06 Aralık 2004 03:00

Anadolu'yu gerçekten anlamak lazım...

Piyanist Tuluyhan Uğurlu, Anadolu medeniyetlerinin anlatıldığı "Üç Altın Kentin Anahtarı" isimli yeni çalışmasını dinleyicileriyle buluşturuyor. Tuluyhan Uğurlu ile çalışmaları hakkında görüştük.

Paylaş
Piyanist Tuluyhan Uğurlu, Anadolu medeniyetlerinin anlatıldığı "Üç Altın Kentin Anahtarı" isimli yeni çalışmasını dinleyicileriyle buluşturuyor. Tuluyhan Uğurlu ile çalışmaları hakkında görüştük.

Bize "Üç Altın Kentin Anahtarı" isimli çalışmanızdan bahseder misiniz? Bu olması gereken bir şey. Maksat Anadolu medeniyetlerini insanlara anlatmak. Bir zincirin halkaları bunlar Urartu medeniyetini anlamadan cumhuriyeti anlamak, Hititler'i, Bizans'ı anlamadan Osmanlı'yı anlamak mümkün değil. Örneğin mehter takımı dediğimiz zaman Osmanlı aklımıza geliyor. Ama Hititler'de var bu. Ney, denince akla hemen İslami Tasavvuf geliyor, ama bu Asurlar'da, Sümerler'de var. Bu gibi örnekler fazlasıyla var. Anadolulu olmak; bu bütünün parçalarını birleştirdiğiniz zaman Anadolulu oluyorsunuz. Bizde parçalar kopuk kopuk, bazı parçalar tam var, bazı parçalar yok. O zaman bunları bütünleştirmemiz lazım ve Anadolu'yu gerçekten anlamak lazım. Bu yüzden bu projeyi gerçekleştirmek istedim. "Üç Altın Kentin Anahtarı" derken burada kastedilen anahtar da demokrasidir. Üç altın kent ise şöyle; "Hattuşa, Tuşba ve Truva". Yarın Truva çıkar, yerine Finike veya İyon medeniyetleri girebilir. Truva batıda, Hattuşa Hititler Orta Anadolu'da, Tuşba Urartu medeniyeti doğuda. Dolayısıyla hepsini birden kucaklamak, bir Türkiye gerçeği. Piyano başında eserleri, slayt şeklinde Anadolu medeniyetlerinin özelliklerini ve bıraktığı izleri resim ve yazı eşliğinde sergiliyorum. Bu da anlatılmak istenen konuyu daha da derinleştiriyor.

Projenizi oluşturmaktaki amacınız neydi? Araştırma yaparken şunları gördüm, Komagene Kralı Antiyagos bir şeyler söylemiş, Truva Kralı Hektor da aynı şeyleri söylemiş. Bakıyorsun Fatih de aynı şeyleri söylemiş, Atatürk de aynı şeyleri söylemiş. Hep aynı şeyler söylenegelmiş, insani değerler için ve biraz önce değindiğimiz anahtar yani demokrasi için. İlk yerleşim alanlarından biri olan Çatalhöyük'te duvarlara kazınan motiflere baktığımızda bu motifleri Hereke Halısı'nda da görebiliyoruz. Niye var, bunlar yaşıyor da ondan. Ölmedi ki o; devam ediyor. Bir kültürün izleridir bunlar. Benim insanlara vermek istediğim bazı şeyler var. Bir Türkiyeli olarak da bunu yaşayıp yaşatmak insanlara bunu göstermek. Ben bunları Paris'te de Londra'da da; kendi ülkemde de çalıyorum. Burada "Arkadaşlar bakın biz böyle bir medeniyetin üzerinde oturuyoruz, haberiniz olsun" demeye çalışıyorum. Bir de gidip eseri yazdıktan sonra gidiyorum Truva'da, Nemrut'ta konser veriyorum. Yazdığım eseri ait olduğu yere gidip orada çalıyorum.

Bu topraklarda bir savaş var. Irak'ta antik kentlerin üzerine askeri üsler kurulu. Bu konu hakkında düşünceleriniz nelerdir? Nemrut Dağı, yerküre hareketiyle batı platolarıyla Ortadoğu ovalarının sıkışmasıyla yükselmiş bir dağdır. Ben orada konser verdim, "Vay be Tuluyhan çıkıp dağın tepesinde konser verdi" dedirtmek için değil. Savaşın en yoğun olduğu dönemdi o günler, geçen sene eylül ayı idi ve oradan da dostluk ve kardeşlik mesajları verdik. Dünyanın en yüksek binasının üzerine çık konser ver. Hiçbir şey ifade etmez. Tam o sırada Nemrut Dağı'nın bir manası var. Bir de şu var. Türkiye abiliğini yapamadı burada. Felluce'de insanlık dramı yaşanıyor. Türkiye'den lojistik destek gidiyor, uçaklar kalkıyor. Bunlar hoş değil.

Yeni projeleriniz var mı? Bütün inançları anlatan bir çalışma olan "Mukaddes Doğunun Tapınakları" ve birde "Yıldızlardan Gelen Çocuklar" isimli bir çalışma var. Bu çalışmada da Sokrates gibi düşünürlerin çocukluk düşlerini anlatmaya çalışacağım.

ÖNCEKİ HABER

Canlı kalkanlar yine yola çıktı

SONRAKİ HABER

Aliağa'da işten atmalara karşı nöbet başlatan işçilere ziyaret

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa