10 Aralık 2004 22:00

İptal edilen sınavlar
   cumhuriyetin temel kazanımlarıdır!

AKP iktidar zihniyeti, milletvekiliyle, bakanıyla, bürokratıyla güç birliği içinde var güçleriyle bir savaşım içindeler. Kime karşı? Tabii ki, Cumhuriyet ve O'nun temel kazanımlarına karşı.

Paylaş
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın çeşitli sanat kuruluşlarına sanatçı alımı için açılan sınavlar, bakan Erkan Mumcu'nun yazılı emriyle iptal edildi!(1) Bakanlığın bünyesi ve bağlı kuruluşlardaki sınavlarının iptal gerekçesinin mantığı, (…) "yeniden yapılandırılması, meslek tanımlarının uluslar arası standartlara uygun yapılması, daha fazla sayıda sanatçı istidamı ile sanatçılarımızın ücret, sosyal güvenlik ve emeklilik haklarına dair yasal düzenlemelere yönelik çalışmalar süreci devam etmektedir. (…) sürdürülmekte olan çalışmalarla çelişkiye düşmemek ve yasal düzenlemelerin daha sağlıklı ve etkili bir şekilde sonuçlanmasına katkıda bulunmak amacıyla (…)" (2) akla ve sağduyuya uygun geliyor mu? Hak kaybına neden olmayacak, ileriye dönük yasal çalışmalar, bu gün mevcut olan yasayla niçin çelişkiye düşsün ki? Yada, yapılacak yasal düzenlemelerin daha sağlıklı ve etkili bir şekilde sonuçlanmasının niçin önüne geçsin ki? Bakanlığa bağlı kuruluşlar bir yana, tüzel kişiliğe sahip olanların yapılması düşünülen taşra ve merkez teşkilatlarına stajyer sanatçı alımı sınavı öncesinde bakanlığın bilgilendirmemiş olması düşünülemez. Aksini düşünmek, abesle iştigaldir. 03 Kasım 2004 günü 25632 sayılı Resmi Gazete'yle kamuya ilan edilen sınavın; 29.11.2004 günü (sınavın yapılacağı gün) iptal edilmesi düşündürücüdür. Sınav iptallerinin hiçbir haklı gerekçesinin olmaması yanında, bir an iki olasılık aklın çengeline takılabilir. 1) Kadronun azlığına karşılık, başvuruların çokluğu yanında torpillilerin ağırlık dirençlerinin birbirlerinin önüne geçememesiyle; kırılmaların düşünülenden çok olacağı… AKP'nin zamansız olarak gördüğü (Değişebilirlik bakanlar cümlesi içinde, bakanın özne olduğu da başka bir gerçek.) bu ayrışmayla karşı karşıya kalmak istememesi…2) Bakanın, farkına varmadan vermiş olduğu olurun, siyasi hükümranlığının ayırdına sonradan varması…İkinci şık, akla en uygun olasılık olarak gelmektedir. AKP iktidar zihniyeti, milletvekiliyle, bakanıyla, bürokratıyla güç birliği içinde var güçleriyle bir savaşım içindeler. Kime karşı? Tabii ki, Cumhuriyet ve O'nun temel kazanımlarına karşı. Bu konudaki ip uçları, günler öncesinden kendini ele vermeye başladı. Öyle çok gerilere gitmeye gerek yok. 11 Kasım 2004 günü Deniz Som Cumhuriyet'teki köşesinde "Kamu" başlığı yazısında şunları yazıyordu: "Güzel Sanatlar Genel Müdürü Bayram Bilge Tokel, henüz yürürlüğe girmemiş Kamu Yönetimi Temel Kanunu ve Kamu Personel Yasası'nın Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı sanat kurumlarında uygulanma aşamasına geldiğini söyleyerek hem yürürlükte olmayan yasalarla kamu yönetimi dönemini başlatıyor hem de ayrı tüzel kişilikleri olan Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ile ve Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nün varlığını ortadan kaldırıyor. Haydi hayırlısı!" (3) İkinci gelişme, Atatürk'ün Reşat Nuri Güntekin'e ısmarlatma olarak yazdırdığı, gericiliği konu alan "Yeşil Gece" romanından uyarlanan aynı oyunun oynanmasına dairdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinin TBMM Plan-Bütçe Komisyonunda görüşülmesi sırasında; AKP Milletvekili Musa Uzunkaya, "Bir kara tablo; duyduğuma göre bu kara tablo oyunda da var. İstiklal mücadelesinde en büyük katkıyı sağlayanlar din adamları olmuştur. Bu tiyatroda, din adamları Yunanla işbirliği yapar durumda gösteriliyor, bana söylendiğine göre oyunda Kuran yanlış okunuyor. Ben izlemedim, keşke izleyip de konuşabilseydim. Ama gazete haberi böyle diyor. Devlet Tiyatroları'nın neyi kastettiğini bilmiyorum. Eğer bir gafletse çıkıp(genel müdürün) özür dilemesi lazım. (…)" (4) Bakanın sınavı iptal gerekçesini ise yukarda yazdık. Üçünü aynı cümlede okursak; AKP'nın sanata ve Cumhuriyete bakışının netliği ortaya çıkar. Oysa, perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısı gündeme geldiğinde, uyarı, ikaz ve raporlara rağmen yapılması gereken her türlü çalışma bir tarafa bırakılarak, devlet tiyatrolarının özel kanunu olduğu, gelişmelerin kendilerini bağlamadığını ikrarla, kendi mezarlarını kendileri kazdılar. Oysa, sayın Cumhurbaşkanı Sezer tarafından veto edilen ilgili kanun incelendiğinde; 5441 sayılı kanunla değişik 1309 ve 1310 sayılı Devlet Tiyatroları ve Devlet Opera ve Balesi Kuruluşu Hakkındaki Kanun'un tüzel kişiliğe haiz yetkilerine istinaden ihdas ettikleri taşra teşkilatlarının belediyelere ve İl Özel İdarelerine devredildiği görülecektir. Tüzel kişilik; Devlet Tiyatroları ve Devlet Operası ve Balesi Genel Müdürlüklerini ayakta tutan direnç dayanaklarıdır. AKP iktidarının AB'ye girme kılıfı altında Cumhuriyetin temel yapılarına karşı yürüttüğü planlı ve programlı çökertme savaşımı her gün yeni bir boyut kazanırken, yok etmek istediği temel kurumları güçlendirmek adına eleman alması, kendiyle çelişik durum olmaz mı? Çünkü, soran, sorgulayan, düşünen, aklı önde tutan birey olma vasfını kazandıran Cumhuriyetin bu temel kurumlarının varlığı AKP iktidarının işine hiç mi hiç gelmemektedir. İstenilen, kul ve ümmet yaratmaktır. Maliye Bakanı, aleni olarak kendisinin hiç olduğunu, her şeyin başbakanda bittiğini "O ne isterse O olur." söylemini her fırsatta beyan etmemekte mi? Bakanlık bünyesindeki sanat kurumları dışında, tüzel kişiliğe haiz Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ile Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nün tutum ve davranışları dikkate değer niteliktedir. Bürokrat olarak koltuğu işgal edenler; kanunlarından kaynaklanan tüzel kişilik erki ile, elinde bulundurdukları atama yetkilerini kullanıp, işi sonlandırabilirlerdi. Bu yolu seçmemekle; bakanlığa bağlı, tüzel konumu olmayan her hangi bir genel müdürlük olma vasfını kurumlarının başlarına giydirmiş oldular. Yıllardır, kanun bilmemezlik ile kanunun verdiği güçten bihaber olarak bakanlığın güdümündeki her hangi bir genel müdürlük olma seçimindeki izlek, kurumların çalışamamazlığı yanında, yok olmalarının da yolunu açmış oldu. Belki birilerinin kulaklarına kar suyu kaçar diye, iki önemli tiyatro adamının; Federico Garcia Lorca'nın "Tiyatro bir gözyaşı ve kahkaha okuludur. Bir köprüdür. Tiyatrosuna yardım etmeyen bir ulus ölmek üzeredir" sözü ile, Muhsin Ertuğrul'un "Bir tiyatro açan yüz zindan kapatır." sözlerini hatırlatmakta yarar görüyorum.



(1) Basından

(2) Devlet Tiyatroları, 2004/8 duyurusu

(3) Cumhuriyet,11 Kasım 2004

(4) Cumhuriyet 23 Kasım 2004

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Aşk Tanrısı İnatçı Eros

SONRAKİ HABER

EMEP heyeti Elazığ'da incelemede bulundu: Hamaset söylemi can kaybının önüne geçemez

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa