'Kara Adam'ların romanı

Roman 1839 yılında, Atlantik Okyanusu'nda başlar. Okyanus'un dev dalgaları ambarında, elleri ve ayakları kelepçelenmiş siyah Afrikalıları taşıyan gemiyi bir sağa bir sola vurmaktadır...

Roman 1839 yılında, Atlantik Okyanusu'nda başlar. Okyanus'un dev dalgaları ambarında, elleri ve ayakları kelepçelenmiş siyah Afrikalıları taşıyan gemiyi bir sağa bir sola vurmaktadır. Vücuduna çarpan eli hissetmesiyle uyanan Singbe, arkadaşının öldüğünü farkeder, onun açık kalmış gözlerini kapatmaya çalışır, kelepçelerinden dolayı başaramaz. Köleliğin henüz yasaklanıp, emekçilerin "modern köleler" olmadığı yılları anlatan roman, emperyalist devletlerin tıpkı günümüzde olduğu gibi karşılıklı çıkar ilişkileri uğruna yaptıkları iki yüzlülükleri de gözler önüne seriyor. Amerikan ve İngiliz Hükümetleri'nin köle ticaretini yasaklayan bir antlaşma yapmalarına rağmen, Amerika'nın, Amerikalı sermayedarların köleliğin ortadan kaldırılmasına sıcak bakmaması ya da İspanya'nın köle ticareti yapmasına engel olmamaları gibi örneklerle besleniyor roman. Yazarın bir köle tüccarını konuşturduğu satırlar da gerçekleri çıplaklıkla ortaya seriyor: "Güvertesindeki bütün silahlar size nişan alınmış bir halde size yaklaşan bir gemideki soluk benizli bir İngiliz subayı tarafından geminiz içindekilerle beraber el konulma tehlikesi altındayken, hâlâ köle taşımaya neden devam ediyorsunuz? Ormandan taze taze toplanmış Afrikalıları taşıdığınız için hapse atılma riskiniz varken, neden? Söyleyeyim; ikimiz de iş adamıyız. Pazarı, arz ve talepleri çok iyi biliyoruz. Yüksek kâr marjlarının ve bunun bize sağlayacağı avantajların farkındayız. Taze vahşi bir Afrikalı sayesinde, her yerde kolayca bulunan herhangi bir maldan kazanabileceğimden beş on kat daha fazla para kazanabiliyorum. Sen de bunları taşıyarak, ülkelerarası kumaş, elbise ya da buna benzer başka bir malın nakliyesinden kazanabileceğinin neredeyse yüz kat daha fazlasını kazanabileceğini biliyorsun."

Ya özgürlük ya ölüm Kendi köyünde ailesi ile yaşayan Singbe, çiftçidir. Kendi anadilinde (Mendece) konuşan, tanımadığı bir siyahın, ona köyünde pusu kurması ve İngiliz asıllı bir Amerikalıya satılmasıyla, kendini Teçora isimli gemide çocuk, kadın ve erkek tam 60 Afrikalıyla birlikte tutsak alınmış bulur. Yoğun dayak, işkence ve aralarından birinin keyfi bir şekilde öldürülmelerine maruz kalan Afrikalılar, Küba'ya (o zamanlar İspanya'nın sömürgesidir) köle olarak satılmaya götürülmektedir. Küba'da iki İspanyol tüccara satılan Afrikalılar, Amistad isimli gemi ile yeniden yola çıkarlar. Singbe bir karar verir; ya özgür olacaktır ya da köle olarak yaşayacaktır.

Tarih ve gerçekler Amerikalı gazeteci yazar David Pesci, Amistadlı Afrikalıların gerçek öyküsünü öğrenince yazmaya karar vermiş. İlk basımı 1997 yılında, Amerika'da yapılmış olan kitap, New York Times çok satan kitaplar listesinde de kendine yer edindi. İngiltere, İspanya, Fransa, İtalya, Almanya, Macaristan, Polonya'da da yayımlanan kitap, biraz geç de olsa, Yurt Kitap-Yayın basımıyla ve Özgür Çelebi'nin çevirisiyle Türkiyeli okuyucuya da ulaştı. David Pesci'nin romanını kapsamlı bir Amerikan tarihi araştırmasının sonucunda yazması, romanın belgesel niteliği kazanmasını da sağlıyor. Tarihi, gerçeklere dayanarak anlatmak, olayların içyüzünü, nedenlerini ve sonuçlarını nesnel bir bakış açısıyla vermek "Amistad"ı okunur kılıyor. Aynı zamanda emperyalizmin yayılmacı ve sömürgeci tarihine de ışık tutuyor. Tıpkı yazarın belirttiği gibi; "Evet, köleliği kaldırmışlardı, ama aynı oranda sömürgeci faaliyetlerini de arttırmışlardı. Birkaç bahtsızı kullanmak yerine, bunu ülkelerin geneline ve bütün kaynaklara yaymak, çok daha iyi bir yoldu."

www.evrensel.net