Şükran Kurdakul' class="article-header-photo" />

'60 Kuşağı'nın ağabeyi
   Şükran Kurdakul

1958 yılıydı, ta ortaokuldan beri yazdığım şiirler bir iki defter dolduruyordu. Lise ikinci sınıfta, Haydarpaşa Lisesi Edebiyat Kolu Başkanı'yım Liselerarası etkinlikler düzenliyoruz, o etkinliklerde şiirlerimizi okuyoruz.

1958 yılıydı, ta ortaokuldan beri yazdığım şiirler bir iki defter dolduruyordu. Lise ikinci sınıfta, Haydarpaşa Lisesi Edebiyat Kolu Başkanı'yım Liselerarası etkinlikler düzenliyoruz, o etkinliklerde şiirlerimizi okuyoruz. Bir arkadaşım Yelken dergisini almış getirdi. Baktım dinamik bir yapısı var. Birçok ünlü yazarın yanı sıra gençlere de yer veriliyor. Yönetim yeri Gümüşsuyu Caddesi. Yöneten Şükran Kurdakul. Bir hafta sonu, derginin yolunu tuttum. Yazılı adreste bir kitapçı dükkânı vardı. Camında Ataç Kitabevi yazıyordu. Dergiyle bir bağını kuramadım, ama verilen adres de burası olmalıydı. Sonunda içeri girip içerde tek başına oturan adama Yelken dergisini aradığımı söyledim. "Kendisi şimdi yok, yarın gelin isterseniz" yanıtı biraz sevindirdi, burası orasıydı.

"Ben birkaç şiir bırakmak istemiştim de..."

"Tabii bırakın ben kendisine veririm." Derginin yayımlanacağı ay başını iple çektim. Kadıköy'deki bütün kitapçı ve gazetecileri tarıyordum. Sonunda bir iki hafta sonra yine o adrese uğradım. Bu kez Şükran Kurdakul oradaydı. Adımı söyledim, daha önce şiir bıraktığımı anımsattım. Çok sıcak karşıladı. Okumuş, beğenmiş, ama başka şiirlerimi de görmek istiyormuş. Ertesi hafta bir dosya dolusu seçme şiirle oradaydım. Ve ay başında Yelken dergisinin kapağında adım öbür yazar ve ozanların arasında yer almıştı. Derken, Kabataş liseli arkadaşım Gürol Sözen'in resimleri derginin kapağında yer almaya başladı. Eray Canberk, Bülent Habora, Afşar Timuçin katıldı yazarlar arasına. Şükran Ağabey, derginin yöneticisiydi ama, sahibi başkasıydı. Ondan yakınırdı ara sıra. Hafta sonları uğrak yerimiz olmuştu Ataç Kitabevi. Demokrat Parti iktidarının gemi azıya aldığı günlerde, kimi heyecanlarımızı paylaşıyorduk. Oraya Orhan Kemal, Tarık Dursun, Demirtaş Ceyhun, Muzaffer Buyrukçu, Tahsin Yücel gibi ünlü ve ünlenmeye başlamış yazarlar da uğruyordu. Onlarla tanışıyorduk. Bir gün Cennet Bahçesi denilen Boğaz'a bakan çay bahçesinde genç şairlere bir açık oturum yapmayı önerdi Şükran Ağabey. Afşar, ben, Gürol ve şimdi yazmayı bırakmış bir iki arkadaş daha katıldık. Bir de fotoğraf çektirdik birlikte. Aybaşı bu kez bizi başka bir heyecan bekliyordu. Bu kez fotoğrafımızı da basılı olarak görecektik. Dergi çıktı ortaya. Sayfa bizim oturumumuza ayrılmıştı. Fotoğraflarımız da pek fiyakalıydı. Neden sonra bir şeyi fark ettim. Fotoğrafta Şükran Ağabey yoktu. Yıllar sonra öğrendim. Meğer, daha bir süre önce cezaevinden çıkmış, mimli bir adam olarak henüz öğrenci olan bizlerle birlikte görünmenin sakıncalı olabileceğini düşünüp, klişeden kendi görüntüsünü kestirmiş. 27 Mayıs, Yassıada, Kurucu Meclis, 1961 Anayasası, Türkiye İşçi Partisi'nin kuruluşu... birbirini izliyor, böylesi bir tarihsel süreci coşkuyla yaşıyorduk. Bir zaman sonra Şükran Ağabey, Yelken'in yönetimini bırakmayı düşündüğünü söylediğinde hepimiz isyan ettik. Patronla uyuşamadığını söylüyordu. Biz olmazlanınca, "Alın siz sürdürün isterseniz" dedi. Biz Becerebilir miydik? "Ben size yardımcı olurum bir süre daha" dedi. Afşar, Eray, Gürol, Bülent, Kostik ve Ömür Candaş yapabilir miyiz dedik. Ağırlığı Afşar'la Gürol taşımayı üstlendi. Böylece dergimiz yayınını sürdürdü. Fakat o zamana kadar fazla ilişkimiz olmayan dergi sahibinin garip karışmaları giderek bizim de canımızı sıkmaya başlamıştı. Şükran Ağabey, bu arada Gümüşsuyu'ndaki dükkânda başladığı kitap yayımcılığını Cağaloğlu'na taşımış, kitap yayımının yanı sıra Ataç dergisini ve bir kuram dergisi olan Eylem'i yayımlamaya başlamıştı. Ataç'ın yazıişleri sorumlusu Afşar Timuçin'di. Eylem'in yazıişleri sorumlusu ise Ömür Candaş. Ataç'ta yayımlanan Adnan Benk'in bir çevirisinden dolayı Afşar'la hocası tutuklanınca Ataç'ın sorumlu müdürlüğünü ben üstlendim. Bir süre sonra ben askere gidince görevi Egemen Berköz üstlenmişti. Eylem'de ise Emin Türk Eliçin'in bir yazısı dava konusu olmuştu. Sonunda her iki dava da (geçenlerde ölen Prof. Sulhi Dönmezer'in aleyhte verdiği bilirkişi raporlarına karşın) beraatle sonuçlandı. Şükran Kurdakul, Türkiye İşçi Partisi içinde etkin görevler üstlenirken şiiriyle de toplumsal bilinçte izler bırakmayı bildi. "İzmir'in İçinde Amerikan Neferi" adlı şiiri antiemperyalist mücadelenin bayrağı gibi meydanlarda dalgalandı. İzmir'de doğduğu sokağa adı verildi. Öyküleri, şiirleri, edebiyat tarihi, örgütçülüğü, partizanlığı, araştırmacılığıyla yazın yaşamında olduğu kadar toplumsal yaşamımızda da onurlu bir çizgiye sahip olan 1960 kuşağının ağabey Şükran Kurdakul'u son yolculuğuna uğurlarken, yıllar önce ona adadığım bir şiiriyle sesleniyorum.

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.