08 Aralık 2004 03:00

Z.Livaneli ve E. Ardıç

Epeyce bir süreden beri Zülfü Livaneli ve Engin Ardıç adlarındaki 2 Büyük Türk Büyüğü'nün üzerine yazmak istiyordum...

Paylaş
Epeyce bir süreden beri Zülfü Livaneli ve Engin Ardıç adlarındaki 2 Büyük Türk Büyüğü'nün üzerine yazmak istiyordum. Sakın "Büyük Türk Büyüğü" deyişimi bir alay, bir gırgır olarak görmeyin. Çünkü ben onları gerçekten günümüz Türkiye'sine lâyık Büyük Türk Büyüğü olarak görüyorum. Yalnız bugün değil, dün de öyle görüyordum. Örneğin 1993'te yazdığım "Büyük Türk Büyükleri" başlıklı kitabımda Livaneli de, Ardıç da mümtaz bir yer sahibi olmuşlardı. Evet, tam onları yazmayı düşünürken, Eski Dergisinin Kasım 2004 sayısında Demirtaş Ceyhun'un "TYS için fal açmak" başlıklı yazısı çıktı. Bir süre sonra Sennur Sezer'in "Saldırmak için yetiştirilen bir yazar" (Evrensel gazetesi 4.12.2004) başlıklı yazısı yayımlandı. D.Ceyhun'un yazısında yanlamasına 4 parmaklık yer kaplıyordu Engin Ardıç. Sennur Sezer'inkinde de 4 karışa yakın... Baktım gidiyor elden, benim Büyük Türk Büyüğüm, hemen daktiloya sarıldım. Zülfü Livaneli de, Engin Ardıç'ın KDV'si oldu. Onu bir TV programında popmagazin bir yarışmanın jüri üyesi olarak görünce bu ikiliyi yazmak vacip oldu, dedim.

Engin Ardıç Engin Ardıç'ın bir yazısını okudum sadece. Bir-iki tanesine de göz attım. Okuduğum yazısı Nokta'da mı ne çıkmıştı, at üzerindeki bir padişah heykeliyle ilgiliydi. S. Sezer yazısında Büyük Türk Büyüğü Engin Ardıç'ın bu yazısı üzeriden kısaca durduktan sonra "Hababam Sınıfı" ve "Rıfat Ilgaz" ile ilgili neler yazdıklarını anlatıyor. Gerçekten doğru Sezer'in söyledikleri, Engin Ardıç saldırmak için yetiştirilmiş... Demirtaş Ceyhun da bu saldırganın "TYS" ve "Aziz Nesin" hakkında düşündüklerini dile getirmiş bu yazısında. Saldırgan, TYS üyeleri için şöyle demiş: "İçlerinde kitabı üç yüzden, beş yüzden fazla satanı pek yok. (..) Kitabını yazan yazıyor, şakır şakır satıyor, iki cümleyi doğru dürüst bir araya getiremeyenler de işte böyle sendikacılık oynuyor." Demirtaş Ceyhun "Holding çığırtkanı" diyor, Sennur Sezer de "Saldırmak için yetiştirilen bir yazar"… Bu iki tanımda cuk oturuyor. Ama benim Engin Ardıç'ı "Büyük Türk Büyükleri" adlı kitabıma almamın nedeni, dönemin en iyi, en ciddi politik dergisi olan Gerçek'te, 21 Kasım 1992'de onu tanıtan şu satırlardı. "Küfrettikçe yükseldi. Bunu çok iyi biliyor. Pipisini gösterdikçe övülen çocuk kompleksi bundan. Unutuldukça pipisini gösteriyor, küfrediyor. (..) Çoğunluğu eski solculardan oluşan bir meslekte, eski solcu olmanın ezikliğini yaşıyor." Ben de eklemişim Engin Ardıç'la ilgili maddeye: "Pırıl pırıl bir yüzü vardır. Bıyıkları, burnunu belirtmek için özellikle bırakılmıştır, sanırım." S.Sezer'in yazısındaki fotoğrafta o eski, o muhteşem bıyıkları yoktu.

Zülfü Livaneli Eski solcu olmanın ezikliğini yaşayan E.Ardıç'ın aksine, Z.Livaneli, eski solcu olmanın avantajlarını çok iyi kullandı. Şarkısına, türküsüne, sazına sözüm yok, ama… Evet amaaa… Z.Livaneli, biraz Oya Baydarvari, geçmişi silinmiştir. Oya Baydar, zamanaşımı sayesinde Türkiye'ye döndükten sonra, yayınevime uğrayışında bana, "Sen hâlâ aynı fanatikliğe devam ediyor musun?" diyebilmiştir. Belki yaşı gereği, unutmuştur bazı "dünya gerçekleri"ni Oya Baydar. Ama hak veriyorum, Habora Yayınları arasında çıkan, o günlerde çok övündüğü "Savaş Çağı, Umut Çağı" adlı romanını, "Benim böyle bir kitabım yok," diye iddia edip, unuttuktan sonra… Z.Livaneli'de unutkandır. Tıpkı O.Baydar'ın ikinci kitabını unuttuğu gibi, o da ilk yayınlanan plağını unutmuştur. "Büyük Türk Büyükleri"nin Livaneli ile ilgili maddesinde söyle yazmışım: "Ben bu değerli büyüğümüzün nereden nereye geldiğini görmek isteyenlere, Halkın Sesi Plak Şirketi'nce yayınlanan ve A yüzünde 'Dede Sultan' , 'Ulaş', 'Yavaşça', 'Şarkışla', 'Alay Alay Gelen', 'Unutma Bizi', B yüzünde de 'Bize de Banaz da', 'Nurhak', 'Yana Yana', 'Ayvaz Ağıdı', 'Gel Günlerim', 'Selam Olsun' plağıyla işe başlamalarını öğütlerim." Maddeyi, "Selam Olsun"ndan birkaç sözcükle bitirmişim: "Selam olsun dayanana, düşene." Ve eklemişim: "Evet, selam olsun dayanamayanlara da, dönenlere de…" Z.Livaneli'nin son aşaması "CHP" oldu. Yakıştı da kendisine. Sanırım milletvekili bile seçildi. Ayda, açıktan 10 milyara yakın eski TL alıyor. Bir gazeteden öğrendiğime göre "bankamatik milletvekilleri" sınıfına giriyormuş. Geçen gün bir televizyon kanalının düzenlediği şarkı yarışması programında jüri üyesi olarak gördüm. Oy veriyordu geleceğin popstarı olma düşüyle yaşayanlara. Hey gidi Zülfü hey, saçlar bembeyaz olmuş. Oysa 1970'lere doğru, Habora Yayınları'nı da dağıttığın günlerde simsiyah saçların vardı. Dağıtımcılığı dışında yayıncılık da yapıyordu, Zülfü Livaneli. Ne güzel kitaplar yayınlamıştı, "Gerilla Harbi" gibi... Hey gidi dünya hey... Neyse, Oya kardeşime inat söylüyorum, fanatiklik güzel bir şey... Zülfü bile ilk plağında "Selam olsun dayanana" dememiş miydi?

ÖNCEKİ HABER

Bucak mahkemeye gelmedi

SONRAKİ HABER

YSK, İstanbul kararının iptaline ilişkin gerekçeli kararını açıkladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa