Polis hayal sınırlarını zorladı

İçişleri Bakanlığı'nın talimatı doğrultusunda Emniyet Genel Müdürlüğü'nün gözaltında öldürülen Süleyman Yeter davası için bir rapor hazırladığı ortaya çıktı.

Gözaltında öldürülen sendikacı Süleyman Yeter'in de aralarında bulunduğu 15 kişiye gözaltında işkence yaptıkları iddiasıyla yargılanan polislerin dava dosyasından çokça tartışılacak bir rapor çıktı. Dava dosyasına konulan bir mektup nedeniyle ifadesi alınan Avukat Gülizar Tuncer, dosyaya bir kez daha göz atınca, İçişleri Bakanlığı tarafından iki yıl önce Emniyet Genel Müdürlüğü'ne hazırlatılan bir raporla karşılaştı. Polis Başmüfettişleri Nejdet Kondolot ve Alaattin Yılmaz'ın kaleme aldığı raporda, avukatlar Gülizar Tuncer, Mihriban Kırdök ve Ercan Kanar ile İHD İstanbul Şube Başkanı Eren Keskin ve İstanbul Tabip Odası üyesi Profesör Şahika Yüksel, MLKP üyesi ya da sempazitanları olarak gösterildi. Raporda, İnsan Hakları Derneği (İHD), Türk Tabipleri Birliği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı da (TİHV) örgütün legal uzantıları ya da propoganda aracı olarak lanse edildi. "Emniyet Genel Müdürlüğü İnceleme Raporu" başlığı ile 19.09.2002 tarihinde görev emrinin verildiği rapor, 19.02.2003 tarihinde tamamlandı. Teftiş Kurulu Başkanlığı'na sunulan rapor, ekleri ile birlikte 511 belge incelenerek hazırlanmış ve toplam 28 sayfadan oluşuyor. Terörle Mücadele ve İstihbarat Daire Başkanlığı ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün dosyalarından yararlanılarak hazırlanan rapor, esas olarak Süleyman Yeter ile birlikte gözaltına alınan ve gözaltında tecavüze maruz kalan Asiye Güzel Zeybek üzerine kurulu.

Ağır suçlamalar Bazı kitle örgütlerinin illegal örgütlerin uzantıları gibi gösterildiği ve ağır suçlamaların bulunduğu raporda, insan hakları savunucuları, "örgüt propogandası yapmak"la itham ediliyor. "Örgüt mensuplarının davaları ile işkence ve tecavüz iddiaları ile ilgili davalarda İHD ve ÇHD gibi dernek yöneticisi ve üyesi avukatların görevlendirildiği, Tabip Odaları Muayene Rapor Komisyonu'ndan rapor temin edildiği, Türkiye'nin dış kamuoyundaki imajının zedelenmek istendiği" iddia ediliyor.

Zeybek olayı Asiye Güzel Zeybek'in gözaltına alınmasından itibaren itirafçılığı seçtiği, ancak örgüt tarafından cezalandırılmamak için gözaltında işkence ve tecavüze maruz kaldığı yalanına başvurduğu iddia edilen raporda, sonradan örgüt kararı ile Zeybek'in tecavüze maruz kaldığı yönünde bir kampanya başlatıldığı da öne sürülüyor. Raporda, Zeybek'in yazdığı "İşkencede Bir Tecavüzün Öyküsü-Asiye" isimli kitabın incelenmesi sonrasında yapılan psikolojik "analize" de yer veriliyor. Bu "analizde", Zeybek'in gözaltında okuduğu işkence ve tecavüz kitapları ile TTB ve TİHV bültenleriyle kendini tecavüz edilmiş bir kadının psikolojisine hazırladığı öne sürülüyor. Gülizar Tuncer, "MLKP örgütü mensubu olmaktan hakkında adli işlem yapılmış avukat" olarak tanımlanırken; Kırklareli E tipi Cezaevi'nde kalan Zeybek'i "tehdit kokan ifadelerle" itirafçı olmaktan vazgeçmesi için baskı altına alıp yönlendirdiğine yer veriliyor. Zeybek ve cezaevinde bulunan arkadaşlarının özellikle Çapa Tıp Fakültesi'ne sevk edilmelerinde ısrarlı olmaları, Çapa Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şahika Yüksel'in "MLKP örgütü sempatizanı olduğu" iddiasına dayandırılıyor. Bunun yanı sıra Yüksel'in ilişkilerini, "Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Projesi" çalışması ile güçlendirdiği ifade ediliyor. Polis raporunda, "İHD İstanbul Şubesi'nin genel kurulunda her yıl yönetim kurulunun 1 asil ve 2 yedek üyeliği ile denetleme kurulunun 1 asil üyeliğine MLKP örgütü mensubu üyelerin seçildiği..." şeklinde değerlerlendirmeler yapılıyor. Eren Keskin ile arkadaşlarının, bazı avukatlar ve TİHV yöneticisi avukatlar ile irtibata geçip cezaevlerinde bulunan bayanları gözaltında cinsel tacize uğradıkları iddiasında bulunmaya ikna ettikleri savunulurken, avukatların bunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmak için planladıkları ifade ediliyor. Yazdıkları raporda hayal güçlerinin sınırlarını zorlayan polisler, gözaltında tecavüze ilişkin ayrıntıların "porno kitap veya filmlerden esinlenmiş olabileceğini" belirtiyorlar. Sonuç bölümünde ise avukatlar ve doktorlar hakkında gerekli adli işlemlerin yapılması talep ediliyor.


Avukatlar suç duyurusunda bulunacak Süleyman Yeter davasının avukatlarından Gülizar Tuncer, ifadelerinin alınması ve raporla ilgili şunları söyledi: Dava dosyasına konulan bir mektuptan dolayı sorumlu tutulduk ve ifademiz alındı. Ancak bu mektup bizim tarafımızdan yazılamayacağı gibi müvekkillerimiz tarafından da yazılamazdı. Bunu ancak polis yapmış olabilir. Önceden de zaten dosyayla ilgisi olmayan evraklar dosyaya konuluyordu. Biz bu girişimlerin avukatlara yönelik suçlamaya dönüşeceğini tahmin etmiyorduk. Son olarak ben ifade vermeye çağrılınca dava dosyasına tekrar bakma gereği duydum ve daha önce hiç görmediğim bu raporla karşılaştım. Bu dava baştan sona hukuksuzluklarla dolu. Zaten bu mektuplar ve bulduğum bu rapor da bunun son aşamasıydı. Biz raporla ilgili suç duyurusunda bulunarak hukuki süreci başlatacağız.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Nükleer tartışmasıOnur Bakır AKP Hükümeti 2012 yılından itibaren Türkiye'de 3 nükleer santral kurmak için 2005'te ihaleye çıkma hazırlıkları yaparken, dünyanın baş edemediği nükleer atıklara Türkiye'nin nasıl bir çözüm getireceği belirsiz. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Bilgi Birimi Başkanı Gül Göktepe olumlu bir tablo çizerken, atık sorunun nihai çözümünün yakın olduğunu ve Türkiye'nin 60-70 yıl atık sorunu yaşamayacağını savunuyor. Çevre Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Cihan Dündar ise nükleer atıkların dünyanın başına bela olmaya devam ettiğini ve Türkiye'nin boyutları tahmin edilemez bir riskin altına gireceğini söylüyor. Kısa vadede nükleer santrallerde kullanılacak yakıtın dışarıdan satın alınacağını belirten Göktepe, "Orta vadede kendi yakıtımızı imal etme planımız var" dedi. Türkiye'de kurulacak nükleer santralın yeri ve tipinin henüz belirlenmediğini kaydeden Göktepe, kullanılacak yakıtın, kurulacak santral tipine göre belirleneceğini bildirdi. Göktepe, TAEK olarak dünyadaki nükleer teknolojileri incelediklerini söyledi. Fransız-Alman ortaklığının geliştirdiği EPR, Amerikan şirketlerinin geliştirdiği APR gibi reaktörler olduğuna dikkat çeken Göktepe, reaktörlerin de ithal edileceği mesajını verdi. "Ülkemizde bir nükleer santral yapımı halinde 60-70 yıl atık sorunu olmayacaktır" diyen Göktepe, nihai olarak atığın ne yapılacağı konusunda çözüme doğru gidildiğini ve mevcut atıkların çok güvenli olarak geçici depolarda saklandığını öne sürdü. Göktepe, nükleer atıkların nihai olarak bertarafının 2020-2030 yıllarında mümkün olabileceğini kaydetti. ÇMO Başkanı Dündar ise "Şu anda dünya çapında nükleer atık sorununun çözüldüğünü söylemek mümkün değil. Atıklar hâlâ bir baş ağrısı olarak duruyor" dedi. Dündar'ın verdiği bilgiye göre ortalama gücü 1000 megawatt olan bir nükleer santral yılda 27 bin ton yüksek, 250 bin ton orta, 450 bin ton da düşük düzeyde nükleer atık üretiyor. 1 ton atığın bertaraf maliyeti ise yaklaşık yarım milyon dolar. Bu hesaba göre Türkiye'de 3 nükleer santralın üreteceği atıkların bedeli milyarlarca dolar olacak. Nükleer atıkların gelişmiş ülkelerin de başını ağrıttığını belirten Dündar, ABD'nin Nevada Eyaleti'ndeki Yuka Dağı'nı nükleer atık deposu olarak kullanmayı planladığını ve 2004 yılı bütçesinden 27.3 milyar dolar ayırdığına işaret etti. Nevada Eyaleti'nin ise böyle bir riskin altına girmek istemediğini ve federal yüksek mahkemeye başvurarak projenin iptalini istediğini aktaran Dündar, Türkiye'de nükleer santral kurulması durumunda nükleer atık gibi büyük riske girileceğini söyledi. Dündar, "Çok büyük bedelleri var. Olası bir nükleer kaza ya da atıklardan kaynaklanan sızıntılar sonucunda ne kadar zarar görüleceğini tahmin dahi edemeyiz. Bu kabul edilebilir bir risk değil. Eğer Türkiye'de insana değer veriliyorsa, nükleer santral kurulmaz" dedi. Hükümet, 3 nükleer santral kurma planını yaşama geçirmek için çalışmalarına hız verdi. İhale şartnamesinin 2005 yılında hazırlanması ve 2005'te ihaleye çıkılması hedefleniyor. Her biri bin 500 megawatt gücünde olması planlanan nükleer santrallerden ilkinin 2012'de, ikincisinin 2014'te, üçüncüsünün ise 2015'te devreye sokulması planlanıyor.

www.evrensel.net