'B.B. yok, Lady Chinchilla verelim'

Fare Jerry'yi yakalamak isterken evdeki tüm kırılacak şeyleri kıran ve sonunda ev sahibesine yakalanan Kedi Tom'un yüz ifadesini anımsar mısınız, bilmem.

Fare Jerry'yi yakalamak isterken evdeki tüm kırılacak şeyleri kıran ve sonunda ev sahibesine yakalanan Kedi Tom'un yüz ifadesini anımsar mısınız, bilmem. Ön patiler kıvrık ve birleştirilmiş, yüzde ağlamaklı bir gülümseyiş. İşte ben, Hayat Mecmuası'nın filmlerin yıkandığı karanlık odasında, lamba yanınca aynı durumdaydım. Karşımda Hayat'ın fotoğraf servisinin şefi İnal Tengizman (Atatürk'ün özel fotoğrafçısı Esat Nedim Tengizman'ın oğlu) ve kıdemli foto muhabiri Erol Dernek vardı. Benim çektiğim 108 fotoğrafın bulunduğu filmleri yıkamışlardı. Birinci film çok iyi, ikincisi de öyle. Ama üçüncüsünün sonuçlarını herkes, yukardaki yazıişleri kardosu da merakla bekliyordu. Çünkü, Türkiye'de yayınlanma şansı olmayan, ama sanırım batı basınını yakından ilgilendirecek fotoğraflardı. Ve son film, kapkaranlık bir mika çıktı. Bu büyük başarım (!) anlaşıldıktan sonra, önde ben, arkada da İnal Ağabey ve Erol koşmaya başladık, 4 katlı binanın içinde. Bacak boyu ve zayıflık avantajımı kullanarak onlara yakalanmamaya çalıştım. Sonunda kıstırdılar beni, Hayat ve Ses mecmualarının Genel Yayın Yönetmeni Şevket Rado'nun odasının önünde. Ve ben , Ş. Rado'nun kapısının önünde Tomvari gülücüklerle beklemeye başladım. Saldırganlar hamle yapınca, ben de elimi kapı tokmağına uzatıyordum. Eğer biraz daha üzerime gelirlerse, Büyük Patron Kazım Taşkent'in has adamı Şevket Rado'nun odasına, "Kurtar beni Şevket Amca," diye dalacaktım. Sonunda onlar gitti. Üçüncü filmde Lady Chinchilla'nın "Deniz kızı" benzeri pozları vardı. Hilton'da kalıyordu. Ve ben banyoda çekmiştim, fotoğraflarını. Fransa'nın en büyük nişanını alan Brigitte Bardot'nun dublörü ve yakın dostunun ilk kez çekilen (Aslında çekilemeyen) çok gerçekçi fotoğraflarıydı...

Brigitte Bardot 2 hafta sonraki sayının gündemi hazırlanıyordu. Çok kısıtlı bir kadromuz olduğu için, hepimiz bir yığın görevi üstleniyorduk. Set röportajları, artistlerle söyleşiler ve diğerleri... Benim, müzmin bir Brigitte Bardot hayranı olduğum bilindiği için, "Lady Chinchilla" röportajı bana verilmişti. Lady Chinchilla, Brigitte Bardot'un "hık" demiş, burnundan düşmüştü. "Madem büyük aşkım Brigitte Bardot yok, öyleyse dublörüyle yetinelim," düşüncesiyle bu röportajı yapmayı kabullendim. Don Adams Topluluğu, o günlerde ülkemize gelen ikinci ilginç topluluktu. Daha doğrusu o tip toplulukların ikincisiydi. İlki "Mavi Klüp" adını taşıyordu. Fransa'da, hatta tüm Avrupa'da ünlü bir toplulukmuş, onlar. Ama Türkiye gibi "Yarım porsiyon" İslam ülkesinde ilk kez sahne alıyorlarmış. Korka korka gelmişler, sessiz sedasız programlarını yapıp, gitmişler. Don Adams havayı koklamış ve takımıyla gelmiş ülkemize. Lady Chinchilla, "Assolist"iydi topluluğun. Çünkü "Brigitte Bardot'nun dublörü" kartviziti vardı. O sıralarda Ses'in kapak yıldızı seçilen Oktay Menteş'i aldım yanıma ve Hilton'a gittim. Oktay Menteş esmerce, karayağız bir artist adayıydı. Gertrude Forstner, yani Lady Chinchilla da, sahte-mahte, ama ne de olsa bir sarışındı, anlayacağınız iyi fotoğraf verirlerdi.

Lady Chinchilla Hilton'un 8. katındaki muhteşem dairelerinin kapısını Don Adams açtı. Çıtkırıldım bir erkekti. Karşısında Türk sinemasının gelecek vaadeden jönü Oktay Menteş'i ve bitirim gazeteci olan beni görünce hemen davet etti içeri. İzmir Evrensel'den sevgili gazeteci dostum Sinan Sarısaltık kafasında biri olsaydı, hemen işletirdi beni, Gertrude Forstner, "Ben, Brigitte Bardot" diye. Ben de küçük sazanlar gibi inanırdım. Biraz konuştuk. Benim Brigitte Bardot hayranlığım ön plana çıktı. Ve kaderin oyunu, tam o sırada telefon çaldı. Brigitte Bardot arıyordu. Saat tuttum, tam sekiz dakika konuştular. Üç-beş saniye de ben konuştum, Brigitte'le. "How are you'sunuz" dedim, o da iyi olduğunu söyledi. İçim içime sığmadı. Şimdi, 42 yıl sonra, basbayağı komik geliyor bu mutluluğum. Ama bir yerde düşünüyorum, bugün bir genç kız, örneğin Tom Cruise ya da Mel Gibson'la telefonda bir süre konuşsa, sevinmez mi? Ya da bir genç erkeğimiz Cindy Crawford'la ya da Madonna'yla konuşsa, içi içine sığmaz mı, sonraları hava atmaz mı? O günlerde 20'li yaşların başında, ben de böyleydim. Niçin saklıyayım? Lady Chinchilla'ya, banyoda fotoğraflarını çekmeyi önerdim. Hemen kabul etti. Oktay Menteş'e, Don Adams'la konuşmasını söyledim ve ben Lady Chinchilla'yı alıp, banyoya gittim. Sonrası malum. İlk fotoğrafı çektim, sonuncu pozdu, filmdeki. Sonra filmi değiştirdim. Ve 40-50 metreye kadar etkisi olan flaşı, ne acıdır ki, objektife doğrultmuşum, mika çıktı sonunda. Uzun uzun konuştuk Lady Chinchilla'yla. Araba ve villa koleksiyonu yapıyormuş. Öğlenden akşama kadar Jaguar'ına biniyormuş, akşamları da Cadillac'ına. Dünyada gezmediği yer kalmamış. Birçok kentte villa satın almış. Gezdiği yerler arasında en çok Monte Carlo, Portofino, Linz ve İstanbul'u beğenmiş. "Şimdi İstanbul'da villa arıyorum," demişti. Bilmiyorum aldı mı? Şimdi o da 70'lere merdiven dayadı. Eminim ah'ı gitmiş, vah'ı kalmıştır. Şimdi o günleri düşünüyorum da, acaba Don Adams ne durumda ya da Oktay Menteş n'apıyor? Ve birden bizim politikacılar geliyor gözlerimin önüne: Acaba bundan 20 yıl sonra Recep Tayyip Erdoğan ya da Kemal Unakıtan nasıl olacak? Bir Nazım Hitmet, bir Orhan Kemal gibi anımsanacaklar mı, yoksa bir Lady Chinchilla gibi unutulacaklar mı? İnanır mısınız, yaşamayı, biraz fazla yaşamayı sırf bunun için istiyorum. Bakın 12 Mart darbesinin Tanrısı Memduh Tağmaç'ı bugün kimse anımsamıyor. Ne acı değil mi, sen Türkiye'nin kaderiyle oyna, 30 yıl geçince, Lady Chinchilla gibi unutulup, git...

www.evrensel.net