09 Aralık 2004 03:00

21. yüzyılı anlamak için
   BİLİM VE DÜŞÜNCE

Tarih, sadece, toplumun ve onu oluşturan, kuran ve geliştiren olguların, zaman ve insanların toplu eylemi karşısındaki değişimi olarak değil; "şimdi"ye ait her şeyin; kavramların, kültür etkinliklerinin, düşünce akımlarının, geçmişten ve "zaman"ın biçimlendirici etkisinden yoksun düşünülemeyeceği anlamında da işlevsizleştirilmiş ve bugünü anlamaya yönelik çabaların dışına itilmiştir...

Paylaş
Günümüz düşünce dünyasının temel sorunlarından biri "tarihsizlik"tir. Tarih, sadece, toplumun ve onu oluşturan, kuran ve geliştiren olguların, zaman ve insanların toplu eylemi karşısındaki değişimi olarak değil; "şimdi"ye ait her şeyin; kavramların, kültür etkinliklerinin, düşünce akımlarının, geçmişten ve "zaman"ın biçimlendirici etkisinden yoksun düşünülemeyeceği anlamında da işlevsizleştirilmiş ve bugünü anlamaya yönelik çabaların dışına itilmiştir. "Modernizm sonrası" dünyanın, yeni, büyük ve köklü görünen bir değişimle tarihi ve tarihselciliği dışlayarak, kendinden menkul bir "şimdi"ye indirgenmiş felsefesi; gerçekte kendisinin bile tarihsel bir kaynaktan ve tarihsel koşullar sonucunda ortaya çıkmış ve ancak böylesi tarihsel bir perspektifle kavranabilir olduğu gerçeğini bir yana bırakır. Bugünün olgularını, sınırlarını yine bugünün çizdiği bir düzlemde, keyfi iliştirmeler, eklektik "sistem"ler ve birer moda haline getirilmiş deyişler, söylemler ile açıklamak, 21. yüzyıl dünyasının içinde bulunduğumuz koşullarında "kaçınılmaz" da görünmektedir. Aydınlanma'dan geriye... Aydınlanma, "şimdi" dünyaya hükmetmeye hazırlanan burjuva sınıfı için, kendi ideolojik temellerini oluşturan sistemli bir düşünce geleneği de kurmuştu. Eşitlik, ilerleme, ereksellik, hümanizm, özgürlükçülük ve son noktada "iyi insan"ın eylemine güven bildiren bir "iyimserlik"... 300 yıl sonra, 21. yüzyılın dünyası için böyle bir düşünce geleneğini sürdürmek -burjuva sınıfı için- olanaklı değil. "Şimdi" dünyaya hükmetmeye hazırlanan değil, hükmeden, üstelik yalnız üretim araç ve biçimleriyle değil, yıkım araç ve biçimleriyle de hükmeden bir sınıfın ideolojik çağrıları yazılıyor. Artık "şimdi", 18. yüzyıldaki gibi vaatlerle, parlak sözlerle ve bilinmeyen bir geleceğe nişanlanmış kurtuluş fişekleriyle geçiştirilemeyecek kadar çıplak ve "tarihsel" gerçekler tarafından belirleniyor. Burjuva sınıfı, hakim olduğu hiçbir yerde vaatlerini yerine getiremedi. Ve o bilinmeyen zaman'ı beklemek için umutsuzluğa kapılmaya yetecek kadar zaman geçti. Bugün dünya, Aydınlanma ülkülerinin iyimser bir gelecek düşünü oluşturduklarından çok daha kötü durumda. Eşitlik, özgürlük ve kardeşlik, bizzat bayraklarına bu sloganları yazanların eliyle olanaksızlaştırıldı; artık bir gelecek umudu olarak bile gerçekçi görünmüyor. "Modernizm sonrası" olarak anılan da, aslında bu gerçeğin, çıkarları onunla en çok çelişen sınıf tarafından kabul edilmesi anlamına gelen bir gizleme söylemi. Postmodern düşünce, belki daha doğru bir adlandırmayla postmodern söylem; arkaik burjuva düşlerinin ve bu düşlerin topluma yaydığı vaatlerin, ters yüz edilmiş, kurmaca bir "yeni gerçeklik" aracılığıyla geri çekilmesidir. Daha iyi bir dünyada yaşanabileceğine dair o en eski insanlık hayali; tarihten yalıtlanmış, şimdinin boşluğunda salınan, parçalı, karamsar ve telkinci bir düşüncenin eliyle olanaksızlık perdesinin arkasına gizleniyor. Burvuja sınıfı, kendi potansiyelinden umudunu kesmiş ve kendisinin elinde yeni ve yaşanabilir bir dünya kurulabileceği vaadini geri çekmek zorunda kalmışken, iktidarından vazgeçmiş değil elbette. Postmodernizm, işte tam bu asimetriyi "açıklamaya" girişen, saçma bir burjuva ideolojisidir. İnsanlığın elinden alınmış bir dünyayı, yine de olabileceklerin en iyisi gibi gösterir ve önemsizleştirir. Bugün bütün dünyada; savaş, açlık, eşitsizlik, özgürlüksüzlük, halkların düşmanlaşması, karanlık ve koyu gericilik, şiddet, temel uygarlık birikimi ve değerlerinin yadsınması... olarak hükmeden gerçekliği, tarihsel temellerinden ve dolayısıyla anlamlı bir eleştirisinden, "anti-tezinden" uzaklaştırır. Yalnızca bugüne odaklanmış bir felsefi-siyasal perspektifle, hem inandırıcılık yeteneğini güçlendirir, hem de kolay uyum sağlanabilen bir "fikri tekerleme kalıbı" oluşturur. Geniş gönüllüdür; bilinemezcilikten karamsar pozitivizme, karanlık bir dincilikten neo-liberalizme kadar pek çok akım ve eğilimi kucaklar. Tarihsel bir perspektiften ve gelecek bağıntısından yoksun her düşünceyi sarmalar ve ona temsilcilik verir. Bu parçalı görünüm, güncel burjuva düşüncesi için bir zaaf olmaktan öte bir "karakter"dir: Kaçınılmaz bir karakter. Dünyayı açıklamak -ve değiştirmek- konusunda gerçek bir perspektife sahip olmayan egemen ideoloji, bunun yerine, bir "güncellik ve bugün fetişizmi" etrafında, her soydan, "her yaştan" ve mezhepten idealizmi, kendisinde bir karakter olarak birleştirmek zorunda kalmış görünüyor. Bilim ve Düşünce, bu "güncel" tabloyu daha net ve tam da yadsıdığı noktadan, "tarihsel olarak" analiz etmek üzere gerçekleştirilecek bir yayın dizisinin başlığını oluşturuyor. İnsanlığın gerçek düşünce birikimini, doğanın ve toplumun tarihsel-diyalektik gelişiminin izini sürerek hatırlamak, geliştirmek ve bunun yanı sıra, "çağdaş" burjuva düşüncesini, tarihsel temelleriyle birlikte ele almak, böylelikle onu gerçek bir eleştirinin konusu haline getirmek, bu dizinin temel amacını oluşturuyor. Bu dizi, daha önce Evrensel Kültür dergisinin sayfalarında ve derginin eki olarak yayınlanan Evrensel Bilim'de sürdürülen bir yayının da devamı niteliğinde. 20. yüzyılın pek çok önemli bilgin ve aydınının, gerek bilim gerekse düşünce alanında, yaşadıkları döneme damgasını vuran ve bugünün bilim ve düşünce süreçlerini de belirleyen konu ve kavramlara ilişkin olarak giriştikleri tartışmalar; Bilim ve Düşünce dizisinin rezervini oluşturuyor.

Sartre ve felsefesi Dizinin ilk kitabı, Varoluşçuluk ve Sartre başlığını taşıyor. Varoluşçu düşünce, belki kökenleri Danimarkalı filozof Kierkegaard'a kadar götürülmekle birlikte, Avrupa felsefi-siyasi düşüncesi üzerindeki gerçek etkisini Sartre ile birlikte sağladı. Başta sanat olmak üzere, neredeyse bütün kültür etkinlikleri üzerinde önemli bir nüfuz sağladı. Sartre bir Komünist Partiliydi ve edebi ününün, entellektüel saygınlığının yanında toplumsal muhalefet için de önemli bir figürdü. Onun, "birey"i ve bireyin toplum yaşamı içerisinde "kendi seçmeleriyle kendisini inşa etmesi"ni temel alan felsefesi, tarihsel materyalist dünya görüşünden uzaklaşan, bireyci ve idealist bir protesto hareketinin zeminini oluşturdu. Günümüzde bu zemin, bir takım değişiklikler olmakla birlikte, başta Batı'da olmak üzere varlığını koruyor. Varoluşçuluk, üzerine eklenen onca "güncel harca" rağmen, kurucu unsurlarının ve elbette Sartre'ın izlerini taşıyor. Dizinin ilk kitabı, bu nedenle de, günümüzün burjuva düşüncelerini anlayabilmek açısından önemli...

ÖNCEKİ HABER

Ceza İnfaz Tasarısı tamam

SONRAKİ HABER

Samsun'daki 19 Mayıs töreninde Kılıçdaroğlu ile Bahçeli tokalaşmadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa