30 Aralık 2004 03:00

Büyük suyun ötesinde

Büyük bir şovun oyuncusu olarak Fransa'ya gelen ve kaybolan Atılgan Geyik'in öyküsü üzerine kurulu roman, katliam sonrası 'arta kalan' Kızılderililerin hayatlarına ilişkin bir anlatım içerse de, Kızılderilileri 'öteki' olarak alıp onun karşısındaki insanın uygarlığını sorguluyor.

Paylaş
Kızılderililer üzerine çok sayıda kitap yayımlandı. Bu bakımdan 'vahşilere' çok yabancı olduğumuz söylenemez. Neredeyse hepimiz büyük yalanı gördük ve gerçeği öğrendik. Ancak Kızılderililer, çoğumuzun tahayyülüne bir kartpostal veya poster büyüklüğünde girdi. Büyük şeflerin özlü sözleri ve sert bakışları duvarlarımızı süsledi. Bu bir sahip çıkma, bir protesto biçimiydi belki. Belki de daha derin bir planın uygulanmasının aracı olmaktı: Kızılderililerin seyirlik malzeme haline getirilmesinin, katliamın yarattığı dehşetin azaltılmasının, öfkenin resimlere duyulan hayranlıkta eritilmesinin. Ayrıntı Yayınları'ndan çıkan James Welch'in "Kızılderilinin Şarkısı" isimli romanın Kızılderililer üzerine yayımlanan kitaplardan bazı farklı yönleri olduğu söylenebilir. Romanda cesur yerlilerin son savaşları anlatılmıyor, 'karizmatik' şefler de yok. Aslında bu roman bir yönüyle Kızılderililerin öyküsünü birçok kitabın bıraktığı yerden alarak devam ettiriyor. Ama sadece bir Kızılderili öyküsü de değil anlatılan. Medeni olanla olmayanın yan yana getirildiği kitapta, uygar dünyanın ne kadar uygar olduğu, 'kültürlerin çatışması' ekseninde tartışılıyor. Yazar Fransa'da kaybolan bir Kızılderilinin öyküsü temelinde 'uygarlığın' farklı kültürlere yaklaşımını sorgulayarak farklı olanın farklarından vazgeçirilebildiği ölçüde kabul edildiğini gösteriyor. Romanın Kızılderililerden çok Batı'nın uygar insanlarına dair konuştuğunu, kayıp Kızılderilinin ise 'beriki'yi tanımlamak için kullanılan bir 'öteki' olarak romanda yer aldığı söylenebilir. Kızılderili kabileler 'beyaz adama' karşı destansı bir savaş verdiler, ama 'beyaz adamın' ilerleyişi karşısında daha fazla direnmenin tamamen yok olmakla eşdeğer olduğunu görmelerinin ardından da kendileri için ayrılan bölgelere yerleşmeyi kabul ettiler. Bu noktadan sonra da Kızılderili kültürünün yok edilmesi için çalışmalar yoğunlaştırıldı. Törenleri, dilleri, kültürleri yasaklandı. Çocuklar küçük yaşlardayken yatılı okullara götürüldü. Bu okulllarda çocukların saçları kesildi. Kendi dillerini konuştuklarında cezalandırıldılar ve inandıkları her şeyin yanlış ve kötü olduğunu kabul etmek zorunda bırakıldılar. Bu bir anlamda vahşilerin 'medenileştirilmesi' süreci.

Seyirlik malzeme Bir süre sonra katliamlardan geriye kalanlar çadırlarda seyirlik malzemeye, turistlerin fotoğraf çektirdikleri orijinal kıyafetler içindeki eğlenceliklere dönüştürüldüler. Hayatta kalan Kızılderililer kendi hallerinde iken dahi ticari ve seyirlik malzeme oluyorlardı. Sadece kafalarına tüyler takıp yüzlerine savaş boyalarını sürdüklerinde değil, yemek yaparken ya da yemek yerken de veya Kızılderili bir kadın, çadırının içinde çocuğunu emzirirken de seyirlik malzemedir artık. Kitabın kurgusu ise çok daha korkunç bir olay üzerine kurulmuş. Adeta alay edercesine 'Buffalo Bill', Kızılderili kabileleri tıkıldıkları yerlerde gezerek onların arasından genç ve 'vahşi' görünenleri ve iyi ata binenleri seçiyor. Amaç büyük suyun ötesinde sergilenecek bir şovun kadrosunu oluşturmak. Kızılderililerin başrolü oynadıkları bu gösterinin ismi ise yine insanı rahatsız edecek cinsten: Vahşi Batı... Kızılderililerin kırıldığı yılları yine Kızılderililer canlandırıyor bu büyük gösteride.

Uygar ve vahşi Yazar kitapta Fransa'da kaybolan ve bürokratik saçmalıklar yüzünden 'ülkesine' dönemeyen Atılgan Geyik'in öyküsünü anlatırken medeni olanla olmayanın ve medeniyetin ne olduğunun sorgulamasını yapıyor. Günlük çalışmalarının içine tıkılmış, kendi küçük dünyalarında yaşayan ve kendilerini 'vahşi'den uygar olmalarıyla ayıran insanlar... Fahişeler, bürokrasi, adalet, kültür. Yani uygarlık ve bir vahşi. Kızılderiliyi belli bir noktaya kadar kabul eden uygar insanların asıl kaygısı ise onun farklılığını ortadan kaldırmak, onu kendilerine benzetip belki ondan sonra tamamen kabul etmek. Avrupalı uygar insanın tek bir Kızılderiliye yaklaşımı ile; Amerika'nın fiziki katliamdan kurtulanlar üzerinde sürdürdüğü 'vahşiyi uygarlaştırmayı' amaçlayan kültürel kıyımın benzerliği de dikkat çekici.

ÖNCEKİ HABER

Hüzün mü, şeker mi?

SONRAKİ HABER

İran: Müzakere değil, direniş ve mücadele şartları var

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa