Yoksul her yerde yoksul

Almanya'daki Türkiye göçmenleri içinde yoksulluk ve işsizlik hızla artıyor. Prof. Faruk Şen'e göre bu tablo, hem göçmenler hem de Almanya için alarm işareti.

Türkiye Araştırmalar Merkezi (TAM) Direktörü Faruk Şen, yıllardır Almanya'daki Türkiye kökenli işçi ve emekçilerle ilgili araştırmalar yapıyor. Kuzey Ren Vesfalya Eyaleti Ekonomi Bakanlığı'nın desteğiyle 1985 yılında Bonn'da kurulan TAM, daha sonra Essen'e taşındı. Alman kamuoyu için bir referans olan Prof. Şen'in Almanya'da yaşayan Türkiye kökenli göçmenler üzerine yaptığı çok sayıda araştırma yayınlanmış durumda. 1961'de Türkiye ile Almanya arasında imzalanan İşgücü Anlaşması'ndan sonra, işsizlik ve yoksulluğun pençesinde kıvranan Anadolu insanı için Almanya bir umut kapısı oldu. Çocuklarına iyi bir gelecek sağlama umuduyla başlayan Almanya'ya göç süreci pek çok aşamadan geçerek bugüne geldi. İşsizlik ve yoksulluktan kurtuluşun adresi olarak Almanya'yı gören Türkiye kökenlileri, şimdi burada da işsizlik ve yoksulluk bekliyor...

- Sayın Şen, geçen hafta düzenlediğiniz basın toplantısında,Almanya'daki işsizlik ve yoksulluktan Türkiye kökenli göçmenlerin nasıl etkilendiği hakkında bilgi verdiniz. Bu işsizlik ve yoksulluğun boyutu nedir? Rakamlara baktığımızda, Almanya'da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak 1 milyon 950 bin kişi yaşıyor. Federal Hükümet'in en son açıkladığı "2. Zenginlik ve Yoksulluk Raporu"na dayanarak, Türkiye kökenliler arasında fakirliği inceledik. Buna göre Almanya'da yaşayan insanlar arasında fakirlik genel olarak yüzde 14 iken, bu göçmenler arasında yüzde 24'e çıkıyor. Türkiye kökenliler arasında ise bu oran yüzde 30 civarında. Bunun en büyük nedeni işsizlik. Almanya'da işsizlik oranı genelde yüzde 12.6 iken, göçmenler arasında bu yüzde 26.2'ye, Türkiye kökenliler arasında ise yüzde 31'e kadar uzanıyor. Türkiye kökenli işsizlerin yüzde 40'ı uzun süreli işsiz. Bu rakamlar, sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan insanlarımızı kapsıyor. Alman vatandaşlığına geçenler bu rakamın dışında yer alıyor. Alman vatandaşı olan 750 bin Türkiye kökenli için bir şey söylememiz mümkün değil, çünkü elimizde bu konuda veriler yok. Ancak, Alman vatandaşlığına geçenlerin durumunun biraz daha iyi olduğu hesaba katıldığında, oran daha düşük olabilir. - Yoksulluğun Türkiye kökenliler arasındaki dağılımı nasıl? Sayılara baktığımızda 216 bin Türk, son Hartz IV uygulamasına göre işsizlik parası alıyor. Bir aileyi dört kişiden hesaplarsak, demek ki 864 bin kişi şu anda işsizlik parası ile geçiniyor. Buna ilaveten, Almanya'da bir de 215 bin Türk emeklisi var. Bu emeklilerin aldığı ortalama emekli aylığı 526 Euro. Emekli ailelerini ikişer kişiden hesapladığımızda 430 bin kişi de bu şekilde yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bu rakamları topladığımızda neredeyse 1 milyon 300 bin Türkiye kökenli yoksulluk sınırının altında yaşıyor denilebilir. Bunun yüzde 30'unu Almanya'da fakirlik sınırı olarak kabul edilen, dört kişilik ailenin ev kirası haricinde, 1103 Euro'nun altında aylık geliri olan aileler oluşturuyor. Yüzde 35'i de fakirlik sınırının biraz üstünde, fakat çok da üstünde olmayan bir gelirle yaşamak durumda. Dolayısıyla oransal olarak Almanya'daki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının neredeyse yüzde 65'i ya fakirlik sınırının altında ya da çok az üstünde yaşıyor. Olayı biraz daha genişletirsek, fakirlikten en çok etkilenenlerin başında 29 yaşının altındaki genç ve 55 yaşının üstündeki yaşlı Türkiyelilerin oluşturduğunu görüyoruz. - Gençler arasında işsizlik neden bu kadar yüksek? Almanya'da genel olarak gençler arasındaki işsizlik büyük bir sorun. Gelsenkirchen'de Türkiye kökenli gençler arasında işsizlik yüzde 54'e kadar ulaşmış bulunuyor. Özellikle gençlerin işsizlik ve yoksulluktan bu denli yüksek derecede etkilenmesi bence Almanya için bir alarm işaretidir. 1964-70'li yıllarda çelik, kömür, otomotiv ve temizlik sektörlerinde çalışan insanlarımız, bu sektörlerin gerilemesiyle işlerini kaybettiler ve gelirleri her geçen gün azalmaktadır. Bu da Türkiye kökenliler arasındaki fakirliği, Almanya'daki genel fakirlik oranın iki katından daha fazla bir düzeye çıkartıyor. Bu hiç iç açıcı bir gelişme değil. - Kadınlar arasındaki işsizliğin ve yoksulluğun yüksek olduğu biliniyor. Sizin verilerinize göre son durum nedir? Her şeyden önemlisi kadınların durumu çok daha kötü. Verilere göre Türkiye kökenli kadınların yüzde 54'ü işsiz. Bunların çoğu ev kadını. Kadınların istihdama nasıl kazandırılacağı tabi ki zor bir soru. Ancak, bu kadınların uyumu konusunda çok fazla çaba harcamak gerekiyor. - İşsiz Türkiye kökenliler ile Almanlar arasında iş ararken ne gibi farklı zorluklar bulunuyor? Bu da çok önemli bir konu. İşsiz olan Türkiyelilerin iş bulması çok daha zor. 'Dışlanmaya Karşı Yasa' uygulanmadığı için, işyerlerinin keyfi bir şekilde işe almaması söz konusu olabiliyor. Ayrımcılığa uğrayanlar kendi işini kurmaya yöneliyor. Ancak orada da başarılı olanların sayısı çok az. - Yıllardır sözünü ettiğiniz bu konuda araştırmalar yapıyor, yer yer de teşvik projeleri hazırlıyorsunuz. İşsizlikten kurtulmak için kendi işyerlerini açanların durumu elinizdeki verilere göre nasıl? Bunun tam bir çözüm olmadığını söyleyebilirim. Bunun en önemli nedeni, aile şirketlerinde çalışan dört kişinin, toplam net geliri 3-4 bin Euro oluyor. Bu insanlarımız iş piyasasında iş bulma şansına sahip olsalar, daha fazla bir gelire sahip olacaklardır. Bunlar da bir anlamda gizli işsizdirler. Yeni kurulan bu türden işletmelerde özellikle ilk üç yılda iflaslar çok fazla. Bunun en büyük nedeni ise, tam olarak sektörün durumunu bilmeden işe atılmak... - Türkiye kökenliler arasındaki işsizlik ve yoksullaşmada hangi yıllarda nitel olarak bir artış oldu? 1970'li yıllarda Almanya'daki Türkiye kökenliler arasında işsizlik yüzde 3-4 iken, bunun yüzde 31'e çıkması artışı özetliyor. Türkiye kökenliler arasında en fazla işsizlik ve yoksulluk 2000-2004 yılları arasında gerçekleşti. Bunun temel nedenleri ise şöyle: Birincisi artık bizim çalıştığımız branşlarda çalışma ve iş bulma şansı azalıyor, ikincisi çok fazla mobil değiliz, iş için başka bir kente gitmek istemiyoruz. Üçüncü neden hükümetin izlediği sosyal politikalar ve dördüncüsü de Türkiyelilere karşı işyerlerindeki ayrımcı politikalar. Bunlarla birlikte eğitim durumu da önemli bir rol oynuyor. Bütün bunları bir araya getirdiğinizde mevcut durum ortaya çıkıyor.


Yunus'un sözleri gibi sarılabilseydik Yıllar önce, Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin hazırladığı, Eskişehir Vilayet Alanı'ndaki parkın kıyısında duran küre ve onu sarıp sarmalayan sözler, Yunus'un diliyle insanlığın özlemini haykırıyor: "Sevelim- Sevilelim". Gün, kardeşlik türküleriyle doğardı, Yunus'un sözleriyle sarılabilseydik dünyaya.

www.evrensel.net