16 Aralık 2004 03:00

6 ayda 27 ölü

İnşaat Mühendisleri Odası ve Şehir Plancıları Odası, Ankara şubeleri, Ankara'yı İstanbul, Eskişehir, Samsun ve Konya'ya bağlayan yollar üzerinde Belediye Başkanı Melih Gökçek tarafından inşa ettirilen katlı kavşakların son 6 ay içinde 27 kişinin canına mal olduğunu açıkladı.

Paylaş
Ankara'yı diğer şehirlere bağlayan çevre yollar üzerinde yapılan katlı kavşaklar yüzünden son altı ay içinde meydana gelen trafik kazalarının ardından İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) ve Şehir Plancıları Odası (ŞPO) Ankara şubeleri, Ankara'daki yaya cinayetlerinin durdurulmasını istediler. İMO ve ŞPO yöneticileri tarafından dün düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan İMO Ankara Şube Başkanı Kemal Türkaslan, Ankara'yı Eskişehir, İstanbul, Samsun ve Konya'ya bağlayan yolların son bir yılda Ankara Büyükşehir Belediyesi'nce yapılan yol genişletme çalışmaları ve katlı kavşaklarla yüksek hızların yapıldığı yollar haline getirildiğini dile getirdi. Böylece kesintisiz trafik akımı yaratıldığını ifade eden Türkaslan, taşıtların hızlanması sürekli düşünülürken, trafiğin diğer unsuru olan yaya hareketi ve yaya güvenliğinin tamamen gözardı edildiğine dikkat çekti. En kanlı tablonun İstanbul yolunda yaşandığına dikkat çeken Türkaslan, temmuz-kasım arasında bu yolda 27 insanın yaşamını yitirdiğini, 66 insanın yaralandığını söyledi. 2001 yılının bütününde Ankara genelinde toplam 40, 2002 yılında ise toplam 59 yayanın kazalarda yaşımını yitirdiğini ifade eden Türkaslan, sadece 5 ayda ve sınırlı bir yol kesimde 27 insanın yaşamını yitirmesinin, uygar ülkelerde sorumlu bir belediye başkanının istifası ya da görevden alınmasıyla sonuçlanacağını dile getirdi. Türkaslan, bizzat Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in bu tablonun yaşanmasına ön ayak olduğunu kaydederek, Gökçek'in "Sincan'dan Kızılay'a 15-20 dakikada ulaşılabiliyor" sözleriyle insanların hız limitlerini aşmasını bizzat desteklediğini ifade etti. İstanbul Yolu'nun bazı kesimlerinde sabah ve akşam saatlerinde saat başına 300 kişinin karşıdan karşıya geçme talebinin olduğunun belirlendiğini ifade eden Türkaslan, bazı noktalarda yapımına başlanan yaya üstgeçitlerinin hazırlıksızlığın ve plansızlığın göstergesi olduğunu söyledi. Türkaslan, alınması gereken acil önlemleri ise şöyle sıraladı:
  • Yeni yol standartına uygun düzenlemeler yapılana kadar, geçici olarak, yaya geçişleri gerektiren her noktaya ışık kontrollü yaya geçidi yapılmalı;
  • Yaya hareketlerinin etüdü yapılarak, yaya üst ve alt geçitleri inşa edilmeli;
  • Bu yollara otokorkuluk kurulmalı;
  • Tüm özel mülk ve duraklar ile kenar yol kesişimleri, toplayıcı yollar aracılığıyla gerçekleştirilmeli;
  • Yapılacak etütler sonucu belirtilen karayolu kesimlerinde yasal hız limiti 70 ve 90 km/saat'e yükseltilmeli;

    src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön


    küskün ve dikbaşlı komşu ermenistan -1-
       Erivan'da ilk gün Hazırlayan : Aydın Çubukçu "Doğu Konferansı"nın Ermenistan'a düzenlediği gezi öncesinde girişimcilerin hemen hiçbirinde, büyük bir beklenti yoktu. İran'a ve komşu Arap ülkelerine giderken, aynı sorunları aynı biçimde anlayan ve ortak çözüm bulmaları daha kolay olan tarafların birbirlerini daha yakından tanımaları için pek çok fırsat bulabileceğimizi biliyorduk. Onlarla, ABD ve İsrail aleyhine aynı duygularla konuşmaktan, her konuda görüş birliği sağlamaktan daha kolay bir şey yoktu. Oysa aynı anda, ABD başkanı Bush, saldırganlığını kendi kamuoyuna "uygarlıklar arasındaki bir savaş", "Haçlı Seferi" gibi sözlerle kabul ettirmeye çalışıyordu. Onun karşısında biz, savaşın şimdi ve gelecekte, yalnızca emperyalizmle yeryüzünün bütün ezilen ve sömürülen halkları arasında eşitsiz bir savaş olduğunu biliyor, bölgemizden başlayarak ortak bir karşı koyuşun kültürel cephesini inşa etmek istiyorduk. Öyleyse, çabamızı İslam ülkeleri ve Müslüman halklarla sınırlayamazdık. Ermenistan, bu bakımdan simgesel bir değer taşıyordu. Ermeni aydınların "Doğu Konferansı" girişimine katılmaları, savaşın dinler ya da medeniyetler arasında olmadığının da bir göstergesi olurdu. Ayrıca, Ermeni aydınlarıyla kurulacak bir diyalog, resmi kanallarda tıkanmış bulunan ilişkileri bir kenara bırakarak, halklar arasındaki bir diyaloga, karşılıklı anlayış ve geleceğe yönelik işbirliklerine kapı aralayabilirdi. "Doğu Konferansı"nın tümüyle sivil bir girişim olması, resmi makamlarla ve politikalarla ilişkisinin bulunmaması dolayısıyla en azından önyargısız karşılanmamız, en iyimser beklentiydi. Erivan'a doğru yola çıkarken, "Doğu Konferansı"nın geleceği bakımından oldukça önemli bir adım atmış olduğumuzu düşünüyor, ama acılı ve küskün bir halkın çocukları karşısına, tarihlerinin en trajik günlerinin yaratıcısı olanlarla aynı ulustan olmanın sıkıntısıyla çıkacağımızı da biliyorduk.

    "Soykırım" Yaklaşık doksan yıl önce Osmanlı İttihat ve Terakki Partisi'nin sebep olduğu büyük katliam sonucunda, Anadolu'da yaşayan büyük Ermeni nüfus hemen hemen tamamen silinmiş, günümüze İstanbul'a sıkışmış elli bin insan kalmıştır. Yalnızca doğu Anadolu'da değil, Sivas, Tokat, Amasya gibi Orta Anadolu kentlerinde de yoksul köylülerin çoğunluğunu oluşturduğu Ermeni halk kitlesi zorunlu göçe tabi tutulmuş, bu arada en azından sekiz yüz bin insan hayatını kaybetmişti. Günümüzde Ermeni kaynakları bu sayıyı 1,5 milyon olarak gösteriyorlar. Günümüz Ermenistan'ında, ya da dünyanın pek çok ülkesine dağılmış Ermeniler arasında, bu derin acıdan nasibini almamış olanı herhalde yoktur. İşlerini, topraklarını, evlerini ve ailelerini kaybetmiş yüzbinlerce silahsız ve masum insan yalnızca Ermenilerin ruhunda değil, aynı topraklarda yaşayan insanların da vicdanlarında derin yaralar bırakmıştır. Fakat bu faciada, diğerleriyle kıyaslanamayacak kadar büyük payı Ermenilerin almasına karşın, Türk ve Kürt binlerce insan da canını, malını kaybetmiştir. Fransız, İngiliz, Rus ve Alman emperyalistlerin kapışma noktasında yer almaktan ve İttihat ve Terakki Partisi'nin gerici politikalarının hedefi olmaktan başka suçu olmayan bu kadim halklar, iki karşıt tarafta değil, gerçek çıkarları bakımından aynı saflardaydılar. Büyük fırtına içinde bunu açıklıkla görmelerine olanak yoktu. Birbirlerine kırdırıldılar. Ermeniler, kendileriyle birlikte Anadolu'nun en eski uygarlıklarının izini de götürmüşler, geride kalanları da boynu bükük bırakmışlardır. Hiç kuşkusuz "geride kalanlar", yani Türkler ve Kürtler, gerçekte ne kaybettiklerini ancak bir yüzyıl sonra serinkanlılıkla ifade edebilir hale gelmişlerdir. "Soykırım" kavramı, tarihteki bu ağır suçu tanımlamak için ilk bakışta elverişli görünüyor. İttihat ve Terakki çeteleri, sistemli ve planlı olarak Anadolu'nun doğu ve güneyini "Ermenilerden arındırma" eylemini yürütmüşlerdir. Ne var ki, günümüzde "soykırım" kavramı, tarihte yaşananlarla ilgisi olmayan güncel gerici politikaların düğüm noktası halini almıştır. Bu terimi kullanmak da kullanmamak da, Ermeni ya da Türk gericiliğinin yanında yer almaya işaret eder hale gelmiştir. Oysa günümüzde, sürüp giden emperyalist ve gerici politikalardan tümüyle bağlarını koparmış, hepsine birden cephe almış bir "halklar politikasına" ihtiyaç vardır. "Soykırım" kavramını kullanarak, ya da buna karşı durarak birbirleriyle cebelleşenler, iki halk arasındaki binlerce yıllık "birlikte yaşama" kültürünün yok olmasına yol açmaktadırlar. Erivan'daki temaslarımız sırasında, en iyi niyetli girişimlerin bile bu iki taraflı küt kafalılığın duvarı karşısında nasıl çaresiz kaldığına birçok kez tanık olduk. Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin mevcut durumu, görünüşte bu kavram ekseninde düğümlenmiş gibi görünse de, aslında ABD, Rusya, AB ve bölge ülkeleri (İran, Azerbaycan) arasında sürüp giden çok yönlü ve karmaşık ilişkilerin bir parçası halinde kendisini göstermektedir. Belki de "soykırım" kavramı etrafında koparılan fırtına, bütün bu gerçek çelişme ve çatışma noktaları yanında hiçbir şey ifade etmemektedir. Ermenistan gezimiz boyunca, bizi ilgilendiren esas problemler, kuşkusuz başta ABD olmak üzere, büyük devletlerin ve emperyalist tekellerin bölgedeki girişimlerinin boyutlarıydı. Bunu ne kadar anlayabildiğimizi ve bunlara karşı Ermeni aydınlarıyla ne kadar işbirliği olanağı bulduğumuzu anlatmaya çalışacağım.


    Ermenistan Cumhuriyeti Yüzölçümü: 29,800 kilometrekare. Konum: Ülke, doğuda Azerbaycan, batıda Türkiye, kuzeyde Gürcistan ve güney-batısında da Iran ile çevrelenmiştir. Nüfus: Yaklaşık 3.5 milyondur. Başkent: Erivan, nüfusu - 1.1milyon Başlıca akarsular: Aras ve Hrazdan. Sevan (Gökçe) Gölü dünyada en yüksek ve güzel göllerden biridir. Dağlı ülke olan Ermenistan`ın ortalama yüksekliği 1,800m. İklim Özellikleri:İklim yazın hemen hemen tropikal, kışın da çok kar yağar. İlkbaharları kısa, güzleri de uzun. Orta dereceler: Kış+ -5 santigrat, ilkbahar- +11, yaz- +25 ve güz- +13santigrat derece. 16 Aralık 1991'de Ermenistan'ı resmen tanıyan Türkiye, Erivan yönetiminin yukarı Karabağ'ı işgalinin ardından Azerbaycan sınırı içindeki başka bölgelere de saldırılar düzenlemesi üzerine 1994'te bu ülke ile sınırını kapatmıştı. Washington yönetimi ve Avrupa Birliği'nin Ermenistan ile ilişkilerde adım atılması konusundaki telkinlerine hedef olan Ankara, Azerbaycan'ın muhalefetine rağmen sınırın açılması için formül arayışını sürdürüyor.

    Yarın: Üniversite ve Taşnak Sutyun Partisi'ndeki Ermenistan src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön


    ÖNCEKİ HABER

    Saldıranlar serbest öğrenciler tutuklu

    SONRAKİ HABER

    Cannes Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu

    Sefer Selvi Karikatürleri
    Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa