07 Aralık 2004 03:00

'Munzur akmazsa...'

Kızılderililerin "Doğanın başına gelen her felaket insanoğlunun başına da gelmiştir" sözünden feyz alan Nezahat Gündoğan, 45 dakikalık belgesel filminde, Tunceli'de 7 baraj projesiyle birlikte insanoğlunu bekleyen felaketlere dikkat çekiyor ve "Yaşam suyu ölüm suyuna dönüşmesin" diyor.

Paylaş
"Hapisteyken böyle bir düşüncem yoktu. Sürpriz bir şekilde çıktım. Her zaman dışarıya, yaşama ilişkin duyarlılık vardı ama 'sinemayla uğraşacağım' diye özel bir hedef belirlememiştim." Nezahat Gündoğan, yaklaşık 6 yıl kaldığı cezaevinden sağlık sorunları nedeniyle 2001 yılında tahliye oldu. Tedavi gördüğü TİHV'de daha sonra sinema kurslarına katıldı ve 3 aylık bir eğitimden sonra, Munzur Vadisi'nde yapılması planlanan barajların görünen ve gizli yanlarını filme aktardı. "Munzur Akmazsa" adlı 45 dakikalık belgesel film, yönetmeni ve Munzur Vadisi açısından hemen hemen bir ilk. Barajların çevresel olduğu kadar toplumsal bir soruna dönüştüğünü belirten Gündoğan, bu çabasını şöyle açıklıyor; "Geldiğim kültür hemen hemen aynı. Erzincanlıyım. Böyle bir çalışmayı ele alırken, daha iyi bildiğim bir konuyu anlatmalıydım. Türkiye'nin başka yerlerinde de benzer sorunlar var. Fakat bu daha güncel ve daha öncelikliydi benim için."

-Neden Munzur akmazsa? Munzur suyu aktığı her yerde doğal bir yaşam yaratmış. İnsanların yaşamı, kültürü ve inanç sisteminin şekillenmesinde önemli bir unsur. Dolayısıyla bu doğal akışı temsil etmiş. Baraj yapıldığında doğal denge bozulacak ve artık akmayacak Munzur. O suyun önüne set çekilmiş olacak. Bu denge bozulduğunda suyla hayat bulan birçok şeyde etkilenmiş olacak. İklimi, yabanıl hayvanların yaşam ortamları ve sosyal yaşam ciddi bir tehlike ile karşı karşıya kalıyor. Kısaca, bunu anlatmaya çalıştım. İşin uzmanları, akademisyenler, bu soruna duyarlı olan çevreler ve halka yönelterek sorularımızı bunu ortaya koymaya çalıştım.

-Görüntü almak bir döneme kadar yasaktı Tunceli'de. Çekimler sırasında sıkıntı yaşadınız mı? Sinema başlı başına yoğun emek isteyen bir iş. İlk çalışmam olması nedeniyle de zorlukları oldu. Bunun dışında, bölgenin kendine has özelliklerinden dolayı zorlukları oldu. Bu da coğrafi koşullar, kimi teknik olanakların yetersizliğiydi. Öte yandan Tunceli, bir döneme kadar OHAL koşullarına sahip bir bölgeydi. OHAL kalkmasına rağmen uygulamada bunun çok fazla değişmediğini gördük. Çekim yapmaya gittiğimiz ilçeler ve merkezde olsun, başvurumuza rağmen her yerde kontrole tabi tutuluyorduk. Her yerde merkeze bildirilip öğreniliyordu. Gerçekten film çekimi için gelip gelmediğimiz uzun araştırmalar sonucunda anlaşıldıktan sonra hareketimizi devam ettiriyorduk. Bunlar belli bir gerginlik yaratan zorluklardı.

-Teknik kısmı nasıl oldu? Teknik donanım anlamında olanak yoktu. Öncelikle bu prodüksiyonu karşılamak için bu konuda duyarlı insanlara gittim. Ordan belli olanaklar yaratıldı. Bu sorunu bizzat yerinde görerek kafamda belli bir sentez oluşturmaya çalıştım. Çok sınırlı bir bütçe ile yapıldı bu çalışma. Bunu tek başıma karşılamak imkânsızdı. Mesela Mümtaz Sevinç destek amacıyla seslendirme yaptı. Bizim için önemli bir şeydi. Ses kaydı vb. için İstanbul'da bazı stüdyoları kullandık. Dolayısıyla gönüllü ve kollektif yapılan bir çalışma çıktı ortaya.

-Barajların bölgede yol açacağı tahribatlar çeşitli biçimlerde gündeme geldi. Sizin kameranıza ne tür görüntüler yansıdı? Dersim'de yapılan barajlardan bir tanesinde şu anda elektrik üretiliyor ve o 1984'lerde hayata geçirilmiş. Dolayısıyla onda yapabilecek bir şey yok. Uzunçayır Barajı'nın yapımı tamamlanmış, yakında su tutmaya başlayacak. Evet, Dersim genelde barajlar sorunu ile gündeme gelmişti ama esas bu sorunun gündeme gelmesi Munzur Vadisi'nde yapılacak barajlar. Oranın özgünlügü ise, Milli Park olması. Bu barajların dünyanın dengesini nasıl etkilediği, getirileri ve götürüleri neler? Barajlar, dünyada özellikle elektrik üretiminde ne kadar kullanılan bir yöntem? Bunları belgeselde işlemeye çalıştım. Yani tekil veya bölgenin bir sorunu gibi görünsede evrensel ölçülerde bir soruna dönüşmüş. Hocaların desteğiyle dünya barajlar komisyonunun çalışmalarından belge ve bilgiler de elde ettim. Gelişmiş ülkelerde genel olarak barajlar terk edilen bir yöntem. Fakat bizim gibi ülkelerde hâlâ tercih edilen bir yöntem. Bunun arka planı da çok önemli. Bu mesele Türkiye'nin enerji politikalarıyla ilgili bir mesele.

-Bütün bunlar 45 dakikaya sığdı mı? Aslında yetmedi. Hepsi başlı başına ele alınması gereken konular. Ama bir bütün olarak vermeye çalıştık. Bunlar birbirinden koparılamayacak konular. Doğanın uğrayacağı tahribatı işlerken, insan unsurunu gözardı etmek bana göre çok yetersiz kalacaktı. Çünkü ordaki temel unsarlardan biri de insan. Bu sorunu işlerken sadece görünen değil birde görünmeyen politikalar vardı. Ona da değinmek gerekiyordu. Mümkün olduğunca biribiriyle bağlantılı bir şekilde işlemeye çalıştık.

-Türkiye'nin birçok yerinde kültürel değerlerin yok olmakla yüz yüze kaldığını görüyoruz. Fakat bu konulara parmak basan belgeseller yok gibi. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Bu noktada kişinin yaşama bakış açısı ve neyi niçin kullandığı, hangi amaca hizmet ettiği önemli. Benim açımdan sinema bir araçtı. İnsan yaşamına ya da toplumun yaşadığı sorunlara parmak basan konuları irdelemesi ve ayrıca belge bırakması da önemliydi. Çünkü malesef biz toplumsal hafızası zayıf olan bir toplumuz. Dolayısıyla onunda canlı tutulması gerekiyor. Munzur konusunda çok sınırlı belgeler var. Mesela böyle bir belgesel yok. Örneğin bölgede yapılan kazı çalışmaları var ama çok sınırlı. Bunları görünce dehşete kapılıyorsun. Orada geçmişe dayalı bir yerleşik hayat ve kültürel değerler var oysaki.

-Yaptığınız filmi televizyon kanallarına önerdiniz mi? Henüz öyle bir girişimim olmadı. Daha çok festivaller kapsamında izlettik. Bilgi Üniversitesi'nde gösterimi oldu. Onun dışında derneklerin etkinliklerinde göstermeye çalışıyoruz. İstanbul dışında diğer illerde ve Avrupa'da gösterim yapacağız bundan sonrası için. Televizyon kanalları ne kadar duyarlı olur bilemiyorum.

ÖNCEKİ HABER

Taşeronlaştırma sözleşmeye aykırı

SONRAKİ HABER

İran: Müzakere değil, direniş ve mücadele şartları var

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa