Kasımpaşalı Recep

Şimdi art niyetliler yazımın başlığına bakıp, benim "Milenyum"daki konu mankenim AKP'lilerin biricik Başbakanı, holding ortağı, hediye koleksiyoncusu Recep Tayyip Erdoğan'dan söz edeceğimi sanacaklar.

Şimdi art niyetliler yazımın başlığına bakıp, benim "Milenyum"daki konu mankenim AKP'lilerin biricik Başbakanı, holding ortağı, hediye koleksiyoncusu Recep Tayyip Erdoğan'dan söz edeceğimi sanacaklar. Hayır, böyle bir niyetim yok. Her ne kadar AKP'lilerin Başbakanına "Kasımpaşalı Recep" deniliyorsa da, kendileri tahminime göre aslen Rizeli oluyorlar. Evrensel'in İzmir bürosundan Emine Uyar ve Özer Akdemir arkadaşlarım da beni doğruladılar. Ama ben yine de emin olmak için, internetten öğrenmesini istedim, Özer'den. O da baktı, baktı ve bulamadı. Düşünün, koskoca Amerika'ya posta koyan (!) Büyük AKP Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın nerede doğduğu yazılı değildi. Ama eminim, o, Rizeli. Sanırım ya medya mensupları onu, konuşma biçiminden, davranışlarından dolayı "Kasımpaşalı" yaptılar ya da kendisi müzmin bir Yılmaz Güney hayranı olduğu için, 1960'lara damgasını vuran "vurdulu-kırdılı" filmleri arasında olan, bu yazımda sözünü edeceğim filminin etkisinde kalarak kendini filmin kahramanına benzetmiştir. Yılmaz Güney'in o yıllarda herkesin izlediği bu tip filmleri vardı. Örneğin "Bomba Kemal." Yine o art niyetliler "Bomba Kemal"den yola çıkarak, AKP'lilerin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'dan söz ettiğimi sanabilirler, yahut da onu çağrıştırmak istediğimi. Evet, AKP'lilerin Bakanı Kemal Unakıtan'ın bir boy fotoğrafına bakarsanız, biraz Amerika'lıların Vietnam'da yurtseverlerin üzerine attığı bombalara benzediğini görürsünüz. Ama yine de söylüyorum, Yılmaz Güney "Bomba Kemal"i çevirdiği sıralarda, AKP'lilerin Maliye Bakanı, belki de çelik-çomak oynayacak yaştaydı...

Vurdulu kırdılı filmleri Yılmaz Güney benim, çocukluktan gençliğe adım attığım günlerden tanıdığım arkadaşımdı. Öykülerini okurdum onun. Ama en belirgin anımsadıklarım futbolla ilgiliydi. Ne güzeldi o maç... Ömer Nida'nın örgütlemesiyle şairler ve yazarlar karşı karşıya gelmiştik, Adana Demirspor sahasında. Ömer Nida, Demirtaş Ceyhun, şimdi Avusturalya'da yaşayan Nihat Ziyalan, Nurer Uğurlu, Fevzi Yetiker, Abdullah Sert, Faruk Ergöktaş ve başka arkadaşlar. Sanırım Türkiye'deki futbol sahalarının gördüğü en sıska iki kişi de o maçta yer almıştı: Yılmaz Güney ve ben. Hakan Şükür'ü bile bizim yanımızda Marlon Brando'nun son yıllarındaki durumuna benzetebilirim. Son olarak Yılmaz'ı, sanırım "Beyoğlu Canavarı"nın çekiminde görmüştüm. Bir gazeteci arkadaşımla gitmiştim, çekimin yapıldığı yere. O daracık han içinde yığınla insan vardı, yığınla seveni vardı Yılmaz'ın. Spotlar onun üzerineydi. Bir kuytuya geçtim. Çekim arasında, "Habora, Habora," dedi, "Ne biçim dostsun, insan yayınladığı kitaplardan Yılmaz kardeşine de gönderir." Nasıl utandım, bilemiyorum. Ama ben Yılmaz'ı sık sık görebilme şansına sahip değildim ki... Ve bir çözemediğim konu da, kendisine çevrilen o güçlü ışıkların altında, beni nasıl görebilmişti?! 1960'larda Yılmaz Güney, hem vurdulu-kırdılı filmler çeviriyor, hem de onlarca yıl sonra "Sinema klasikleri" arasına geçen, Türkiye'nin en iyi 25-30 filmi arasında yer alan filmler çeviriyordu. Sanıyorum, vurdulu-kırdılı filmlerden kazandığı parayı "Yılmaz Güney klasikleri"ne yatırıyordu. O yıllardaki filmlerinde, gizli bir "Robin Hood"luk vardı. Külhanbeyiydi, kabadayıydı, ama zenginden alıp, yoksula verirdi. Haraç alırdı, vurgun yapardı, ama kendisi, daha doğrusu canlandırdığı kahraman için değil, yoksullar için yapardı, filmlerinde. "At, avrat, silah", "Bana kurşun işlemez", "Pire Nuri", "Dolandırıcılar şahı", "Tatlı bela"; "Ölüme yalnız gidilir", "Harcıma dokunma", "Bir çirkin adam", "Yedi belalılar", "Krallar kralı", "Eşrefpaşalı", "At hırsızı Banuş", "Azrail benim", "Kargacı", "Belanın yedi türlüsü", "İmzam kanla yazılır", "Üçünüzü de mıhlarım", "Torpido Yılmaz", "Anası yiğit doğurmuş", "Balatlı Arif", "Büyük cellatlar", "Bomba Kemal", "Kovboy Ali", "Zımba gibi delikanlı", "Davudo", "Beyoğlu Canavarı" ve diğerleri... Bunlardan biri de "Kasımpaşalı Recep"ti...

Kasımpaşalı Recep Bilmem neden, "Kasımpaşalı Recep"in etkisinde çok kalmıştım, o yıllarda. Hatta anneme, Yılmaz Güney'in o filminde gördüğüm uzun kaşkolu gibi, ama kan kırmızı, bir kaşkol ördürmüştüm, ta dizlere kadar sarkan. Ne diyeyim, gençlik... Filmin hem prodüktörü, hem de yönetmeni Nuri Akıncı'ydı. Yıllar sonra, kısacası tam 40 yıl sonra, dostum Adnan Kesici'nin sayesinde bu filmi buldum ve yeniden izledim, tabii 40 yıl öncesine dönerek. Tijan Par, Devlet Devrim (Ses mecmuasının kapak yıldızı olmuştu, soyadı Muhsin'di, Devrim'e dönüştürülmüştü), Ali Şen, Mine Sun, Muharrem Gürses, Mine Soley, Barbaros Erbaş, Ersun Kazançel (Ne güzel günlerimiz geçmişti), O. Nuri Ergün (Rejisör de olduydu), Nezihe Güler, Panter Faruk, M. Ali Pınar, Hüseyin Peyda oynuyordu. Senaryo Yaşar Akıncı'nındı. Foto direktörü de usta Cezmi Ar... Sağa eğik kasketiyle, uzun ve beyaz kaşkoluyla ve omuzundaki pardesüsüyle Kasımpaşalı Recep yavaş yavaş çevresinde adını duyurmaya başlar. Önce ailesindekilere posta koyar, "Geceleyin kadınlar, kızlar sinemaya gitmez," diyerek. Sonra aşık olduğu kızın çevresindeki Jawa marka motosikletli sosyetik gençlere. Ve meyhanede bir yaşlı adam, "Gençsin, ama yaşlanacaksın. Onun için gençliğinin değerini bil ve baş ol.. Kral biri olursun bu dünyada." diye öğüt verdikten sonra Kasımpaşalı Recep ağırlığını koymaya başlar. Önce Kasımpaşa'nın dayısı Kabakçı Süleyman'ı, arkasından Pire Nuri'yi ve diğerlerini halleder. Müslümandır da Kasımpaşalı Recep. Her iki lafının birinde "Allah esirgesin"i dilinden düşürmez. Ve başlar, mahalle arasına "Köprü yaptıracağı"nı söyleyerek, tıpkı çağdaş Kasımpaşalıların dubleyol yaptırmayı düşündükleri biçimde para toplamaya başlar. Ama Türk tarihinin ilk Kasımpaşalı Recep'i, sonuncusu gibi yoksuldan alıp zengine vermez, zenginden alıp yoksula verir. En babalara bile karşı çıkar, "Kralı gelse bastonu elinde kalır," diyerek. Sonunda çağdaşlarının tersine, herkesin sevgilisi olarak sona ulaşır Kasımpaşalı Recep... Belki çok yalın bir filmdi, ama sevmişim ki, bugüne dek unutmamışım.

www.evrensel.net