyle sürdürdü: "1989'dan sonra elde edilen kazanımlar 'Hak verilmez, mücadele ile alınır' ilkesinin yer etmesini sağladı. Bu nedenle işçiler arasında 1 Mayıs'a katılma noktasında genel eğilim vardı. Bugün ile o gün arasındaki farklardan birisi budur. Ancak öncelikle hareketi yönlendiren ileri işçilerin ve sendikacıların doğru önderlik yapması çok önemlidir." İşçiler, konfederasyonların ortak kutlama yaptığı bu ilk 1 Mayıs'ta, "Yaşasın birliğimiz" şiarıyla, 5 Nisan kararlarına, özelleştirmelere, taşeronlaştırmalara ve krizin faturasının halkın sırtına yüklenmesine karşı alana çıktılar. 1Mayıs'a hazırlık çalışmalarını ciddiyetle yürüttüklerini belirten Ali Akdağ, İstanbul'u Beyoğlu, Aksaray ve Anadolu Yakası olmak üzere üç bölgeye ayırdıklarını, tertip komitesine bağlı alt komiteler ve işyeri komiteleri oluşturduklarını anlattı.

94'ün önemi "Bu yıldan sonra işçilerin emekçilerin 1 Mayıs'ı birlikte kutlamaktan başka çıkar yolu olmadığı herkes tarafından kabul edilmiş ve anlaşılmıştır. Sermayenin topyekün saldırılarına karşı, Dünya Bankası ve IMF'ye karşı bir örgütün, bir konfederasyonun tek başına bir şey yapamayacağı, emperyalizmin saldırılarına karşı uluslararası dayanışmanın gerekliliği düşüncesini de beraberinde getirmiştir. Sağ tandanslı sendikacılar bile 1 Mayıs'ı böyle karşıladılar" diyen Akdağ, 1996 1 Mayıs'ına katılımın yüksel olmasını 1994'teki bu birliğe bağlıyor. Akdağ, Emek Platformu'nun oluşturulmasında da 94 1 Mayıs'ının belirleyici olduğunu belirtiyor. Bugün de işçi ve emekçilerin birlik talebini dile getirdiğini söyleyen Akdağ, 2004 yılında ayrı kutlama yapılmasının tepki çektiğini, 2005 yılında yeniden birlikte kutlama kararı alınmasının çok önemli olduğunu kaydetti. 1 Mayıs'ların işçi sınıfının saldırılara karşı mücadelesini yükseltmesi için çok önemli bir gün olduğunu belirten Akdağ, "Gerçekten emek cephesi, samimi bir şekilde mücadeleye sarılır, sendikalar bir araya gelerek inisiyatif gösterir ve halkın tüm katmanlarını bu mücadeleye katarsa başarı elde edilir" diye konuştu.

Yarın: Provokasyon ve sonrası; 1996 1 Mayısı

www.evrensel.net