İşçi B ve anımsattıkları

Bir programcımız mı ne, işte o bir kitap okumuş, yaşamı değişivermiş. Şöyle bir düşünüyorum da, benim yaşamımı değiştiren bir kitabın olmadığını görüyorum. Ama yaşamımı değiştirmeye, daha doğrusu karartmaya çalışan kişi ve kurumlar oldu...

Bir programcımız mı ne, işte o bir kitap okumuş, yaşamı değişivermiş. Şöyle bir düşünüyorum da, benim yaşamımı değiştiren bir kitabın olmadığını görüyorum. Ama yaşamımı değiştirmeye, daha doğrusu karartmaya çalışan kişi ve kurumlar oldu. Örneğin IMF, S.Demirel, Dünya Bankası, Turgut Özal, Avrupa Birliği, Tansu Çiller, Amerika, Recep Tayyip Erdoğan... Görüyorsunuz değil mi, nasıl da evrensel bir futbol takımı!.. Bir de Kenan Evren var. Hani "Kaçak İslamcı Fetullah Gülen"in "Cennetlik" olduğunu söyleyen Kenan Evren... Bu arada televizyonlara dizi film konusu olabilecek denli ünlü olan bizim "Kaçak Fetullah Gülen"i kutlamak istiyorum. Çünkü bu teknoloji çağında, yukardan aldığı haberleri ifşa ediyor... Ama sanıyorum yukardaki makamlar, böylesine teknik bir hata yapıp, Kenan Evren'i cennete almazlar... Neyse... Ben de bir kitap okudum, dostlarım sayesinde. Önce Sennur Sezer'in "Sıradışı Şiirler" başlıklı yazısını (Evrensel, 25.11.2004), arkasından Hayri Erdoğan'ın "Açıklama mektubu"nu. Ve sonunda "İşçi B'nin Hikâyeleri"ni okudum. Kapağından başlayarak, bir yerlere götürdü kitap beni...

İşçilerin yüzleri neden sert çizgili? Dikkat edin kent işçileriyle ilgili resimlere, fotoğraflara, hepsi de sert, katı görünümlüdür. "İşçi B'nin Hikâyeleri"ni alınca elime, önce kapağı götürdü beni eski günlere. Bulgaristan'da birçok resim ve heykel gördüm, kent emekçileri, köy emekçileri üzerine. Tümü de birbirine benziyordu. Kent emekçileri katı yüzlü, ellerinde, örneğin örs ve çekiç; ama buna karşılık köy emekçileri güler yüzlü ve ellerinde çiçek ya da kucaklarında kuzu. Bulgaristan'daki yetkililelere sordum nedenini, ama açıklayamadılar... Bir gidişimde tam üç gün yok Ressamlar Birliği, yok Heykeltraşlar Derneği, döndüm, dolaştım, "Nedir bu biçimin özelliği?" diye. Yanıt alamadım. Şimdi de sert ve katı yüzlü "İşçi B"yle karşı karşıyayım...

Gelelim şiirlere "1952" başlıklı şiir şöyle: "Holding büyük, çok büyük / İşçi B'nin çocuğu küçük. / Çocuk soruyor: / -Holding ne demek, diye. / Cevap veriyor İşçi B: / -Almanya'nın kaybettiği harpte / Kazanan Almanlar." Bu şiiri okuyunca, Tekel'lere, SEKA'lara, ulaşım araçlarına, şeker fabrikalarına ve bu halkın yarattığı tüm değerlere, kırmızı karıncalar gibi saldıran yerli-yabancı holdingler geldi, gözlerimin önüne. Üstelik biz Almanya gibi savaşı yitirmemiştik, kazanmıştık bağımsızlık savaşını... "1956" başlıklı şiirinde de şöyle diyor ozan: "Tutuklayıp çıkardılar mahkeme önüne / Hiçbir suç bulunamadı / Sosyalist olmasından başka. / Reis eğildi hafifçe, / -Suçsuz yaşamak istiyorsan / Partiden ayrılman gerek, dedi. / İşçi B cevap verdi: / -Ben işçiyim, dedi, / Başımdan nasıl ayrılır gövdem? / Böylece / Üç yıla hüküm giydi gene de / Dik başlılıktan." 1970'lere dönüyorum. Çok sevdiğim bir dostum vardı, sosyalistti. Adını vermiyorum çünkü 20-25 yıldır karşılaşmadım kendisiyle. Belki değişmemiştir, ama belki de dönüşüme uğramıştır, bilemiyorum. Zülfü Livanelioğlu bile sosyalizmden "CHP solculuğu"na(!) dönüştükten sonra, neden olmasın... İşte o arkadaşım, dostum, 12 Mart'ın en civcivli ya da en tavuklu günlerinde askeri mahkemeye çıkarılır. Askeri zındandan çıkarılacağına emindir, çünkü daha önce normal mahkemede aklanmıştır... Yargıcın önünde, "Hakim bey, hakim bey," der, "Ben bu davadan sivilde yırttım." Yargıç sol yumruğunu büker, sağ avucuyla vururken, "Burada yırtamadın, üç yıl verdim sana..." der.

Baskı Ya "Baskı" şiirindeki İşçi B...: "Bir doğu gezisinden dönüşte / İşçi B'ye merakla sordu batıdakiler: / Orada baskı var mı, gördün mü? / Evet, dedi B, hem de nasıl, / Öyle bir baskı var ki. / Herkes herkese baskı yapıyor orada: / İlle okula gideceksin, diye / Devlet yönetimine katılacaksın, diye ille / Hem de, ekonominin örgütlenmesine katılacaksın! / Bir baskı var ki orada yani, / Sormayın!" Yıl 1990'nın başları. Daha İstanbul'dayım. Mart ayında bir Bulgar dostum geldi yayınevime. "Yahu Habora," dedi, "Biz düzeni yıktık. Kapitalizm gelişiyor artık... Şubatta çocuğu okula götürdüm. Benden kayıt parası istediler. Oysa komünistlerin döneminde böyle bir şey yoktu..." Aradan bir, birbuçuk ay geçti, bir başka Bulgar dostum geldi. Karısını hastaneye götürmüş, para istemişler ondan... İkisine de aynı şeyi söyledim: "Daha yeni başladı kapitalizm, ananızın örekesini yakında çok daha iyi göreceksiniz..." İşçi B'nin Hikâyeleri ve bana anımsattıkları bitmiyor... İşte "Hürriyet" şiiri: "Haykırıyordu patronun biri: / -Almanya'nın bu hür batı tarafında / Hürriyet hakimdir! / Burada herkes / Hem de hukuki yoldan / Her türlü hürriyete sahip olur! / -Evet ya, diye mırıldandı İşçi B, / Bizlerin sırtından." Evet, Türkiye'de de özgürlük egemen, hem de hukuki yoldan. Örneğin yobazlar eylem yapar, polis süt dökmüş ev kedisi gibidir. Ama yurtsever emekçiler, gençler ortaya çıkınca, güvenlik güçleri 'En Kahraman Rıdvan'dır... Türkiye'yi ümüğüne dek soyanlara bir şey olmaz, ama iki ekmek çalan zındana atılır... Zenginleri soyan yakalanır, ama yoksulları soyanla ilgilenilmez bile.

Biz yanarız, / O gider Ya "Özel Teşebbüs Tablosu" başlıklı şiir: "Büyük satışlı gazeteler / Büyük büyük yazdılar: / 'Özel teşebbüs, kalkınmanın motorudur!' / Arkadaşları sordu İşçi B'ye: / -Doğru mu bu? Hem doğruysa eğer / Biz neciyiz bu işte? / Cevap verdi B: / -Biz benziniyiz o motorun: / Biz yanarız, / O gider." Bulgaristan, Halk Cumhuriyeti'yken, nüfusu 10 milyondu. Ve en satışlı gazetesi 2 milyon satıyordu. Türkiye Cumhuriyeti, bugün 75 milyona yakın bir nüfusa sahip. Bırakın 15 milyonu, 1.5 milyon, hatta 1 milyon satan tek bir gazetesi var mı? (AKP'nin iktidara gelmesine neden kızıyoruz ki?!..) Birkaç gazete dışında bizim tüm gazetelerimiz "Magazin"dir. Arada ciddi(!) haberler de verirler: "Türkiye'nin notu PP'den (Pascale Petit, çocukluğumun ünlü Fransız oyuncusu), CC'ye (Claudia Cardinale, o da çocukluğumun ünlü İtalyan oyuncusu) ve şimdi de BB'ye (Brigitte Bardot, çocukluk aşkım) çıktı." İşçi B'ler benzin; ve yalaka medya motor... Böyle ülkeye, böyle motor... Nisandaki İzmir/TÜYAP Kitap Fuarı'nda bir panel düzenleyecekti TYS İzmir Temsilciliği. Güngör Gençay, Adnan Kesici ve ben sunacaktık. Ama TYS'ye sadece iki panel ya da söyleşi hakkı verildiği için, görkemli olacağına inandığım bu paneli iptal ettik. Daha doğrusu geciktirdik. Bu paneli ya da gösteriyi Çiğli, Buca, Urla ve Alsancak'ta sahnelemeyi düşünüyoruz, Türkiye Yazarlar Sendikası İzmir Temsilciliği kanalıyla. "İşçi B'nin Hikâyeleri" hem bana bazı şeyleri anımsattı, hem de yol gösterdi. Bu basit görünümlü dev yapıtı hem emekçilere, hem de "Popsociety"ye öğretemezsek, suçu bizde arayacağım...

www.evrensel.net