Diyarbakır'da sinemaya ilgi yoğundu

Son yıllarda düzenlenen kültür sanat etkinlikleriyle tarihsel kimliğini yakalamaya çalışan Diyarbakır, bunun daha da ileri götürülmesi için konuşulan, kimi kültür sanat projeleri ile yavaş yavaş yerini buluyor.

Son yıllarda düzenlenen kültür sanat etkinlikleriyle tarihsel kimliğini yakalamaya çalışan Diyarbakır, bunun daha da ileri götürülmesi için konuşulan, kimi kültür sanat projeleri ile yavaş yavaş yerini buluyor. Gelenekselleşen "Diyarbakır Kültür Sanat Festivali" ile birlikte tartışılan bu projeler, somut adım olarak düzenlenen "Edebiyat Günleri"nde karşılığını buldu. Kürt edebiyatını ve kültürünü farklı açılardan tartışma ve konuşma imkânı bulunan bu etkinlikler, ikinci yılını geride bırakırken, bu fikrin bir devamı olarak hafta içinde Diyarbakır'da bir de "sinema günleri" düzenlendi. Yedi gün boyunca süren "sinema günleri" etkinlikleri kapsamında, birçok panel, söyleşi, belgesel, kısa film ve uzun metrajlı filmlerin gösterimleri yapıldı. Hak ettiği ilgiyi bulan "sinema günleri" için abartısız şu söylenebilir: "Taşıdığı kültür ve birikime rağmen kımıldamakta güçlük çeken( daha doğrusu engel olunan) Diyarbakır, o potansiyelini açığa çıkarmak için biraz daha cesaretlendi." Diyarbakır'da sinema dendiğinde, son iki yıldır Dicle Fırat Kültür Sanat Merkezi ve Diyarbakır Sanat Merkezi'nin kendi bünyesinde oluşturduğu sinema birimleri akla gelir. Özellikle Dicle Fırat Külütür Sanat Merkezi, yaptığı kısa filmlerle sinema adına kendi olanaklarıyla küçük adımlarını atmaya başlamıştı.

"Hz. Yılmaz Güney" Şunu da ifade etmek gerekir ki "sinema günleri" de yine o birimde çalışan gençlerin emekleriyle düzenlendi. Amaçları elbette biraz daha kendilerini başkalarıyla yakından görme ve tartışma fırsatını bulmak. Bunun sağlandığını da söyleyebiliriz. Söyleşi ve panellerde konuşulanlar, biletlerin kapış kapış gittiği gişeler, bunu anlatıyordu. Katılımcılar da bu elektriği yakalamış olmalılar ki, konuşmaları alışık olduğumuz panellerden daha samimi ve heyecan vericiydi. Sinema eleştirmeni Atilla Dorsay, Kürtlerin kendi dillerinde sinema yapmalarını tembihliyor, Yılmaz Güney konusunda kimi itiraflarını dile getiriyordu. "Kürt sineması"nı tartışmak için İran'dan gelen genç yönetmen ve oyuncular da açıklamalarıyla bunu daha başka boyuta taşıyorlardı. Yönetmen Ali Zafer Kahraman, Diyarbakır'da olmanın verdiği heyecanla Türk sinemasında çığır açan Yılmaz Güney için "Hz. Yılmaz Güney " tabirini kullandı. Kendisine nedenini sorduğumuzda ise, "Çünkü o sinemada yeni bir dünya sunuyordu" cevabını aldık. Diğer etkinlikler kadar büyük bir izleyicisi olmasa da masalsı diliyle izleyiciyi sinema dünyası içinde hayatın gerçeklerine dönük bir geziye çıkaran Reis Çelik, aşıkları, dengbejleri anlattı. Yine Ümit Elçi, "kıyıda köşede olsak da" diyerek bağımsız sinema yapma derdinin önemi üzerinde dikkatlice durdu. Diyarbakırlıların sinema ile ilgilenmelerini telkin ettiler... Buna karşın izleyiciler de hem sordular hem de tartıştılar.

"Süryaniler kim bilen var mı ?" Bunun haricinde bu etkinlikler çerçevesinde "Süryaniler ve Êzîdîler" konulu bir de panel yapıldı. Etkinlikte slayt ve belgesel film gösterimi de yapıldı. Süryaniler konusunu anlatan Maltepe Üniversitesi Öğretim Üyesi ve aynı zamanda belgeselci Hakan Aytekin, Süryanilerin kaybolan bir kültür zenginliği olduğuna dikkat çekti. Süryanileri, dillerinden, kültürlerine, ibadet biçiminden, inançlarının kökenine kadar birçok açıdan anlatan Aytekin, birçok çarpıcı örnek verdi. Ancak bunların arasında dikkat çeken şu örnek hem ülke gerçekliğini hem de eğitim boyutunu ortaya koyabiliyordu. Aytekin, İstanbul Üniversitesi'nde 45 kişilik sınıfa "Süryaniler kim, bilen var mı?" diye sorduğu soruya iki kişiden cevap geliyor, ikisi de yanlış bilgi veriyor. Biri, Ermenilerin bir kolu olduğunu, diğeri de Müslümanlığın bir mezhebi olduğunu ifade ediyor.

www.evrensel.net