Devletsiz toplum ihtimali var mı?

İnsan davranışlarının anlaşılabilmesi için tarih boyunca bilim adamları araştırmalar yaptılar. Günlük yaşamın örgütlenmesi, farklı durumlarda gösterilen davranış ve tepkilerdeki değişiklikler öncelikle merak nedeni olmuş; ardından da çeşitli araştırmalara konu olmuştur.

İnsan davranışlarının anlaşılabilmesi için tarih boyunca bilim adamları araştırmalar yaptılar. Günlük yaşamın örgütlenmesi, farklı durumlarda gösterilen davranış ve tepkilerdeki değişiklikler öncelikle merak nedeni olmuş; ardından da çeşitli araştırmalara konu olmuştur. İnsanların nasıl yönetilirse yönetilsin, kendilerini yönetenlere tepkisiz kalmalarına ilişkin çeşitli araştırmalar da yapıldı. "Nasıl oluyor da doğrudan kendisini ve geleceğini olumsuz etkileyecek politikalara karşı insanlar tepkisiz kalabiliyor; hatta bu politikaların destekçisi olabiliyor?" sorusu da zihinleri sürekli meşgul edegeldi. Bunu sağlayan iktidar mekanizmaları üzerine ya da siyaset üzerine birçok çalışma da yapıldı.

Psikanalatik bir deneme "Toplumsal bağ üzerine psikanalitik deneme" alt başlıklı Eugene Enriquez'in yazdığı "Sürüden Devlete" (*) adlı kitap bu sorulara yanıt aramaya çalışıyor. "Sürüden Devlete", hepimiz için kilit önem taşıyan bir sorunun yanıtını ararken, insanlığın en karanlık dehlizlerine dalıyor: Özgür ve mutlu olmak isteyen insanlar niçin zorbalara, şeflere ya da devletlere boyun eğer? Kitap, gönüllü köleliği tercih edişimizin kavranmasının anahtarlarını psikanalitik düşüncede arayan ve bulan bir metin. "Sürü, devlette olgunlaşmasına rağmen, devlet bir sürü devletine dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaya hep devam eder; tinselliğin gelişmesiyse düşünme uğraşının şüpheyle karşılandığı ve inançlar ile yanılsamaların, insanların eylemlerinin yönünü birlikte belirlediği işlevsel ve tutkusal bir dünyanın ortaya çıkmasına yol açar." "Nazi devleti, Yahudiliğe karşı giriştiği mücadelede modern devletlerin mantığını sonuna kadar götürmekten başka bir şey yapmamıştır; Yahudi soykırımı yalnızca (yinelenemez) bir olay değildir; gözlerimizin önünde varlık kazanan toplum paradigmasının önemli unsurlarından birini oluşturur ve bize hem günümüzdeki hem de gelecekteki soykırımların imgesini öndeleyerek sunar." İnsan insanın... Kitabın birinci kısmında Freud'un; Totem ve Tabu, Musa ve Tektanrıcılık gibi kitaplarının çözümlemesi yapılmış. Kullanılan kavramların içeriği yeniden ele alınarak güncelleştirilmeye çalışılmış. Kitabına "Durkheim'ın 'homo homini Deus'** şeklindeki iyimser deyişine karşı Freud'un modern devletlerin dibacelerine yeniden yerleştirdiği Hobbes'un daha eski ve külyutmaz deyişi 'homo homini lupus'*** itibar kazanmakta" diyerek başlayan Enriquez, bir bakıma karamsarlık sayılacak bu değerlendirmeye rağmen, "gelecek günün birinde ışıl ışıl olmasa da en azından hoş olacak; toplum şeffaf ve kendisiyle barışık olacak" demeyi de ihmal etmiyor. Bu yaklaşım aslında kitabın bütününe bakıldığında yazarın üstü örtülü bir şekilde ifade ettiği ancak saptama ve sonuçlar söz konusu olduğunda göz ardı ettiği "her şey karşıtıyla birlikte var olur" gerçekliğinde de kendisini gösteriyor. "Toplumsal bağ, tahakküm ve iktidar" başlıklı ikinci bölümden itibaren yazarın ciddi bir ayrışma ve çelişki içine girdiğini söylemek mümkün. Birinci bölümdeki referans ve çözümlemelere bakıldığında 'yapısalcı' bir anlayışın hakim olduğu görülürken, ikinci bölüm bu tarz çözümlemelerin yetersizliğini ister istemez ortaya koyuyor. Üstelik bu durum yazarın niyetiyle de ilgili değil. Toplumun homojen bir yapı olduğu varsayımıyla yola çıkan bütün değerlendirmeler ve çıkarsamalar ister istemez bütünü kavramak ve yansıtmakta yetersiz kalıyor.

Devlet ve denetim Devlet tiplerini çeşitlendiren yazar, 6 değişik tipte devlet olduğunu öne sürüyor. Bunlar; liberal demokrasi, programlanmış demokrasi, despotizm, militarizm, diktatörlük, totalitarizm olarak sıralanıyor. Buna paralel olarak devletlerin toplumu denetleme yöntemleri de 7 ana başlık halinde değerlendiriliyor. Bunlar; 1- Şiddet yoluyla doğrudan denetim, 2- Bürokratik aygıt aracılığıyla örgütsel denetim, 3- Ekonomik rekabet yoluyla sonuçların denetlenmesi, 4- Katılımın dışavurumuyla ideolojik denetim, 5- Sevgi aracılığıyla denetim, 6- Doygunluk yoluyla denetim, 7- Bir fişleme sisteminin oluşturulmasına ve polis aygıtının kullanımına dayanan caydırma yoluyla denetim olarak sıralanıyor. Hangi devlet tipinin ve denetleme yönteminin belirli bir yer ve zamanda gündeme geldiği sorusuna ilişkin ayrıntılı açıklamalar yapan yazar; bütün bu 'organizasyonların başarısını da 'kitleselleşme' kavramıyla açıklıyor. Devlet türü ne olursa olsun, toplumun ona boyun eğmesinin ancak ve ancak insanların 'sürüleşmesiyle'; yani kitleleşmesiyle mümkün olabileceği, bir bakıma doğru bir tespit olarak görülebilse de, toplumun homojen olmadığı gerçeğini hatırladığımızda mutlak bir kitleselleşmenin olanaklı olmadığını da dikkate almamız gerekir. Devletin sınıfsal niteliği üzerine bir tespit yapmadan; her türlü devlet tipinin bu temel özelliğini değerlendirmelerin merkezine yerleştirmeden yapılan bütün saptama ve çıkarılan sonuçlar eksik kalır; hatta bilimsellikten uzaklaşır. İdeolojiler, din, politika, kültür gibi kavram ve kategorilerin de çözümlenebilmesinin yolu budur. Hiç şüphesiz iktidardaki her sınıf kendi çıkarını bütün sınıfların çıkarı gibi göstermeyi beceremediği sürece, toplumu yönetemez. Bunu toplumun iktidardaki sınıfa inanması olarak değerlendirmekte yeterli değildir. Aynı anlama gelmek üzere 'inançlar ve yanılsamaların insanların eylemlerinin yönünü birlikte belirlediği' saptamasında olduğu gibi bütünüyle öznelliğe düşülür. Toplumların yaşadığı güncel sorunları, sınıf çelişkisi ve yazarın ifadesiyle 'hoş' bir gelecek tasarımının süzgecinden geçirip kavram ve kategori düzeyinde soyutlamadan yapılan her saptama, sorunu çözmekten çok belirsiz bir fotoğraf çekmekle sınırlı, 'etkisiz' bir etkinlik haline gelir. Yahudi soykırımı, kızılderili soykırımı gibi tarihsel olayları sadece saptamakla yetinen bir bilim sonraki soykırımların habercisi olmaya devam edecek ancak 'özgür ve mutlu' olmak isteyen insanlara, bunun hangi güçlere dayanılarak gerçekleşebileceği problemini de çözmeye çalışan bilim, toplumu özgür ve mutlu kılabilir. Ve bu, mümkündür. Tam da burada Marx'ın Feuerbach üzerine 11. tezini yeniden hatırlamakta fayda var. "Filozoflar bugüne dek dünyayı değişik şekillerde yorumladılar; aslolan onu değiştirmektir." Bütün bu söylediklerimize rağmen kitap 'eleştirel okuma'yı becerebilenler için önemli katkılar sunabilecek; bu anlamda da değerlendirilmesi gereken bir eser. *Sürüden Devlete (Toplumsal bağ üzerine psikanalitik deneme), Eugene Enriquez, Fransızca ilk basım: 1983 Türkçe 1. Basım 2004 Ayrıntı Yayınları, Fransızca'dan çeviren: Nilgün Tutal,

**İnsan insanın tanrısıdır

***İnsan insanın kurdudur


www.evrensel.net