Büyüyen var ama BİZ DEĞİLİZ!

DİE'nin 2004 verilerine göre ülke ekonomisinin yüzde 9.9 büyüdüğünün açıklanmasına sokaktaki vatandaş inanmıyor.

Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) verilerine göre, Gayri Milli Hasıla artış hızı yüzde 9.9, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla artış hızı yüzde 8.9 olarak gerçekleşti. Türkiye böylece 1966 yılından bu yana en yüksek büyüme hızını yakalarken, yıl sonu büyüme hızı itibariyle dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi konumundaki Çin'i geride bıraktı. Ancak bu büyüme ne işsizliğe ne de yoksulluğa çare olmadı. Sokaktaki vatandaşın yaşam standardında da, alım gücünde de değişen bir şey yok. Seyyar satıcı Hasan Polat gelirinin ve giderinin neredeyse de aynı olduğunu söyleyerek bütçesinde hiçbir şeyin değişmediğini belirtiyor. Kendisinin bütçesinin bir standart tutturduğunu söyleyen Polat, 5-6 yıldır standartında hiçbir değişiklik olmadığını söylüyor. Hayatını sokaklarda topladığı kâğıtlardan kazanmaya çalışan Ahmet Solmaz, evli ve iki çocuk babası. DİE rakamlarındaki büyümenin zenginler için olduğunu belirten Solmaz, kendi gibi insanların bütçesinin daha da gerilediği görüşünde. Solmaz ekonomiyi "Kiracıyım elektriğim suyum kesildi. Ödeyemiyorum. Büyüme var diyorlar. O büyüme zenginlere. Benim gibi insanlar küçüldükçe onlar büyüyor" şeklinde değerlendiriyor. Anketör Özlem Yılmaz da hayatında hiçbir değişiklik olmadığını düşünenlerden. Yılmaz, rakamlardaki büyümenin kendi bütçesine henüz yansımadığı görüşünde. 2004'te de 2005'te de hiç bir değişiklik görmediğini dile getiren esnaf Murat Geçici de ekonominin büyüdüğüne inanmıyor. Daha önceki senelere göre kendi ekonomisinin küçüldüğünü ifade eden Geçici, "Maddi olarak gittikçe küçülüyorum, geçinemiyorum yani. Büyüme de varsa zenginlere var, fakir fukaraya yok" diyor. Maaşının bir buçuk senedir hiç değişmediğini ve ekonomik büyümenin kendisine bir etkisi olmadığını söyleyen işçi Bayram Derik de ekonomide ki büyümenin başkalarına yaradığına dikkat çekiyor.


İŞSİZLİK, YOKSULLUK VE AÇLIK BÜYÜYOR TÜMTİS Genel Başkanı Sabri Topçu: Büyüme hangi istatistiklerde yer alıyor bilmem, ama bugün Türkiye'de işsizlik, açlık ve yoksulluk diz boyu. Enflasyon düştü deniyor ama işçinin, memurun ve köylünün alım gücü ortadan kalktı. Üretimde azalma var. İktidar IMF ve DB'nin ortaya koyduğu programları uyguluyor. Kamu kurumlarını TEKEL'i, SEKA'yı kapatarak, dışa bağımlılığı artırarak büyüme olmaz. Büyüme, kendi özkaynaklarına dayanarak üretimi artırmakla, işsizliği ortadan kaldırmakla olur. Aslında gizli bir kriz var. Halkın, işçinin, memurun alım gücünün azaldığı bir süreç yaşanıyor. Milli gelir arttı deniyor ama çalışanlara baktığımızda bu artıştan pay alamıyor. Milyonlarca işçi asgari ücret olan 350 milyon lirayla sigortasız çalıştırılıyor. Toplusözleşme yapılan yerlerdeki artışlar da ortada. Artış sadece ülkenin kaymağını yiyen üst kesimin gelirlerinde var. İktidar takiyye yapıyor. Belediye-İş İstanbul 3 No'lu Şube Başkanı Hüseyin Ayrılmaz: Çalışanlar cephesinden bakınca durumun böyle olmadığı ortada. Konfeksiyon atölyelerinde her türlü güvenceden yoksun 300-350 milyon liraya çalışan ve açlıkla pençeleşen insanlar var. Milli gelir neredeyse 4 bin dolara yükseldi diyorlar. Ama büyük bir kesim bundan yararlanamıyor. Yani bunlar gerçek değil. Büyüme varsa emeği ile geçinenlerin ücretlerinin yine devletin açıkladığı yoksulluk sınırının üzerine çıkarılması ve insanca yaşanacak rakamların verilmesi gerekir. Böyle bir durum yok. Peki, neye dayanarak bu rakamları ve olumlu tabloyu ortaya koyuyorlar? Bahçelievler Telekom Müdürlüğü İşyeri Baştemsilcisi Cihan Bal: Hükümet kendisini şirin göstermek için bu tür oyunlara başvuruyor. Bu açıklamalar ayakta durmak için son çırpınışları. Halkın alım gücü yok. İşçilere verilen zamlar belli. Diğer tüketim mallarına yapılan zam belli. İnsanlar kredi kartlarına dayanıyor. Aldığı maaşı buna veriyor. Para daha eline geçmeden fazlasıyla harcamış oluyor. Hükümetin kendisi faiz batağında ve halkı da faiz batağına sürüklüyor. Paradan para kazanarak Türkiye'nin kaymağını yiyen belli bir kesim var. Bu kesimin gelirleri giderek artıyor. KESK Genel Başkanı Sami Evren: Türkiye ekonomisinin geçtiğimiz yıl yüzde 10 büyüdüğü iddiası, gerçekleri çarpıtma ve kamuoyunu yanıltmaktan ibaret bir iddiadır. IMF patentli borç ekonomisinin sadık uygulayıcısı AKP Hükümeti, artırdığı sosyal tahribatı gizleme gayreti içindedir. Rakamlara yansıyan ekonomik büyümenin nasıl gerçekleştiği ortadadır. Sıcak para sahiplerine ödenen yüksek reel faizler, giderek eriyen düşük ücretler, düşük kurun ithalatı körüklemesi, kışkırtılan tüketici kredileri gibi faktörlerden beslenen sahte büyüme, halkın ve emekçilerin aleyhinedir. Türkiye'de bir büyüme vardır: Ancak büyüyen; yüzde 20'lere dayanan gerçek işsizlik, 20 milyonu bulan yoksulluk, açlık ve güvencesizlik ortamıdır. Büyüyen; iç ve dış borçlardır, giderek gelişen reel sektörü ve finans sektörünü içine alabilecek kriz tehdididir. Bunların faturası ise yine halktan ve emekçilerden çıkarılacaktır. Bayer İşyeri Temsilcisi Metin Kazın: İşyeri bazında genel açıdan bakınca büyüme geldiğinde işsizliği azaltması gerekiyor ama bir şey göremiyoruz. Birçok kişinin söylediği gibi yapay bir büyüme. Büyümenin asgari ücretliye ne faydası oldu. Politik bir söylem. İşsizlik azalmadı, yoksulların sayısında ise artış var. Birilerinin alım gücü arttı, ama denge olarak ülkenin yüzde 5'lik kesimi bundan faydalandı.

www.evrensel.net