22 Aralık 2004 03:00

Zavallı kelebek

Opera izlemeyi, hatta plaktan dinlemeyi çok severim, ama açık söyleyeyim, sahnede söylenilenleri hiç anlamam; hele plaktan olursa, onu hiç sormayın. Ama görkemli bir gösteri olmuştur benim için, opera.

Paylaş
Opera izlemeyi, hatta plaktan dinlemeyi çok severim, ama açık söyleyeyim, sahnede söylenilenleri hiç anlamam; hele plaktan olursa, onu hiç sormayın. Ama görkemli bir gösteri olmuştur benim için, opera. Aslında anladığım kadarıyla, hiç kimse sözlerini anlamıyordur... Gençlik yıllarımda, İstanbul'da bir "Madam Butterfly"a gitmiştim. Konuk sanatçılar da vardı. İngiliz İngilizce, Fransız Fransızca, İtalyan İtalyanca, tabii bizimkiler de Türkçe söylüyorlardı aryalarını. Temsil bitti ve yer yerinden oynadı, herkes ayakta alkışlıyordu. Müzik tamam, sahne gösterisi tamam, ama adım gibi eminim söylenilenleri kimse anlamadı, bu dört dili bilen de olsa...

Tosca Operaya beni ilk götüren annem oldu. Ankara'daydık. 11 yaşındaydım. "Tosca" sahneleniyordu. Bana ilginç gelmişti. Cicili-bicili kadınlar ve erkekler, örneğin "Bana bir bardak su versene," sözcüklerini, müzik eşliğinde allengirli bir biçimde söylüyorlardı. İkinci gördüğüm yapıt, "Madam Butterfly"dı. Yine Ankara'da, yine aynı yaşlarda. Aradan yıllar geçti, İstanbul'da öğrencilik ve gazeteci çıraklığım döneminde yine önce Tosca'yı, arkasından Butterfly'ı gördüm... Romanya'ya gittiğimde, kongre salonunda 3. operamı gördüm: Carmen... Sonra İzmir'e göç ettik. 1993'tü sanırım, İzmir Devlet Operası'nda yine Madam Butterfly'ı izlemeye gittim, eşim ve kızımla. Saat 20.30'da oyun başladı. Ve yarım saat sonra, Butterfly, aryasını takada-tukada sesleri arasında söylüyordu. Çünkü, eminim İzmir sosyetesinden iki hanım, yanlarında bir beyle, arkadaki kapıdan girip, ön sıradaki yerlerine gittiler. Yeni bir müzik aleti olduğunu sandığım topuklu ayakkabılarının sayesinde benden en saygın (!) övgülerimi aldılar... Benim için son opera, son Butterfly o gece perdelerini kapatmıştı.

Türkiye'de ilk opera Geçen akşam evde eskileri karıştırıyordum. "1995 İzmir köyü sel felaketi"nden kurtardığım, büyük boy, 138 sayfa, lüks baskılı "Güzel Sanatlar"dergisi geçti elime. Kapaktan sonraki ilk sayfasında, "GÜZEL SANATLAR, Maarif Vekilliği tarafından çıkarılır sanat mecmuası" yazılıydı. Ekim 1941'de 2500 tane basılmış, fiyatı da 2.5 lira. Maarif Vekilliği, günümüzün Milli Eğitim Bakanlığı. Bugünküler de halkımıza hizmet ediyorlar, okullara imam atama yollarıyla, mescit açma ayaklarıyla. 300 yıl sonra en sonunda Türkiye'ye de gelmişti opera. Cevad Memduh Altar'ın yazısından öğrendiğime göre, ilk kez Nisan 1940'ta Devlet Konservatuvarı, Madam Butterfly'ın ikinci perdesini sahneleyerek işe girişmiş. Daha sonra, Nisan 1941'de de Tosca'nın ikinci perdesini sahnelemişler, aynı salonda, Halkevi'nde. Ve iki ay sonra da Madam Butterfly'ın tamamı çıkmış ortaya. İlginç bir raslantı, Türkiye'de sahnelenen ilk iki opera, benim birkaç kez izlediğim ve bir zamanlar sık sık plaklarını çaldığım iki opera olmuştu. Güzel Sanatlar Dergisinde Madam Butterfly oyununun tam metni de vardı. Ve ilk oyunla ilgili geniş bilgiler. Örneğin, metni müzik üzerinden Türkçeye çevirenlerin adları: Ferit Alnar, Necil Kazım Akses, Celalettin Emrem ve Cevat Memduh Altar. Orkestra şefi, Ferit Alnar. Rejisör, Carl Ebert... Kimler yokmuş ki ilk oyunun kadrosunda. Birkaçının adlarını yazmak istiyorum: Soprano Mesude Çağlayan, tenor Aydın Gün, bas Ruhi Su ve Ragıp Haykır ile Ulvi Uraz... Devlet Konservatuvarı'nın ilk mezunları görev almış, bu temsilde. Derginin bir bölümünde, "Konservatuvar temsilleri ve matbuatımız" başlığı altında ilk gösteriyle ilgili değişik yazarlarımızın eleştirileri yer alıyor. Doğal olarak tümü de övüyor. Örneğin Hüseyin Cahit Yalçın, "Ankara'da sanatın bir muvaffakiyeti" başlığını atmış yazısına (Yedi Gün, 14 Nisan 1941)... Vedat Nedim Tör, "Devlet artistleri, selam size" (Ulus, 4 Nisan 1941) başlıklı yazısına şöyle giriyor: "Türkiye'nin sanat ikliminde de bahar var: Tomurcuklar çiçekleniyor; bal arıları ve sevdalı kelebekler harekette: Bereketli bir yemiş hasadına doğru gidiyoruz." Nahit Sırrı Örik, "Devlet Konservatuvarının yeni temsili" (Ülkü Dergisi, Mayıs 1941) başlığını atarken yazısına S.Ali de "Tosca" (Ulus, 22 Nisan 1941) başlıklı yazısına da şöyle giriyor: "Türkiye'de bir opera kurulurken, Avrupa'nın eskimiş, sakim yollarından değil de, en yeni, en doğru ve isabetli bir yoldan yürünmesi bizim için büyük bir kazançtır." İlginç bir yazısı daha var, S.Ali'nin. "Otelci kadın" (Ulus, 19 Nisan 1941) başlıklı. O günlerde de, günümüzdeki "Yılışık, hırıltılı, yapmacık" dil varmış. Ama sadece tiyatro sahnesinde. Halkın bu yüzden tiyatrodan koptuğunu, ama konservatuvar öğrencilerinin sayesinde yeniden tiyatroya döneceklerini söylüyordu. Güzel Sanatlar Dergisi, Türkiye'deki ilk operanın, ilk afişini de (yanda görüyorsunuz) renkli olarak vermiş. Bugünkü gibi, daha doğrusu son yıllardaki gibi değil, adam gibi bir Milli Eğitim Bakanlığı olsa, bu derginin tıpkıbasımını yapsa, Türkiye insanına öylesine yararlı olur ki... Ama nerdeeee?!..

ÖNCEKİ HABER

Tek bir ülkede YAŞAYABİLİRİZ

SONRAKİ HABER

Devlet Opera ve Balesi'nden yaz festivalleri ve konserleri

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa