06 Aralık 2004 22:00

Mücadeleye atılma kongresi

Portekiz Komünist Partisi'nin 17. Kongresi, burjuva medyanın yoğun saldırılarına karşı bir gövde gösterisi oldu. Kongrede parti yönetimi büyük ölçüde yenilendi ve gençleşti. Delegeler; Avrupa Anayasası ve 'Avrupa Sol Partisi' gibi güncel konularda önemli kararlar aldı.

Paylaş
Portekiz Komünist Partisi (PKP), 26-28 Kasım tarihlerinde başkent Lizbon'da 17. Kongresi'ni gerçekleştirdi. İşçi semti Almada'nın spor sarayında toplanan ve ana şiarı "PKP ile demokrasi ve sosyalizm: Geleceği olan bir Portekiz" olan kongreye, ülkenin çeşitli bölgelerinden 1298 delege katıldı. Emeğin Partisi'nin (EMEP) de içinde yer aldığı 40'ı aşkın ülkeden yabancı temsilcinin konuk olduğu kongre, bir güç gösterisine dönüştü. Böylece, kongre öncesinde özel bir 'anti-parti' kampanya yürüten ve yeni malzeme bulmak için kongreye 'yoğun ilgi gösteren' burjuva basınına ve gerici hükümete "PKP ayaktadır!" mesajı verildi. Parti açısından bu politik mesaj, "yeni koşullara ayak uydurmadığı için çökeceği" propagandasını yapan burjuva basınına yönelik değildi sadece. Mesaj aynı zamanda, PKP'nin seçimlerde daha başarılı olması için sosyal demokrat bir çizgiye sahip Sosyalist Parti'ye yakınlaşması gerektiğini ileri süren ve bir süre önce tasfiye edilen gruba karşı da bir gereklilik olarak görülüyordu.

AB projelerine red Kongrede ele alınan konular arasında kapitalizmin krizi, emperyalizmin saldırganlığı, işçilerin ve halkların mücadelesi, sosyalizm alternatifi, Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler, Avrupa Anayasası, 'Avrupa Sol Partisi', parti içi sorunlar bulunuyordu. Delegeler, Avrupa Anayasası'nı, Nisan 1974 Devrimi'nin ürünü olan Portekiz Anayasası'nın kazanımlarının tasfiye edilmesinin aracı olarak nitelendirdi ve reddettiler. Ayrıca, 'Avrupa Sol Partisi'nin sınıf mücadelesinin ihtiyaçlarını karşılayamayacağı belirtilerek, bu projede yer almama kararı alındı.

Yenilenme kararı Partinin komünist kimliği ve işçi sınıfının devrimci niteliğine özel vurguların yapıldığı 17. Kongre'ye, partiyi "ufukta görünen çetin mücadelelere hazırlama" ruhu hakimdi. Uluslararası ve ulusal çapta sınıf çelişkilerinin keskinleşeceği tespitinden yola çıkılarak yapılan bu hazırlıkların bir parçası olarak kongrede, önümüzdeki ocak ve şubat aylarında bir üye yenileme kampanyası başlatma ve partinin fabrika ve işyerlerindeki örgütlenmesini daha da güçlendirme kararı alındı. PKP'nin halen 115 bin üyesi bulunuyor.

Yeni yönetim Kongrenin karara bağladığı diğer bir değişiklik de parti yönetimiyle ilgili oldu: Yeni bir Merkez Komitesi (MK) ve Genel Sekreter seçildi. Çoğu yaşlı olmak üzere 40 partili MK'den ayrılırken, 27'sinin 30 yaşın altında olduğu 36 yeni partili MK'ya seçildi. Yeni MK 176 üyeden oluşuyor. 1992 yılından beri Genel Sekreterlik görevini yürüten ve yeniden aday olmayan Carlos Carvalho'nun yerine; 14 yaşında işçilik hayatına atılan ve 12 yıl önce milletvekili seçilen, bugüne kadar partinin işçiler ve sendikalar içindeki çalışmasından sorumlu olan 57 yaşındaki Jeronimo de Sousa seçildi.

Genel sekreterin konuşması Yeni Genel Sekreter De Sousa, kongrenin ikinci gününde yaptığı konuşmada şu sözleriyle dikkat çekti: "İşçi sınıfı içinde örgütlenmenin önem kazandığı bir döneme giriyoruz. İşçi sınıfının tarihe karıştığına dair neoliberal söylemin iflas ettiği, sınıf mücadelesinin yeniden yükseldiği bir dönemdeyiz. Yıllardır bu partinin öldüğü iddia edildi. Ama parti işçi sınıfı içinde, gençlik içinde, kitle örgütlerinde en güçlü örgütlenen partidir. Yine de bu gerçek, tehlikeleri görmediğimiz anlamına gelmemelidir." De Sousa, burjuva medya ve çeşitli çevrelerdeki parti karşıtı propagandaya da değinerek; "Partimizde işçiler ile aydınlar arasında bir çelişki olduğunu ileri sürüyorlar. Bunlar boş laflardır. Aksine; aydınlarımız burada ve hiç şüphesiz biz daha da fazlasının partimizde olmasını istiyoruz" diye konuştu. Kongrede, 10 binin üzerinde üyesi ile Portekiz Komünist Gençliği (JCP) de dikkat çekiyordu. 1950'li yılların ortalarından itibaren sosyalizmden uzaklaşan Sovyetler Birliği'ni Gorbaçov dönemine kadar savunan partiler arasında yer alan PKP, bugün bu partilerden sadece gücünü nispeten korumayı başarmış olmasıyla ayrılmıyor. Aynı zamanda, parti içindeki genç üyelerin sayısını artırmayı başarmış olmasıyla da önem kazanıyor. Nitekim bu durum, kongre delegelerinin bileşiminde ve seçilen yeni MK'da da ifadesini buldu. Coşkulu ve mücadeleci bir havanın egemen olduğu kongre, tüm delegelerin Enternasyonal'i söylemeleriyle sona erdi.


Kongre kararlarından... Dayanışma ve güçbirliği: Büyük sermayenin ve emperyalizmin saldırganlığı -daralan sosyal tabanları ile birlikte- komünist partiler ve diğer tüm devrimci ve anti-kapitalist sol güçler arasında işbirliği ve dayanışmanın genişletilmesini özellikle gerekli kılmaktadır. Birlik noktalarına değer verip eylem birliğine vurgu yaparak, kitlelerin en sorunlar ve özlemlerine yanıt verip, işbirliği yapmak isteyen güçler arasında varolan ayrılıklara saygı duyarak, ideolojik önyargıları bir kenara bırakmak gerekir. İşçilerin çıkarlarını gözetmek ve sosyal demokrasi ile aramıza belirgin bir çizgi koymak kesin bir gerekliliktir. PKP, başta Avrupa olmak üzere bütün dünyada sol güçler arasında daha güçlü bir işbirliği ve dayanışma için katkı sunmaya devam edecektir. Ortak eylemlere, neoliberalizme ve savaşa karşı uluslararası inisiyatiflere öncelik verdiği gibi, PKP komünist partiler arasında ve diğer devrimci partilerle birlikte daha istikrarlı işbirliği biçimlerine gidilmesi gerekiliğini dile getirmiştir.

Avrupa Birliği: Avrupa Anayasası, Avrupalı büyük güçlerin hakimiyeti ve idaresi altında federal bir Avrupa Birliği yaratmaya yöneliktir. Bu, Avrupalı büyük sermaye adına üstlenilmiş bir proje olup, AB'yi siyasi ve askeri bir bloka dönüştürmeyi amaçlar. Bu blok bazılarınca ABD'ye rakip, bazılarınca da NATO'nun Avrupa'daki ayağı olarak görülse de nihai olarak ABD emperyalizminin yardımcı kolu olarak hareket etmeye yönelecektir. Bu gelişmeler, tüm süreci şekillendiren ve birbirinden ayrılmaz üç ilkeye dayanır: federalizm, neoliberalizm ve militarizm. Avrupa işçileri ve halkları için bunlar sadece sosyal ve medeni haklarda gerileme, eşitsizliklerin derinleşmesi, ülkeler ve bölgeler arasındaki asimetrilerin çoğalması ve bizimki gibi küçük, daha az gelişmiş ülkeler açısından daha fazla bağımlılık anlamına gelir.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Küçükçekmece gölü kanalizasyon olmasın

SONRAKİ HABER

Esenyurt'ta mobilya imalathanesinde yangın: 3 işçi dumandan etkilendi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa