13 Aralık 2004 22:00

17 Aralık sansürü!

Hükümet ve medya herkesin 17 Aralık için hazır kıta olmasını istiyor. Bu uğurda "Türkiye'nin üyelik sürecine zarar verebilecek her türlü eleştiri" ya sansüre uğruyor ya da hedef tahtasına konuluyor. Bundan DEP'liler de nasibini alıyor, iktisatçılar da...

Paylaş
17 Aralık tarihi adeta siyasetten ekonomiye, hukuktan kültür sanata kadar her alanda bir "sansür-otosansür" haline dönüştürüldü. Medya ve hükümet, 17 Aralık'taki "tarih"ten herkesi sorumlu tutarak, buna uygun davranmayanı bir azarlama bombardımanına tabi tutuyor. Avrupa Birliği sürecinde Türkiye'de olup biten bütün gelişmeler 17 Aralık kırmızı çizgileri çerçevesinde değerlendiriliyor. Öyle ki, medya vasıtasıyla bir 17 Aralık sendromu yaratılmış durumda. Bu sansürün en bariz örneği, eski DEP'lilerin International Herald Tribune gazetesine verdikleri ilanla yaşandı. Onlarca yıldır dile getirdikleri talepleri sıralayan Kürtler, "17 Aralık'a yönelik provokatif tutumla" suçlandılar. Hürriyet gazetesi, "Son anda şu yaptıklarına bak" manşetini attı. Hemen bütün yazarlar da Leyla Zana ve arkadaşlarını "Türkiye'yi zirve öncesi yıpratmakla" eleştirdiler. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise ilanı, Türkiye'nin üyeliğini istemeyen güçlerin bir oyunu olarak değerlendirdi. Zamansız infaz! Benzer bir tutum, Kızıltepe'de öldürülen 12 yaşındaki Uğur ve babası Ahmet Kaymaz infazında da sergilendi. Evrensel ve Gündem gazetelerinde yayınlanan haberlerin Avrupa basınında da çıkmasının ardından Türkiye'deki büyük medya olayın üzerine gitti. Ama haber ve yorumların arkasına 17 Aralık'a az bir süre kala bu infazın niye yapıldığını eklemeyi unutmadı. Hatta "infazın zamanlaması"nın yanlış olduğuna varan yorumlar yapıldı. Böylece medya, infaza uyguladığı sansürü 17 Aralık'ın hatırına ancak bir hafta sonra bozabildi. 17 Aralık Eğitim Sen davasını da etkiledi. Eğitim Sen'in anadilde eğitimi savunduğu için kapatılması istemiyle açılan dava, 17 Aralık sonrasına atıldı. Tıpkı Birtan Altınbaş'ın yıllar boyu tozlu raflarda bırakılan davası gibi. Altınbaş'ın işkence gördüğünü medyanın yazması için yine AB'nin bu konuya dikkati çekmesi neden oldu.

Ekonomi makalesi sakıncalı bulundu Medyanın sansür terörü sadece siyasette kendini göstermedi. Türkiye'yi herhangi bir konuda 17 Aralık öncesinde eleştiren herkes bundan nasibini aldı. Son örnek, dünyaca tanınmış iktisatçı Prof. Dr. Erinç Yeldan'ın makalesi üzerine başlatılan tartışma oldu. Prof. Yeldan ve Amerikalı meslektaşı Washington'daki Economic and Policy Research Center Eş Direktörü Mark Weisbrot ortak yazdıkları makalede Türkiye ekonomisinin yeni bir krize doğru sürüklendiği yorumunda bulundular. Makalede şöyle deniliyordu: "AB nezdinde kredibilite sağlanacağı umuduyla IMF destekli politikaları sürdürmek tehlikeli olabilir. İronik olarak bu tür politikalar, Türkiye'nin üyelik şansını yok edebilecek bir ekonomik başarısızlığa yol açabilir." Milliyet gazetesi bu makaleyi tıpkı DEP'lilerin ilanı gibi 17 Aralık'a zararlı görüp hemen hedef tahtasına koydu. Erinç Yaldan'a neden bu makaleyi 17 Aralık öncesi yazdığını soran gazete şu cevabı aldı: "17 Aralık öncesi sessiz kalıp baltalamayalım diye bir şey söz konusu değil. Otosansürün yanlış olduğuna inanıyorum." Ancak Milliyet yazarı Osman Ulagay aynı görüşte değildi. Ulugay, "Mark Weisbrot'u tanımıyorum. Prof. Yeldan ise, ciddiye alınması gereken çalışmalara da imza atmış bir akademisyenimiz. (...) Ancak Türkiye ile ilgili her iddianın Avrupa'da ve bütün dünyada büyük bir dikkatle izlendiği bir dönemde, etkili bir gazetede bu yazıyı okuyunca doğrusu şaşırdım" diye yazdı. 17 Aralık geçsin görürsünüz! 17 Aralık'ın nasıl bir sansür dalgası estirdiğinin ironik bir örneği de yazar Orhan Pamuk'un açıklamalarında görüldü. Yeldan kendini zirve dolayısıyla sansürlemedi ama, Pamuk daha duyarlı davrandı! Orhan Pamuk'un ABD'de yaptığı bir konuşmada Türkiye'yi kötülediği yönünde internetten yayılan bir mektup yine medyanın dikkatli gözlerinden kaçmadı. Milliyet Pamuk'u arayarak bu konuya açıklık getirmesini istedi. Pamuk da böyle bir durumun olmadığını söyledi ve ekledi: "Türkiye'yi eleştirdiğim günler çok oldu, vatan haini oldum. Ben bunlardan kaçmam. Şu düştüğüm durumdan utanıyorum. 17 Aralık bitsin, dünya basınına bunu anlatacağım. Benim için 'Yahudi' diye de yazıp duruyorlar. Bunlara cevap mı yetiştireceğim."

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Beyazperdeye yansıyan göç

SONRAKİ HABER

Manisa'da 3.8 büyüklüğünde deprem (24 Ocak 2020)

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...