Hükümete ve medyaya uyarı

İnsan hakları örgütleri ve sendikalar, Trabzon'da yaşanan olayların yetkililer ve basın tarafından 'halkın hassasiyeti' olarak yansıtılmaya çalışılmasının, saldırganları cesaretlendireceği ve benzer olayları teşvik edeceği uyarısında bulundu.

İnsan Hakları Derneği (İHD), KESK, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Mazlum-Der, Uluslararası Af Örgütü ve Helsinki Yurttaşlar Derneği ortak bir açıklama yaparak, Trabzon'daki linç girişimini kınadı. İHD Genel Merkezi'nde dün yapılan basın toplantısında ortak metni okuyan İHD Genel Başkanı Yusuf Alataş, hükümetin bütünlüklü bir tavır gösterememesi, bayrak konusunun milliyetçilik yarışına dönüştürülmesi ve güvenlik görevlilerinin destekleyici davranışları nedeniyle, kısmen yatışan gerilimin ülkenin çeşitli yerlerinde yeniden tırmandığını söyledi. Trabzon'da, Samsun'da, Çumra'da yaşanan olaylara karşı devlet yetkililerinin açıklamalarını ve uygulamalarını kaygı verici bulduklarını ifade eden Alataş, Trabzon'daki olayın gelişimi ve katılanların sayısı dikkate alındığında, saldırıların önceden planlandığı kuşkusunun doğduğunu kaydetti. Alataş, 5 genci linç etmek isteyenlerin hiçbiri gözaltına alınmazken, bu gençlerin toplumda infial yaratmak suçundan tutuklanmasını eleştirerek şu soruları yöneltti: "- Toplumda infial yaratanlar, düşüncelerini açıklamak amacı ile bildiri dağıtan 5 genç mi yoksa 'bayrak yakılıyor' diye toplumu tahrik eden ve kışkırtanlar mı? 5 genci linç etmek için ellerinden geleni yapanlar mı?"

Ekşi'ye tepki Alataş, medyanın olaylara yaklaşımını da doğru bulmadıklarını belirtti. Trabzon'da linç edilmek istenen gençlerin basın tarafından suçlandığını belirten Alataş, Hürriyet başyazarı Oktay Ekşi'yi kastederek, "Basın Konseyi Başkanı olan yazarımız, 5 kişiyi linç ederek öldürmek isteyenleri 'öfkeli kalabalık' olarak değerlendirirken, saldırıya uğrayan gençler için 'Terörist bozuntusu 4 genç' deyimini kullanabilmiştir" dedi. KESK Genel Başkanı Sami Evren de olaylarda Ülkü Ocakları'nın kullanıldığını belirterek, bu senaryonun yeni olmadığını ve gerçek sorunların üzerinin örtülmek istendiğini söyledi.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


KESK'TE YENİ DÖNEM -3-
   'Birleştirici unsur olacağız'HAZIRLAYAN: Onur Bakır Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) Genel Başkanı Fehmi Kütan, TCDD, limanlar, Devlet Hava Meydanları İşletmesi ve Ulaştırma Bakanlığı'na bağlı genel müdürlüklerin tasfiye ile yüzyüze olduğunu belirterek, bu sürece karşı duracaklarını ve gerekirse üretimden gelen güçlerini kullanacaklarını bildirdi. Kütan, "Mücadelenin ortaklaştırılması görevinin üzerimizde olduğu bilinciyle davranacağız" dedi.

BTS Olağan Genel Kurulu hakkındaki değerlendirmeniz nedir? Genel Kurulumuz Türkiye'de ve işkolumuzda geleceğimizi etkileyen uygulamaların yaşandığı bir süreçte gerçekleşti. Geçmiş örgütlülüğümüzün, eksikliklerimizin değerlendirildiği ve geleceğe ilişkin önermelerin yapıldığı geniş katılımlı bir genel kurul oldu. Sendikal hareketin içinde bulunduğu olumsuzluklar, işkolumuzda yaşananlar, çalışanlar ve üyelerimiz üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor, olumsuzluk ve umutsuzluk durumunu da ortaya çıkarıyor. Bu anlamda biraz da buruktu genel kurulumuz.

Bu olumsuzluğa neden olan temel koşullar nelerdir? İşkolumuzda 1995'ten bu yana yeniden yapılandırma adı altında kamusal alanın ticarileştirilmesi faaliyeti sürüyor. Yöneticiler ulaşımın stratejik önemini göz ardı ederken, DB'nin isteği doğrultusunda geri bırakılmış demiryolu ulaşımı ve birbirinden kopuk planlanmış ulaştırma sistemi daha da çıkmaza sokuluyor. TCDD'ye bağlı fabrikaların, istasyonların, hatların kapatılmasını, trenlerin kaldırılmasını ve kamunun yolcu taşımacılığından çekilmesini öngören politika uygulanıyor. Bu, demiryollarının güvenliğini ortadan kaldırıyor. Tren kazalarının sıklaşmasının nedeni de yeniden yapılandırma adı altında yürütülen faaliyetler. Kanadalı bir firmasının yaptığı çalışma çerçevesinde TCDD çalışanlarının, 5 yıl içinde -limanlar ve bağlı fabrikalar hariç- 12 bin 500 kişi eksiltilmesini öngörüyor. Zaten şu an zor koşullarda hizmet vermeye çalışan demiryolcuların, özellikle seyrüsefer hizmetinde trafiğin güvenliğinde görev alan arkadaşların mevcut yüklerinin daha da artacağını, şu an 2 kişilik iş yapan makinistlerin çok sayıda sorumluluğu daha yüklenececeğini söyleyebiliriz. TCDD'ye bağlı limanların 2005 sonuna kadar DB'ye verilen söz çerçevesinde özelleştirilmesi gündemde. Limanlar, mevcut yatırımıyla dahi çok net kârlılıklar ortaya çıkarıyor ve TCDD'ye nakdi bir akışı sağlıyor. Limanların özelleştirilmesi, TCDD'nin içinde bulunduğu durumu daha da bir çıkmaza sokacaktır. Kan damarlarını kesecektir. Burada çalışanların akıbetleri belirsiz. Ulaştırma Bakanlığı'na bağlı birçok genel müdürlüğün kurula dönüştürülmesi ve tasfiyesi süreci de başlatılmış durumda.

BTS bu sürece nasıl müdahil olacak? Bu uygulamaların başladığı tarihten bu yana gücümüz oranında karşı duruş sergiledik. Genel kurulumuz evvela işkolumuzda örgütlü işçi ve memur sendikalarına bir çağrı niteliği de taşıyor. Bütünlüklü bir mücadele sergileyebilmek için kararlar aldık ve bunları yaşama geçireceğiz. Gerektiğinde hizmet üretiminden gelen gücümüzü de kullanacağız. Halkımızı da yanımıza alarak bir karşı duruşu göstermeye çalışacağız. Mücadelenin ortaklaştırılması görevinin üzerimizde olduğu bilinciyle davranacağız.

İşkolunuzda çalışan personelin tasfiyesi BTS'yi de etkileyecek... Üyelerimiz üzerinde siyasal baskılar oluşturuluyor, hukuksuzluk yapılıyor. Ulaştırma çalışanlarının birçoğunun gönlü bizim yanımızda olmakla birlikte üyeliğini bize vermiyor ya da farklı sendikalara üye olmak durumunda kalıyor. Ama bu yanlış, söylediğimiz sonucunu ortaya çıkarmıyor. Biz bu ülkenin ve çalışanların lehine olan önermelerde bulunuyoruz. Bu çerçevede faaliyetimizi sürdüreceğiz. 3 bin 500 civarında üyemiz var. İşkolumuzda yıllardır yeni çalışan alınmıyor; mevcut çalışanların yüzde 70'i emekliliğini hak etmiş durumda, ciddi bir emeklilik süreci işliyor. Bununla birlikte üyelerimize yönelik baskıları da dikkate aldığımızda üye sayımızda bir düşüş yaşanıyor. Faaliyet alanımızın daralması, üye sayımızın azalmasını ortaya çıkaracaktır ama bugüne kadar sürdürdüğümüz mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. 10 kişi de kalsak bu savunumuzu sürdüreceğiz.




'İşyerlerimize sahip çıkacağız' Enerji, Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası (ESM) Genel Başkanı Kenan Bulut, işkollarındaki işyerlerinin hemen hemen hepsinin özelleştirilmek istendiğine dikkat çekerek, "Birinci önceliğimiz işyerlerine sahip çıkmak ve yok olmalarına karşı durmak" dedi. Özelleştirmeler ve saldırı yasalarına karşı işçi ve memur sendikaları, meslek örgütleri ile halkın bir araya gelmesi gerektiğini belirten Bulut, "Bütünlüklü bir mücadeleyi örmekten başka yol yok" diye konuştu.

ESM Olağan Genel Kurulu'nu, sorunların çözümüne yönelik politikalar üretme açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? KESK'te genel kurullar, sağlıklı politikaların tartışıldığı zeminler olması gerekirken zaman zaman yönetimi oluşturma noktasında gerçekleşiyor. Bunu bir türlü aşamadık. Programları tartışan, öngörü koyan bir genel kurul yaşayamadık. ESM, 4688 sayılı yasa ile birlikte farklı sendikal kültürlere, mücadele tarzlarına sahip olan yapıların bir araya gelmesiyle oluştuğu için, bunu zamanla harmanlayamadık, çok sağlıklı MYK'lar oluşturamadık. Bu sıkıntılardan dolayı çok sağlıklı, sendikanın geleceğine ilişkin görüşlerin aktarılması açısından da başarılı bir genel kurul olmadı.

ESM'nin örgütlü olduğu bir çok işyerinin özelleştirilme sürecinde olduğunu görüyoruz. ESM bu özelleştirme furyasına karşı ne yapacak? Mücadelemizi iki boyutta değerlendiriyoruz. Birincisi çalışma yaşamının demokratikleştirilmesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve çalışanların özlük ve haklarının geliştirilmesi, ikinci boyut ise işyerlerinin korunması. Ancak eğer işyerleriniz yoksa ne örgütlenmenin, ne de talepleri dile getirmenin bir anlamı var. Bu nedenle bizim birinci önceliğimiz işyerlerine sahip çıkmak ve işyerlerinin yok olmasına karşı durmak. İşkolumuzdaki kurum ve kuruluşların hemen hemen hepsinin özelleştirilmesi gündemde. KESK'e bağlı bir sendikanın, bir işçi sendikasının ya da bir odanın tek başına özelleştirmeleri durdurması mümkün değil. Bütün bu yapılarla ve halkımızla bir araya gelerek bütünlüklü bir mücadele tarzı ortaya koymak zorundayız. Bunun ilk örneğini de Seydişehir Aliminyum Tesisleri'nde gerçekleştireceğiz. Sağlık, sosyal güvenlik, personel rejimi ve kamu yönetimi alanında gündeme gelen bir çok yasa var. Bunların hepsi topyekün bir siyasi karar. Biz önümüzdeki süreç KESK bütünlüğünde ve KESK'le birlikte emek cephesinde bu siyasi karara karşı toplumsal muhalefeti büyüten bir yerde durmalıyız. Bütünlüklü bir mücadeleyi örmekten başka yol yok. Biz, teknik çalışanların ağırlıkta olduğu bir sektörde çalışıyoruz. TMMOB ile de kurumsal, organik ilişkilerimiz var. TMMOB'la da önümüzdeki dönemde daha çok birlikte olacağız.

ESM'nin üye sayısının 14 binden 10 binin altına düştüğünü görüyoruz. Bu daralmayı nasıl aşmayı düşünüyorsunuz? Aşağı yukarı KİT konumundaki kurumlara 1990'dan bu yana hiçbir çalışan alınmadı. Yaş ortalamasının 47 olduğunu görüyoruz. Bir taraftan da özelleştirmeyle birlikte havuza alınan ve diğer kurumlara aktarılan çalışanlar var. Emeklilik teşvik ediliyor ve ciddi bir emekli olma süreci yaşanıyor. Bu yüzden çalışan sayısı sürekli azalıyor. ESM ilk kurulduğunda örgütleyebileceği 52-55 bin civarında çalışan vardı. Bugün bu sayı 40 binler civarında ve her gün azalıyor. Bir yandan da siyasi iktidarların değişmesi ile birlikte zirve yapan 2 sendika daha var. Çalışanların belli baskılar doğrultusunda sendika değiştirmesi söz konusu. Örgütlülüğümüzü koruyabilmenin ve artırabilmenin yolu işyerlerine sahip çıkmaktan ve somut kazanımlar elde etmekten geçiyor. 4688 sayılı yasayı grevli toplu sözleşmeli bir biçime eviremezsek, somut kazanımlar elde edilmesi de oldukça zor görülüyor. KESK genel kurulunda da bu talep öne çıkmalı. Bizim üyelerimizi sendikal aktivist haline getirmekte sorunumuz var. Sendikal bilinci geliştirmemiz için eğitim şart ama eğitim için de mali olanaklar gerekiyor. Mali yetersizliklerin aşılması ve olanakların ortaklaştırmasını KESK Genel Kurulu sürecinde de tartışacağımızı düşünüyoruz.

Türkiye'de ve dünyada izlenen enerji politikalarına ilişkin ne tür çalışmalarınız olacak? Enerji üzerinde üçüncü dünya ülkelerine dönük bir savaş var. Bu noktada barışı öngören, barışı dillendiren bir mücadeleyi sürdüreceğiz. Türkiye'de enerji alanındaki köklü kuruluşların tasfyesi, Türkiye'nin kaynaklarının değerlendirilmemesi ve enerjide dışa bağımlılığın artması söz konusu. Türkiye'nin enerji politikalarına Elektrik Mühendisleri Odası ve diğer kuruluşlarla birlikte müdahil olmaya devam edeceğiz. Ülkemizde kurulması düşünülen nükleer santrallere karşı da mücadelemizi sürdüreceğiz. Yarın: Haber-Sen Genel Başkanı Esin Yelekçi ve Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı Sezai Kaya

www.evrensel.net