16 Aralık 2004 03:00

Kurdakul için yazmanın zorluğu

"Şükran Ağabey'i kaybettik" sabah telefonda Mustafa Kara'nın sesi. Beklediğim bir haberdi ama sarstı. Önce onun biraz buruk gülüşünü anımsadım. Alaysı sesini : "Hiç de canım sıkılmıyor ki"

Paylaş
"Şükran Ağabey'i kaybettik" sabah telefonda Mustafa Kara'nın sesi. Beklediğim bir haberdi ama sarstı. Önce onun biraz buruk gülüşünü anımsadım. Alaysı sesini : "Hiç de canım sıkılmıyor ki" Hastalıklarından konuşuyorduk. Daha doğrusu hastalıklarımızdan. O, canı sıkılsa, dünyadan bıksa kolay öleceğine inanıyordu. Oysa onun dünyadan bezmesi söz konusu değildi ki. Dünyada olup biteni izliyor, protesto eylemlerine katılıyordu. Hele anti emperyalist eylemlerden ayağını kesmek ne mümkün? İstanbullular'ı eve kapatan karda kıyamette, şehrin bir ucundan öteki ucuna koşup gelmişti. İlk gün gençlerle, ikinci gün için "gelemeyeceğim" deyip bir başına. Görüşüyle ilgili problemler vardı. Ancak yakınındakilerin bildiği kanser ameliyatı sonrası problemler. Ama onu kendir kement zaptedemezdi ki. "İzmir'in İçinde Amerikan Neferi" şiirinin "masa başı" şiiri olmadığını kanıtlar gibiydi. Nedense bana biraz hüzünle anlattığı bir eylemdeki görüntüsünü anımsıyorum: Kadıköy iskelesindeymiş. "Bir anda açtılar pankartları" demişti. "Yaşlanmışım, bir heyecanlandım, gözlerim doldu. Yanımdaki çocuğa 'Ne yazıyor, okur musun' dedim. Çocuk duraksayınca da kızdım. 'Ben şairim' dedim." O kadar uzaktan okuyamadığını söylemek zor gelmiştir, biliyorum. Bakırköy Özgürlük Alanı'ndaki bir basın açıklamasında, polisler ona biraz daha nazik davranıp "Git öteye bey amca" demişlerdi. Hemen itiraz etmişti "Basın açıklamasını dinleyeceğim". Bıyıkaltı bir gülüşle yapıştırmışlardı cevabı. "Git, git, öte tarafta dinlersin." Anlatırken gülüyordu. "öte taraf"la yaptıkları kaba espriyi yutmadığını göstermek için. Yaşamın içinde, mücadeleci bir insandı Şükran Kurdakul. 15-16 yaşında tutuklanmış, aklanmasına karşın eğitim olanağını yasayla ya da kararnameyle yitirmişti. Edebiyat tarihimiz için önemli bir çalışması vardı. Şimdi pek hatırlanmasa da Sosyalist Kültür Ansiklopedisi'nin Türkiye bölümünün çalışmalarını o yönetmişti. Ama şiiriyle anılmak isterdi, her şair gibi. Sevecen bir şiiri vardı. İlk okuyuşta içindeki acıyı sezemeyeceğiniz bir şiirdi. Durup dururken hatırlatırdı kendini. Bir atölyeyi yaşardık: "Beri yanda bir sıra iplik çıkar/ Bir sıra iplik girer/ Beri yanda ayakta durmamak ister artık/ Bütün tezgâh başındakiler" Bir tutuklanmayı: "Kaç akşam geçirdiğim Birinci Şubeden,/ Bir tünelden kopar gibi çıkıyor trenimiz.../ Jandarmalar ellerimin garip nöbetçileri/ Hangi yalnızlığa gittiğimizi söyler mi?" O toplumcu gerçekçi şiire lirik bir edayla katılmıştı. Acılar dönemlerini ellerini kirletmeden geçebilmiş kaç adam varsa biri oydu. Şükran Kurdakul için yazmak benim için zor. Öldüğüne inanamıyorum ki... Varsam baksam şimdi Balıkesir'de zeytincileri dinliyordur. Vilayetin oradaki Ataç Yayınevi'nin yazıhanesinde Selma ablayla düzeltilere bakıyordur. Birazdan çayları içerken Nâzım'dan bir şiir okuyacaktır yaşamı ve ölümü özetleyen. Şükran Kurdakul'u tanıdığımda gençtim, o da gençti. Sonra ben yaşlandım o hep genç kaldı.

ÖNCEKİ HABER

19 Aralık mitingine çağrı

SONRAKİ HABER

İngiltere’de Avam Kamarasından sorumlu bakan istifa etti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa