01 Ocak 2005 03:00

Yeni yıl, yeni dünya ve şampanya

Günaydın, nasılsınız? İyi olun, umutlu olun, dirençli olun.. Ne de olsa bugün yeni bir yılın ilk günü. Dün geceyi nasıl geçirdiniz bilmiyorum ama sofranızda altın tozları katılmış soslar, bir tek şişesi yeni asgari ücretten pahalı şaraplar yoktu biliyorum...

Paylaş
Günaydın, nasılsınız? İyi olun, umutlu olun, dirençli olun.. Ne de olsa bugün yeni bir yılın ilk günü. Dün geceyi nasıl geçirdiniz bilmiyorum ama sofranızda altın tozları katılmış soslar, bir tek şişesi yeni asgari ücretten pahalı şaraplar yoktu biliyorum. Hatta belki de yoklukların sofrasıydı sofranız. Yemek yiyecek içecek çerez falan yokluğu değil, yanınızda olmayan olamayan yakınların, bir daha sarılamayacağınız sevgililerin, oğulların kızların eşlerin eksikliğiydi akşamınıza çöken. Giderilemeyen özlemlerin acılığı. Yine de umut eksilmemeli. Özlediklerimiz bize özlemlerini yerine getirme görevini de bırakırlar. "Yeni" sözcüğü hep irkiltir beni. Dar gelirli bir memur çocuğu olduğumdan mıdır nedir, ayağımı sıkan topuğumu vuran yeni ayakkabılar, sık sık giyilmeye kıyılamadan küçülen yeni elbiseler, bolluktan sarkan paltolar düşer aklıma. Bir de çocukluğumda okuduğum bir öykü. Yazarını bilmiyorum. Bana hep Peyami Safa yazmış gibi geliyor ama belki de yabancı bir öyküden uyarlamadır.Öyküyü anlatmadan önce uyarmalıyım sizi, şimdi neredeyse her köşe başında satılan şu çam ağacı süsleri var ya... Renk renk sırça toplar biçiminde olanlar hani... Onların adı "yeni dünya"dır. Öyküde yoksul bir mahalleden iki çocuk yılbaşı ya da Noel sırasında zengin bir semte giderler. Işıklarla süslenmiş sokaklarda, vitrinlerde o pırıltılı topların çekiciliğine şaşarlar. Akıllarında o ışıl ışıl topların renkleri, dillerinde "yeni dünya"ların güzelliği evlerine dönerler. Bir süre sonra çocuklardan küçüğü hastalanır. Yemeden içmeden kesilir. Sayıkladığı istediği tek şey "yeni dünya"dır. Aile çocuğun isteğini (belki de son isteğini) yerine getirebilmek için şehrin neredeyse tüm dükkanlarını dolaşır. Yeni yıl geçip gitmiştir. Süsler de. Sonunda kıyıda kalmış, köhne bir dükkanda bir tek sırça top bulunur. Koşularak eve getirilir. Çocuk "yeni dünyasını" görmek için yataktan kalkar... Ama yoksul evin kısık ışığı sırlı topu yeterince ışıtamaz. Hasta çocuğun yüzü gibi solgun, karartık, biçare bir toptur babanın ellerindeki. Çocuk aldatıldığını mı haykırır, çaresizlikle mi ağlar şimdi anımsamıyorum. Ama bir kırgınlıktır yaşanan. Öyküyü öteki çocuk anlatır. Onun anlatımından yansır düş kırıklığı. Ben bunca yıl sonra, o çocuk için koşuşturanların, annenin, babanın belki de dedenin ya da ninenin çaresizliğini duyumsuyorum. Belki de bize güzel görünen ayrıntıların ışıltısı gözlerimizi kamaştıran nesnelerin bizim evlerimizde ışıltısını yitireceğinin öyküsüdür bu anlatılan. Yıllardır unutamadığım. Biz de bizim için gerçek ışıltıları hazırlarız. Gerçek ışıkları yakarız. Sahte ışıltıları düşünüp avunmakla yitirecek zamanımız yok. Özenmekle, hayıflanmakla... 2004'ün benim için en şaşırtıcı haberi yeterince parası olmayanlar için "yalnızca patlayan ama içilemeyen şampanya şişeleri" buluşuydu. Özyalçıner'e anlattım. Güldü. "Patlama sesiyle yetindikten sonra naylon torba neyimize yetmez" dedi. "Suni şampanya şişesine para verecek kadar şaşkın mıyız?" Sonra ayak üstü birbirine komşu iki mahallenin öyküsünü kuruverdi. Zenginlerin mahallesinde (ya da sitesinde) patlayan şampanya şişesi patırdısına onlara temizliğe gelenlerin mahallesinden yanıt veren seslerin öyküsünü. Dilerim yazmayı çok ertelemez. Neyse yeni bir yıla başlıyoruz. Hepinizi seviyorum bilin istedim. Zor günlere direnmeye hoş geldiniz. Yeni yıla, yeni zorluklara ve yeni umutlara... Kolay gelsin!

[email protected]

ÖNCEKİ HABER

İşsizlik yüzünden intihar etmek istedi

SONRAKİ HABER

Yeni Akit, KOÜ’lü akademisyeni hedef göstermeye devam ediyor!

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa