03 Ocak 2005 03:00

Çok cesurdu babam

Kıbrıs'lı gazeteci, yazar ve şair Kutlu Adalı'nın Lefkoşa'da vakıf haline dönüştürülen evine konuk olduk. Eşi şair İlkay Adalı ve gazeteci kızı Kut Adalı ile onu konuştuk. Yazmaya nasıl başladı? Yazarken en çok nelere dikkat ederdi? Hangi yazarları severdi? Kendini sürekli yenilen bir yazar olan Kutlu Adalı'yı Denktaş ile dostluktan davalı olmaya götüren sürecin öyküsü nasıl gelişti...

Paylaş
6 Temmuz 1996'da Kuzey Kıbrıs'ta "faili meçhul" bir cinayeti kurban giden Adalı, 3 Ocak 1935'te Lefkoşa'da doğdu. Peki nasıl yaşadı, yazarlık ve gazetecilik serüveni nasıl gelişti, hangi yazarları severdi ve bir yazar olarak en çok neleri önemserdi? Tüm bu sorulara yanıt aramak için Kutlu Adalı'nın Lefkoşa'da, ölümünün ardından vakıf haline getirilen evine konuk olduk. Eşi şair İlkay Adalı, kızı gazeteci Kut Adalı bize Kutlu Adalı'yı anlattılar. Araya giren kayınvalidesinin aktardığı küçün anekdotlar da sohbetimize ayrıca renk kattı. İlkay Adalı eşinin yaşamını anlatmaya Kutlu Adalı'nın Antalya'ya göçü ile başlıyor. Dönemin İngiliz İdaresi 1930'ların sonunda isteyenlerin İngiliz uyruğuna geçebileceğini belirtirken, diğer bir seçenek olarak da Türkiye'ye göç edebileceğini ilan ettiğinde Adalı ailesi, başka pekçok Türk gibi Antalya'ya göç etmiş. Kutlu Adalı da bu göçü henüz annesinin kucağındayken yaşamış. Liseyi Antalya Lisesi'nde okuyan Kutlu Adalı'nın gazetecilik, yazarlık yolundaki ilk denemelerinin de lisede duvar gazetesine yazı yazmakla başladığını aktarıyor İlkay Adalı. Şiirlerimi yayımlardı... 1952 yılının yaz tatilinde Kıbrıs'a geldi. Kasap olan babasına yardım ediyordu. Çok okuyan ve yazmaya da meraklı olan Kutlu Adalı 1959'da Beşparmak dergisini çıkardı. Ardından da Nacak gazetesinde yazılar yazmaya başladı. Nacak Türk Mukavemet Teşkilatı'nın yayın organıydı. O yıllarda EOKA'nın eylemlerine karşı Kıbrıs Türkleri arasında varlıklarını koruma ve sürdürme üzerine kurulu bir milliyetçilik egemendi ve daha sonraki yıllarda karşı karşıya gelecek olan Rauf Denktaş ile Kutlu Adalı'nın yollarını TMT'de buluşturan da böylesi bir atmosferdi. İlkay Adalı anlatmaya şöyle devam ediyor: "1960 yılında Zafer gazetesini çıkarmaya başladı. Daha sonra Akın gazetesi. Ve pek çok gazetede yazı yazdı: Kıbrıs Postası, Ortam, Yeni Düzen. Bir sürü de dergi. Öldürüldüğü zaman Yeni Düzen'de yazıyordu. Tiyatroları ve araştırmaları vardı. Onlar daha basılmadı." Askerlik anıları, "Said Nursi'den Şeyh Merrun'a" adlı bir kitabı da yayınlanmayı bekleyenler arasında. İlkay Adalı, tanışmalarını ise şöyle anlatıyor: "Bir şiir gecesi olacaktı, ben de okumak istedim bir şiir. Teyzemin kızı vardı, Ozanlar Birliği diye bir yer vardı Lefkoşa'da. Beni oraya götürdü. Kutlu da oradaydı, orada tanıştık. 1959-60 yılları. Kendi şiirimi okumamı bırakmadı, beğenmedi benim şiirimi. Ben de kendi şiirini okudum o zaman. Ve o zaman daha lise birinci sınıftaydım. Daha sonraları da sanat dergisinde kendisine posta ile şiirler gönderirdim. O da benim şiirlerimi düzeltir ve yayımlardı. Böylece arkadaşlığımız ilerledi." Ve ondan sonra Kutlu Adalı İlkay hanımlara daha sık gelip gitmeye başlamış. O arada, emekli öğretmen olan kayınvalidesi "İsterdi evlensin, babası izin vermezdi. Eğer vermezsek önce beni öldürecek, sonra da kendilerini" diyerek araya giriyor. İlkay hanımı istemek için eve çok gelip giden olduğunu; ancak Kutlu Adalı'nın ısrarı sonucu ona verdiklerini söylüyor. İlkay hanım, "Nikah olduğumuz zaman benim imzam geçmezdi. 17 yaşındaydım ben. Babam imza verdi ve nikah kıyıldı" diye devam ediyor.

Salah Birsel'i çok severdi Kutlu Adalı'nın Türkçe'de ve dünya edebiyatında en çok kimleri sevdiğini sorduğumuzda İlkay Hanım, "Salah Birsel'i çok severdi" diyor ve devam ediyor: "Can Yücel, Aziz Nesin...Aziz Nesin Rum tarafına geldiği zaman bu tarafa da geçmesi için Kutlu ve ben o tarafa geçip imza ettik. 50 tane de sanatçıyı beraberinde getirdi. 1952 senesinde." Dünya edebiyatında ise, en çok klasik edebiyata ilgi duyarmış. Rus edebiyatını çok seven Kutlu Adalı'nın, en çok sevdiği Rus yazarların başında ise Tolstoy ve Dostoyevski geliyor. Eşi ve kızı, onun yazdıklarını belgelemeye özen gösterdiğini, bu nedenle de yıllarca hakkında dava açılamadığını aktarıyorlar. Çok okuyan Kutlu Adalı'nın 36 bin kitabı, ölümünün ardından, zamanın yıpratıcı etkisine karşı korumak için özenli bir biçimde tek tek naylon poşetlere konulmuş. Evin büyük bir odası bu kitaplardan oluşan bir kütüphane durumunda bugün. Sohbetimizin ardından Adalı ailesi ile birlikte bu kütüphaneyi de geziyoruz. Kutlu Adalı, Denktaş'ın önceleri Kutlu Adalı'ya yakınlık gösterdiğini, yardımcı olduğunu anlatıyor. Bayrak Radyosu'nda Denetleme Kurulu üyeliği görevinde bulunan Kutlu Adalı'nın Denktaş ile arasının bozulmasının ardından görevinden alındığını, tekrar devlet dairesinde göreve gelmesinin ise 1974'te Ecevit hükümetinden sonraya denk geldiğini anlatıyor İlkay Adalı. Deniz Baykal, Ecevit hükümetinin Maliye Bakanı iken Kıbrıs'a gelmiş ve Kutlu Adalı yaşadığı sıkıntıları ona aktarmış. Ardından Kutlu Adalı'nın Nüfus Başyazmanlığı görevi geliyor. Ancak ardından Denktaş, Kutlu Adalı'yı tekrar görevinden aldırmış. Kutlu Adalı da "Söz" gazetesinde takma adla onu eleştiren yazılar yayımlamış bundan sonra. "Kerem Atlı" adı ile yayımlamış bu yazılarını. "Gecenin birinde geldiler. Polisler evde arama yaptılar. Kerem Atlı diye yazılan yazıların bir kopyesi evdeydi. Büyük kızım kümese sakladı yazıları. Ve polisler bulamadı. Hakkında dava açıldı" diye anımsıyor o dönemleri.

'Kürtleri de ilk günkü gibi görmüyorum artık' Söyleşi (1968), Hayvanistan (1969), Çirkin Politikacı Pof (1969), Sancılı Toplum (1969), Köprü (1970), Şago (1970), Nasrettin Hoca ve Kıbrıs (1971) Kutlu Adalı'nın sağlığında yayımlanmış olan kitapları. Ardından Kutlu Adalı Vakfı yayımlarından da "Gideyim Buralardan diyorum.." başlığı ile Kutlu Adalı ve İlkay Adalı'nın şiirleri yayımlanmış. Vakfın bastığı diğer bir kitap da "Kağnı Yolu" başlığını taşıyor ve Kutlu Adalı'nın Türkiye'de geçirdiği yıllardaki izlenimlerini kapsıyor. Sürekli kendini yenileyen bir yazar olan Kutlu Adalı'nın Kağnı Yolu'ndaki şu satırları bile bunun göstergesi sayılabilir: "Kürtleri de ilk günkü gibi görmüyorum artık. Düşüncelerimde yanılmışım. Bizim gibi onlar da işte. Yaşamakla uğraşıyorlar, Demokrat halk çekişmesi yapıyorlar. Kıbrıs'la düşünemeyeceğim şekilde çok ilgileniyorlar." (sayfa 10)

Babam çok idealistti Adalı'nın evindeki sohbetimizde kızı ve aynı zamanda meslektaşı olan Kut'a babasını nasıl anımsadığını soruyoruz: "Babam korkusuzdu, çok cesur bir insandı" diyor. Babası ona okumayı sevdirmek için "Ayşegül" ve "Doğan Kardeş" getirirmiş. Kut ayrıca "Çok idealist bir adamdı babam" diyor. "Peki hiç birlikte çalışır mıydınız" diye soruyoruz, gülerek "Yok. Bu konuda bencildi. Hep yalnız kalırdı kitaplarının arasında. Kafasını toplaması için yalnız çalışırdı." diyor. Kutlu Adalı'nın titizliğine bir örnek de İlkay Adalı veriyor: "Köşeleri bazen yanlış dizilip girerdi. O da anlam kaymasına yol açan bu yanlışlara çok kızardı. Kızıp matbaaya girdiğinde sesi önden gelirdi. Adalı ailesi, cinayetin ilk döneminde gösterilen duyarlılığın bugün aynı biçimde sürmediğini de dile getiriyor sohbetimiz sırasında. Sadece, Kutlu Adalı Ödüllerini gelenekselleştirerek sürdüren Basın-Sen'in duyarlılığını koruduğunu vurguluyorlar. Mehmet Ali Talat'ın ise, Ankara'nın tepkisinden çekinerek "topu taça attığı"nı söylüyorlar. Bugün eski duyarlılıklarını sürdürmeyenler için biraz kırgın olan İlkay Adalı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde görülmekte olan davayı titiz bir biçimde takip ediyor ve Adalı'nın yeni kitaplarını yayıma hazırlıyor. Sohbetimizin ardından, "Kutlu Adalı Sokak"taki evden ayrılırken bu sohbeti onun doğum gününde yayımlamanın daha anlamlı olacağı konusunda anlaşıyoruz. Bugün onun doğum günü. Barışın kavgasının bedelini yaşamı ile ödemiş olan ancak yaptıklarıyla, yaşadıklarıyla hälâ bizimle kalan Kutlu Adalı'ya hep birlikte "İyi ki doğdun!" diyelim. İyi ki doğdun Kutlu Adalı...

ÖNCEKİ HABER

Otomobilde patlama

SONRAKİ HABER

Devlet Opera ve Balesi'nden yaz festivalleri ve konserleri

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa