27 Aralık 2004 03:00

Seçim öncesi soruşturma

İstanbul Üniversitesi'ndeki rektörlük seçimleri öncesinde muhalif sesleri susturmak amacıyla 76 öğrenciye soruşturma açıldı. Soruşturmalara gerekçe olarak 13 Aralık tarihinde yaşananlar gösterildi.

Paylaş
İstanbul Üniversitesi'nde ülkücülerin satırlı saldırısına uğrayan öğrencileri şimdi de üniversite yönetimi hedef aldı. Üniversite yönetimi, Edebiyat Fakültesi'nden 56, Hukuk Fakültesi'nden 6 öğrenci, Siyasal'da 4, Fen Fakültesi'nde ise 10 öğrenci hakkında soruşturma açtı. Soruşturma listelerinin üniversiteye asılması ile durumdan haberdar olan öğrenciler, 3-5 Ocak günleri saat 11.00'de savunmalarını vermeleri için Öğrenci Kültür Merkezi'ne çağırıldılar. Soruşturmaların çarşaf liste gibi elde bulunan isimler üzerinden açıldığını belirten öğrenciler, "Saldırıların olduğu günlerde il dışında olanlara dahi soruşturma açıldı" diyerek, rektörlüğe tepki gösterdiler. Faşist saldırılara ve soruşturmalara karşı mücadele edeceklerini vurgulayan öğrenciler, rektörlük seçimleri öncesinde öğrenci muhalefetinin susturulmak istendiğine dikkat çektiler.

7 öğrenci tutuklanmıştı İstanbul Üniversitesi'nde öğrencilere soruşturma açılması ile sonuçlanan olaylar şöyle gelişti: 13 Aralık Pazartesi günü sabah saatlerinde Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde toplanan ve üstlerinde satır ve döner bıçağı gibi çok sayıda kesici alet bulunan 25 kişilik ülkücü grup, polisle yaptıkları görüşmenin ardından üniversiteden çıkarıldılar. Gruptan 15 kişinin gözaltına alınmasının ardından üniversiteye giren çevik kuvvet polisleri, koridorlara onlarca gaz bombası attı. Atılan gaz bombaları nedeniyle derslere ara verilmek zorunda kalınırken, polis 41 öğrenciyi gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar 14 Aralık'ta adliyeye sevk edilirken, öğrenciler de arkadaşlarına destek vermek amacıyla adliye önünde basın açıklaması yaptılar. Ancak, bu öğrencilerden de 148'i gözaltına alındı. Mahkemeye çıkartılan öğrencilerden 7'si, "müessir fiil" ve "eğitimi engellemek" iddiasıyla tutuklanarak, cezaevine konuldu. Ülkücü gruptan ise sadece 1 kişi tutuklandı. Hakkında soruşturma açılan öğrencilerden Türk Dili ve Edebiyatı ÖTK Bölüm Başkanı İlhan Aytaç, olayların meydana geldiği gün Edebiyat Fakültesi Dekanı ile beraber olduğunu ve yaşananları birlikte izlediklerini söyledi. Dekanın odasından çıktıktan hemen sonra gözaltına alındığını belirten Aytaç, şimdide hakkında soruşturma açıldığını ifade ederek, "Öğrenciler, rektörlük seçimlerine taraf olacak. Soruşturmalar da muhalefeti sindirme amaçlı bir operasyon. Üniversitenin en ileri kesimlerinin sesini kısmak istiyorlar" dedi. Felsefe Bölümü 4. sınıf öğrencisi Ayşe Baykal ise, taraflı davranmakla suçladığı ünivesite yönetiminin, okula satırlarla gelen ülkücüler hakkında soruşturma açmamasına dikkat çekti.

'Okulda yoktum' Felsefe Bölümü 3. sınıf öğrencisi Ulaş Güldiken, 13 Aralık ile 18 Aralık tarihleri arasında arkadaşlarını ziyaret amacıyla Ankara'da olduğu halde kendisi hakkında da soruşturma açıldığını ifade etti. Üniversite tarafından "mimlendiği" için soruşturma listesine dahil edildiğini kaydeden Güldiken, "Açtıkları soruşturmalarla öğrencileri sindireceklerini sanıyorlar" diye konuştu. Savunması istenen öğrencilerden Tarih Bölümü 4. sınıf öğrencisi Nuri Günay ise soruşturma açılmasını bir "YÖK klasiği" olarak değerlendirdi. Edebiyat Fakültesi'ne hiç gelmeyen öğrencilerin bile soruşturmaya dahil edildiğini vurgulayan Günay, kendisini "demokrat" olarak nitelendiren Vekil Rektör Tankut Centel'in büyük bir hukuksuzluğa imza attığını söyeldi. Soruşturmalara ve faşist saldırılara karşı mücadelelerinin devam edeceğini belirten Günay, soruşturmaların Türkiye'de demokrasi nutuklarının atıldığı bir dönemde açılmasını da "İthal demokrasi ancak bu kadar olur" şeklinde değerlendirdi.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


50. yılında TMMOB -3-
   'TMMOB kamu yararı mücadelesini
   sürdürme kararlılığında'Hazırlayanlar: Zafer Anadolu, Elif Görgü, Nur Karabacak 1- TMMOB'nin 50 yılını nasıl değerlendiriyorsunuz 2- AB sürecini ve uluslararası antlaşmalar TMMOB'yi nasıl etkiler 3- Üyelerinizin karşılaştığı sorunlar nelerdir? 4- Ülkemizdeki mühendislik eğitimi hakkında ne düşünüyorsunuz 5- Meslek odaları, üyelerinin beklentilerini karşılıyor mu?




'TMMOB kamu yararı mücadelesini sürdürme kararlılığında'

Erol Celepsoy (Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı)

1.Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Anayasa'nın 135. Maddesi'nde belirtilen kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Mesleki, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda ülkemizdeki mühendisleri ve mimarları temsil etmek, onların hak ve çıkarlarını halkımızın çıkarları temelinde korumak ve geliştirmek, mesleki, sosyal ve kültürel gelişmelerini sağlamak ve mesleki birikimlerini toplum yararına kullanmalarının zeminini yaratmak; bu amaçla mesleki alanlarıyla ilgili gelişmelerin ve politikaların sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel boyutlarını derinlemesine kavramak, yorumlamak ve toplumu bilgilendirmek; bu politikaların toplum yararına düzenlenmesi için öneriler geliştirmek ve bunların yaşama geçirilmesi için mücadele etmek ve bunların gereği olarak en genel anlamda bağımsız ve demokratik bir Türkiye'nin yaratılması yönündeki çalışmalarını bütünsel bir anlayışla ve etkinleştirerek sürdürmek yönündeki amaç ve çizgisi TMMOB'nin ana politik yönelimidir. Bağımsızlık, demokrasi, barış ve insan hakları, TMMOB örgütlülüğünün güçlendirilmesi, oda ve İKK ilişkileri, meslek alanları ile ilgili ülke gerçeklerinin ortaya konulması, Emek Platformu, demokratik kitle örgütleri ile ilişkiler, mühendislik ve mimarlıkta meslek ve uygulama alanları konu başlıklarını başlıca çalışma alanları olarak belirlemiştir. 50. yılını kutlayan TMMOB , birlik başkanımızın "TMMOB'nin onurlu yürüyüşü ve dik duruşu devam ediyor, devam edecek" şeklindeki açıklaması ile nasıl bir politik çizgiye sahip olduğunu göstermiştir. Dünyada ve ülkemizde yaşananlar karşısında hiçbir zaman kayıtsız kalmamış, üyesinden ve bilimsel çalışmalarından aldığı gücü ile her zaman daha iyiye ve daha güzele olan inancını korumuştur.

2.TMMOB'nin bu konudaki tutumunun en bariz örneği, idari, mali ve politik anlamda kurumu tahakküm, denetim ve vesayet altına sokabilecek AB fonlarından hibe kullanılmaması yönünde aldığı karardır. Her ne kadar AB ve küreselleşme sürecinde TMMOB'nin duruşu net olsa da geldiğimiz noktada mühendis, mimar ve şehir plancılarının kaybedenlerden olacağı aşikârdır. Burada sözkonusu olan yalnızca GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) ile hizmetlerin ulusaşırı serbestleştirilmesi ve Türkiye'nin bu süreçte %70'in üzerindeki taahhüt (nerede ise hiçbir kısıt koymadan) ile bütün alanlarını ulusaşırı sermayeye açması değildir. Hükümet zaten gerek Kamu Yönetimi Temel Kanunu gerekse son hızla giden özelleştirmeler ile tercihlerini IMF ve DB'nin istekleri doğrultusunda yapmış durumdadır. Ayrıca, bugün AB sürecinde, bir yandan demokratikleşme yolunda adımlar atarken, diğer yandan uluslararası sermayenin istekleri doğrultusunda en temel kamu hizmetlerinin kendisine zul olduğu söylemleri ile toplumu hızla yoksulluğun, işsizliğin ve açlığın kollarına bırakmakta hiçbir beis görmemektedirler. TMMOB her zaman olduğu gibi bütün olup bitenler karşısında bugün de kamu yararı mücadelesini sürdürme kararlılığı ve azmi içindedir. Yeter ki bütün üyeler, bu noktada TMMOB'ye büyük görevler düştüğünü ve bunların güçlü örgütlenmelerle başarılabileceğinin bilincinde olsun.

3. Gerek SMM (Serbest Mühendis Müşavir) gerekse ücretli çalışan üyelerimizin sorunları toplumun genel sorunlarından bağımsız değildir ve bağımsız incelemek de doğru değildir. Bugün toplum olarak işsizliğin ve yoksulluğun en fazla yaşandığı dönemdeyiz. Üniversite mezunları bugüne kadar bu derece bir işsizlikle yüzyüze kalmamışlardı. Gerek eğitim sisteminin çarpıklığı gerekse planlı büyümenin terk edilmesi ve bütün hizmetlerin piyasalaştırılması bunların en başta gelen nedenleridir. Bunların yanına bir de ücretli çalışan mühendislerin sendikalaşmada yaşadığı sıkıntıları eklersek, çalışanlar açısından durumun işsiz mühendisler kadar vahim olduğunu görürüz.

4. Halen ülkemizdeki 76 üniversitenin 68'inde mühendislik ve mimarlık eğitimi verilmektedir. Bilimsel gereklere ve ülke gerçeklerine göre değil, sadece siyasi nedenlerle üniversite kurulması, sonuçları itibarı ile kolay çözülmeyen sorunlar ve tahribatlar yaratmaktadır. Ülke gereksinimlerini ve çağdaş bir mühendislik eğitiminin en düşük standardı dahi göz önüne alınmadan üniversite açılmasından vazgeçilmediği, açılan bu üniversitelerdeki laboratuvar, öğretim görevlisi, araştırmaya yönelik finans sorunları gibi altyapı problemleri çözüme kavuşturulmadığı sürece açılacak her yeni mühendislik mimarlık fakültesi sorunların artmasına neden olacaktır. Ayrıca öğretim üyelerinin maaşlarının düşük olması, iyi eğitim görmüş öğretim üye ve görevlilerini ya üniversite dışına ya da yeni kurulan vakıf üniversitelerine itmekte ve mühendislik eğitimi veren devlet üniversitelerimiz gün geçtikçe kötüleşen bir sürecin içine girmektedir.

5. EMO olarak, mesleki anlamda üyelerinin gelişmelerini ve bilgilerinin güncellenmesi ve ülkemizin enerji, teknoloji ve haberleşme politikalarının kamu yararı doğrultusunda yeniden üretilmesinde üzerimize düşeni yaptığımızı düşünüyoruz. Ama bunların hiçbir zaman yeterli olmadığının ve daha güçlü daha verimli bir kurumun bağımsızlığına halel gelmemesinin mali anlamda üyesinin aidatları ile ancak mümkün olabileceğinin de bilincindeyiz. Kaldı ki meslek odaları daha genel olarak da kitle örgütleri söz ve yetkinin birlikte üretimle mümkün olabileceğinin ayırdında olunduğu merkezlerdir. Söz konusu olan, beklentilerin karşılanması değil, bunların oluşması ve karşılanması sürecini birlikte örgütlemek ve her şeyde hep beraber diyebilmektir.




'Her üye, asli unsur olduğunu kavramalı'

Musa Çeçen (Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı)

1. Cumhuriyetin kuruluşu sonrası ülkede yaşanan ağır koşullar ve eğitimsizliğin yansıdığı alanlardan biriside mühendislik ve mimarlık alanındaki yetersizlikti. Ülkenin bir kalkınma hamlesine gereksinimi vardı ama yetişmiş teknik eleman gücü yoktu. Bu yıllarda devlet tarafından yurtdışına gönderilerek az sayıda mühendis ve mimar yetiştirildiğini görüyoruz. İTÜ ile mühendis eğitiminin ağırlık kazanması ve yeni eğitim kurumlarının da teknik eleman yetiştirmeye başladığı dönemle birlikte mühendis ve mimar sayısının artmaya başladığı ama hâlâ çok yetersizdi. 1954 Yılında TMMOB'nin kuruluşu öncesi mühendisler seçkin bir zümre olarak devletin en üst makamlarında yer almışlardır. Birçoğunun iyi düzeyde birkaç yabancı dil bildiği, yurtdışı seyahatleri sonucu dış dünyayı yakından takip etme olanakları ve günün koşulları gereği teknik eleman arzının yetersiz, talebin ise yüksek olması vb. nedenlerin mühendis ve mimarları seçkin bir noktaya taşıdığı görülüyor. TMMOB bu dönemde yani 1954'lü yıllarda seçkin zümre olarak, aslen devlet yapısı içinde oldukça etkin olan mühendis ve mimarlar tarafından kurulmuştur. 1960'lı yıllardan itibaren dünyada ve ülkede yaşanan gelişmeler TMMOB'yi de etkilemiş, demokrasi ve özgürlük talepleri ile yurtsever güçlerin yönetimlere gelmesi ile TMMOB yeni bir döneme girmiştir. 1970 yılında TMMOB'de yönetimlere gelen yurtsever güçlerin ülkenin kalkınması, üretimin artırılması, emeğin haklarının korunması için demokrasi ve emek mücadelesi içinde sömürüye karşı duyarlılığın arttığı yıllar olarak belleklere kazınmıştır. Bu dönem TMMOB devrimci kimliği ile emek ve demokrasi mücadelesinin merkezinde yer almış ve özellikle Teoman Öztürk başkanlığında tarihinin en şanlı sayfalarını yazmıştır. 12 Mart ve ardından yaşanan 12 Eylül darbeleri ile ülkede tüm demokrasi güçlerine uygulanan baskı ve sindirme politikaları TMMOB'ye de uygulanmış, 1982 Anayasası ile üyeleri ile bağının zayıflatılması için kamuda çalışan üyelerinin odalarına üye olma zorunluluğu kaldırılmış, örgütün siyaset yapma kanalları kapatılmaya çalışılmıştır. 12 Eylül karanlığı TMMOB'nin kadrolarını da derinden etkilemiş, sürgünler, gözaltılar, hapislerle bir dönemin birikimi yok edilmeye çalışılmıştır. Bu yaşanan ağır koşullar TMMOB yurtsever kadroları ile buluşmasına engel olamamıştır. Özetle; 1970 yılından bu yana TMMOB kimliği devrimci bir misyon olarak emek, eşitlik, özgürlük ve demokrasi taleplerini yükselten bir kimliktir. 2. Soğuk savaş yıllarında dünya iki süper gücün etkisi altındaydı. Avrupa ülkelerinde Fransız devriminden itibaren başlayan taleplerin kıtayı etkilediği biliniyor. Avrupa'da yaşanan toplumsal demokrasi talebinin yükselmesi, egemen kapitalist sermaye tarafından iyi okunmuştur. AB oluşum sürecinde bu taleplerin bir bölümü daha önceden karşılanmışsa da özde yaşamın her alanında küresel sermayenin kontrolü esas alınmıştır. TMMOB Türkiye'nin AB sürecine ilişkin gelişmeleri yakından izlemektedir. Ama bu süreçte yaşanan tek taraflı dengelerin gözetilmesi rahatsızlığını da yaptığı açıklamalarla kamuoyu ile paylaşmıştır. Özetle üyelik için dayatılan kriterlerin içinde Avrupa'lı mühendis ve mimarların ülkemizde serbest dolaşımına karşılık, bizden AB ülkelerinde çalışacaklara kısıtlamalar getirilmesi, kamu çalışanlarının grevli toplusözleşmeli sendikal hak taleplerine ilişkin sessiz kalınması vb. uygulamalar kabul edilemez olarak görülmektedir. AB içerdiği birçok olumlu demokratik açılımlarına rağmen küresel sermayenin kıta ölçeğinde masum yüzlü bir yapılanmasıdır. Ülkemizde 17 Aralık öncesi AB sürecine ilişkin tartışmaların dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir. TMMOB AB sürecini tarihsel birikimi ve hassasiyetleri üzerinden izlemekte, sermayenin ulus ötesi yeniden yapılanma süreçlerine karşı bu ölçekte bir karşı duruşun tahkim edilmesini savunmaktadır. 3. Yaşanan krizler aslında kapitalizmin içsel sorunlarıdır. Burada sermaye her krizi bir yandan yaratırken diğer yandan bu krizden en etkin şekilde yararlanarak kendisini yeniden üretmektedir. Siyasal iktidarlar IMF ve DB emir komutası altında faiz ve ranta dayalı sermaye eksenli, siyasal politikaları uygulamaktadır. Ülkede yaşayan her kesim gibi mühendisler ve mimarlar da üretimden yoksun, yatırımsızlık sonucu işsizlik ve yoksulluk sınırında yaşamaktadır. Yakın bir tarihe kadar buğday ambarı olarak tanımlanan, yerüstü ve yeraltı zenginlikleri ile göz kamaştıran bu ülkenin ambarı, "ambar hırsızları" tarafından soyulmuş hâlâ da soyulmaya devam etmektedir. Yaşanan koşulların sonucunda ortaya çıkan sonuç üyelerimizi de derinden etkilemektedir. 2005 başında TL'den altı sıfır atacak olan ülkemizdeki şu örnek oldukça düşündürücü değil midir? 2005 Ocak ayı kamuda çalışan ve 25 yılını dolduran deneyim ve kadro derecesi olarak 1.derecenin 3. kademesine ulaşan bir mühendis 1 milyar TL maaş alacaktır. Bu üyemiz 1980 yılında 8.derece 1.kademesinde yaklaşık 4500 TL ile işe başlamıştı. En deneyimsiz olduğu ilk maaşı dahi 25 yıllık deneyimi ile 2005 Ocak ayında alacağı maaşının 4.5 katıdır! Her alanda olduğu gibi kamu çalışanı mühendislerin ekonomik koşulları yaşanan sömürü ve talan düzeninde yoksulluk sınırının altına taşınmıştır. Serbest ya da özel firmalarda çalışan üyelerin çalışma koşulları benzerlikler arz etmektedir. Bu olumsuzlukların giderilmesi topyekün örgütlü bir mücadele ile mümkündür. 4. Ülkemizde planlamaya dayalı politikalar terk edilmiş, her şey piyasa taleplerine bırakılmıştır. Bu yüzden önümüzdeki on yıl içinde hangi meslek alanında ne kadar yetişmiş elemana gereksinim duyulacağı da bilinmemektedir. Bu durum mühendislik eğitimi alanında da böyledir. Hal böyle olunca her ile bir üniversite açarak oy avcılığı yapılmaktadır. TMMOB bir yandan eşitsiz eğitim koşulları ile yetiştirilmiş üyelerinin iş bulma koşullarının düzeltilmesine yönelik olarak bağlı odaları kanalı ile meslek içi eğitim çalışmaları yürütürken, diğer yandan eşit, parasız ve özgür üniversite mücadelesini sürdürmektedir. 5. Üyelerimizin meslek odasından beklentilerinin tespitine yönelik çok sayıda çalışma yapılmıştır. TMMOB'nin bizzat akademisyen sosyologlarla yürüttüğü çalışmalar yayınlanmıştır. Değişen ve giderek yurttaş aleyhine bozulan ülke koşulları mühendisleri de olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle işsizlik, gizli işsizlik ve düşük ücret koşulları ya da kamu kesiminde yaşanan olumsuzluklara yönelik çalışmalar yürütmekteyiz. Meslek odalarına yansıyan ve üyenin o an kendi sorunu olarak aktardığı birçok sorunun aslında siyasal tercihlerin sonucunda oluştuğunu ve bir yandan üyenin beklentisini karşılamaya çalışırken diğer yandan üyenin mesleki demokratik çözümün asli unsuru olarak bu mücadelenin içinde yer alması gerektiğini aktarmaya da çalışıyoruz. Kamu çalışanları üyelerimizin siyasi uygulamalar sonucu yaşadığı sürgün ve görev değişikliklerine karşı çalışmalar yapıyoruz. Burada hedefimiz üyelerimizin mesleki ve demokratik taleplerinin örgütlenmiş bir yapı içinde çözülebileceğini kavramaları yatmaktadır. Her üye TMMOB'ye bağlı odasında, yaşadığı sorununun çözümünde asli unsur olarak yer alması gerektiğini kavraması önemlidir. Bu mesleki demokratik katılım ekseninde TMMOB ve odalarının gelişmesini de sağlayacaktır.

Yarın: Ayhan Barut (Ziraat Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı), Ayfer Fatma Çelik (Fizik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı)

ÖNCEKİ HABER

Karartma geceleri...

SONRAKİ HABER

Öztrak: YSK çalınanın oy değil mazbata olduğunu itiraf etti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa