04 Aralık 2004 22:00

Eğitim politikası fiyasko

Bu yıl 4'üncüsü düzenlenen Demokratik Eğitim Kurultayı'nda, eğitim sistemi ele alındı. Toplantıda, öğretmen yetiştirme politikasının sürekli değişmesi ve eğitim fakültelerinde yeterli sayıda öğretim elemanı bulunmaması eleştirildi.

Paylaş
Eğitim Sen tarafından 4'üncüsü düzenlenen Demokratik Eğitim Kurultayı'nda (DEK) eğitimin ve eğitim sisteminin sorunları çeşitli yönleriyle ele alınarak, tartışmaya açılıyor. Ankara Öğretmenevi'nde devam eden kurultayın "Eğitim ve Bilim Emekçileri" başlıklı bölümünde tartışmaya açılan "Öğretmen yetiştirme ve öğretmenlerin mesleki gelişimi" başlıklı raporda, öğretmen yetiştirme politikasının sürekli değişmesi ve eğitim fakültelerinde yeterli sayıda öğretim elemanı bulunmaması eleştirildi. Meslek içi eğitimlerin göstermelik yapıldığı belirtilen raporda, öğretmenlerin bürokratik engeller, okul idarelerinin zorluk çıkaran tutumları ve sınıfların kalabalık oluşu nedeniyle meslek içi eğitimlere katılamadıkları dile getirildi. Ayrıca, 1997'de Dünya Bankası ve IMF eliyle yeniden yapılandırılan öğretmen yetiştirme programının yüzde 60'ından fazlasının alan bilgisini kapsadığı, dolayısıyla ortaya alan bilgisi olan ama öğretemeyen, genel kültürü zayıf öğretmenler çıktığı ifade edildi. Öğretmenlerin, öğrencisinin çok yönlü gelişimini hedefleyen toplumsal bir anlayışla yetiştirilmesi gerektiği vurgulanan raporda, öğretmenlik mesleğinin farklı toplumsal ve kültürel özelliklere sahip, öğrencilerin katılımını dikkate alan bir anlayışla düzenlenmesi ve ülkede konuşulan dillere hazırlanmaları istendi. Türkiye'nin ulusal özelliklerinin de dikkate alındığı yeni bir öğretmen yetiştirme politikası için çalışmalar başlatılması gerektiği kaydedilen raporda, öğretmen örgütlerinin de karar süreçlerinde yer alması talep edildi.

Kadrolaşma eleştirisi Kurultayda konuşan gazeteci-yazar Nail Güreli, kısa süre önce çıkarılan yasa ile okullarda para toplanmasının yasallaştırılmasının, eğitim kurumlarının birer ticarethaneye dönüşmesini beraberinde getireceğini anlattı. AKP iktidarı döneminde eğitimde kadrolaşmanın alt kademelere kadar yayıldığını ifade eden Güreli, 1658 öğretmenin yerinden edildiğine dikkat çekti. Güreli, Eğitim Sen'lilere kapatma davasını gündemde tutmak için tüm gazetecileri ve köşe yazarlarını mektup yağmuruna tutmalarını önerdi.

Köy Enstitüleri deneyimi Eğitimciler Derneği Yönetim Kurulu üyesi Necati Akpınar ise öğretmen yetiştiren kurumlardan Köy Enstitüleri'ni ele aldı. 1940-46 yılları arasında faaliyet gösteren Köy Enstitüleri'nin özgün bir model olduğunu belirten Akpınar, Köy Enstitüleri'nde idarecilerin yanında öğrenci temsilcilerinin de öğretmenler kadar yetkisi ve söz hakkı olduğunu anlattı.


Nasıl bir üniversite? Kurultayda, üniversiteler ve akademisyen yetiştirme konuları da ele alındı. Mevcut sistemin son haliyle araştırma görevlisini "burslu lisansüstü öğrenci" haline getirdiğine dikkat çekilen raporda, asistanların üniversitenin araştırma ve inceleme işlevlerinin bir parçası olmasından da "lafta bile olsa" vazgeçildiğine dikkat çekildi. Akademik değerlendirme ölçütlerinin sağlıksız olduğu ifade edilen raporda, idari faaliyetlerin puanlama sistemine dahil edilmesinin sorun teşkil ettiği kaydedildi. Üniversitelerin özerk olabilmesi için öncelikle YÖK'ün kaldırılması talep edilen raporda, üniversitelerde akademik-sanatsal özgürlük ve özerkliğin yaşam bulması gerektiğine işaret edildi. Akademik-sanatsal özgürlük ve özerkliğin hükümet, siyasal iktidar, piyasalar, sermaye ve belirli zümrelerin müdahalelerine ve üniversitenin iç müdahalesine karşı yasal güvencelerle korunması gerektiği vurgulanarak, üniversitelerden, ayrılan kamu paylarını öncelikleri doğrultusunda kullanmaları istendi.


Avrupalı eğitimciler de dertli Kurultaya katılan Avrupalı eğitimci sendikaları temlsilcileri de ülkelerindeki eğitim politikalarından yakındılar. İngiltere Ulusal Öğretmenler Sendikası (NUT) Başkanı Mary Compton, İngiltere'de hükümetin yaptığı yasa değişikliği ile eğitimini almış olup olmamasına bakılmadan herkese öğretmenlik yapma hakkı tanıdığını anlattı. İngiltere'de eğitimin standardize edilmek istendiğini kaydeden Compton, öğretmenlerin testlerle eğitim vermek zorunda kaldıklarını aktardı. Böylece eğitim sisteminin okulların karşılaştığı bir lige, öğrencilerin de "sirkte çalıştırılan hayvanlara" dönüştürüldüklerini söyleyen Compton, öğretmenlerin de performansa göre ücretlendirildiklerini dile getirdi. İtalya Ulusal Eğitim Sendikası temsilcisi Giorgetti Gabriella ise, İtalya'da 90'lı yılların sonunda hayata geçirilen "Kamu İdaresi Reformu" ile okulların özerklik kazandığını, öğretmenlerin daha fazla yetki ve söz sahibi olduklarını anlattı. Tüm iyileşmelere rağmen, ulusal sözleşmelerde yer alan öğretmen haklarının İtalya Başbakanı Berlusconi tarafından gaspedilmek istendiğini ifade eden Gabriella, hükümetin öğretmenlik statüsünü yasa ile belirlemek ve öğretmenlerin yetkisini kullanmalarını sağlayan okul temsilciliğini kaldırmak istediğini buna karşılık öğretmenlerin yüzde 70'inden fazlasının bu yasaya karşı grev yapmakta olduğunu aktardı.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


'Kaynaklar heba ediliyor' Maden Mühendisleri Odası Madencilik Kurultayı sona erdi. Kurultayın son bölümünde düzenlenen "madencilik politikaları" konulu panelde, Türkiye'nin ne enerji alanında ne de maden alanında kendi kaynaklarını doğru kullanamadığı ifade edilerek, "enerji sıkıntısı yaşayacağız" yönündeki saptamaların, doğru olmadığına dikkat çekildi. Kurultayın son bölümünde yapılan "madencilik politikaları" konulu panelde konuşan Enerji Bakanlığı Müsteşarı Sami Demirbilek, enerji ve madencilikte yaşanan sorunların çözümü için "özelleştirme" istedi. Özel sektörün özellikle sektörde hem verimli çalışacağını hem de istihdam yaratacağını iddia eden Demirbilek, 2020 yılında Türkiye'de enerji sıkıntısı yaşayacağını ileri sürdü. Demirbilek, enerji açığının ithal doğalgaz, ithal kömür ya da nükleer enerji olmak üzere üç şekilde çözülebileceğini iddia etti. Enerji politikalarında uzman Necdet Pamir ise enerji alanında kaynakların doğru kullanılmadığını ifade ederek, enerjinin sadece ekonomik değil, ulusal güvenliği ilgilendiren bir konu olduğunu dile getirdi. Pamir, Türkiye'nin ihtiyacından daha fazla miktarlar için yapılan gaz anlaşmalarıyla 2018 yılına kadar Hazine'nin çok büyük bir risk altına girdiğini söyledi.

Yanlış saptamalar yapılmasın Enerji sıkıntısına girileceği yönünde söylemlerin dikkatli kullanılmasını isteyen Pamir, rezervlerin iyi analiz edilmesi, projeksiyonların iyi çıkarılması gerektiğini ifade etti. Pamir, "mevcut duruma mevcut zaaflarla bakılırsa, yanlış saptamalar yapılmış olunur" diyerek, Elbistan'da ciddi bir linyit rezervi olduğunu, yeni gaz, kömür yataklarından bahsedildiğini dile getirdi. Devlet kurumlarının arama yapma ve uluslararası düzeyde rekabet etme şanslarının ellerinden alındığını ifade eden Pamir, özel sektörün yıllardır sürekli teşfik edildiğini söyledi. Pamir, özel sektörün yatırımları düşük doğalgaza yöneldiğini belirterek, BOTAŞ'ın bu şirketler adına anlaşmalara imza atarak, satın alma garantisi verdiğini dile getirdi. "Al ya da öde" anlayışı ile imzalanan anlaşmalarla Hazine'nin 30 milyar dolar bir risk altına sokulduğunu ifade eden Pamir, "bu işin başında olanlar bu anlaşmalara imza atarken, 3 kere 4 kere düşünmeliler" dedi. Maden Mühendisleri Odası Başkanı Mehmet Torun da, dünyanın hiçbir ülkesinde maden üretiminin ihraç kalemi olarak görülmediğini ifade ederek, Türkiye'de uygulanan politikalar yüzünden maden üretiminin daraltılarak, bağımlılığın artırıldığını dile getirdi. Torun, eksik yatırım nedeniyle birçok madenin yer altında beklediğine dikkat çekti.

Üretim artırılmalı Kurultayın sonunda açıklanan sonuç bildirgesinde ise hatalı ekonomi politikalarının madencilik sektörüne yansımasının çok daha dramatik olduğu ifade edilerek, madencilik sektöründe kamu yatırımların vazgeçildiği, buna karşılık sektörün ülke ekonomisine katkısının hızla azaldığı belirtildi. Bildirgede, 1980'de 200 bin olan madencilik sektörü istihdamının 2002 yılında 100 binin altına gerilediğine dikkat çekildi. Madencilik alanında Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılamaya dönük olarak, üretimin artırılması gerektiği belirtilen bildirgede, madencilikte kamu yararını öncelik alan politikaların hayata geçirilmesi istendi. Bildirgede, "Madencilik sektörünün tüm alt sektörlerinde üretim artırılmalı, ancak üretim dış satım için değil, ülke ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılmalıdır" önerilerine yer verildi.


Kollektif düşünce yok ediliyor TMMOB'nin 50. kuruluş yılı nedeniyle düzenlenen 'AB Uyum Yasaları Çerçevesinde Mühendislik Hizmetleri' konulu panelde konuşan İstanbul Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. İzzettin Önder, AB, küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni gibi kavramları değerlendirdi. Sermayenin gücünü artırdıkça sosyal devlet kavramını yok etmeye çalıştığını belirten Prof. Dr. Önder bunu yaparken de bireyciliği ön plana çıkardığına dikkat çekti. Prof. Dr. Önder "Kolektif düşünce ve yaşam biçimini yok ederek bireyciliği öne çıkarıyorlar. Onlara göre kapitalizm dünya düzeni, çevre ülkeler ise köleleşecek" dedi. Paneli yöneten TMMOB Genel Başkanı Mehmet Soğancı ise TMMOB'nin 50 yılı geride bıraktığını belirterek üyelerinin sorunları ile toplumun sorunlarının aynı olduğu bilinciyle hareket ettiklerini ve bu bilinçle çalışmaya devam edeceklerini söyledi. Panele ayrıca İMO Genel Sekreteri Gülay Özdemir, MMO Genel Başkanı Emin Koramaz da konuşmacı olarak katılırken paneli çok sayıda davetli izledi.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

ÖSS için son iki gün

SONRAKİ HABER

Elazığ ve İstanbul'da Evrensel'e destek: Evrensel’in suç ortağıyız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa