05 Aralık 2004 03:00

Lobi ve rüşvet santrali

Avrupa ülkeleri ve ABD yeni nükleer santral siparişi vermeyip, nükleer enerji tüketimini azaltıyor.

Paylaş
Avrupa ülkeleri ve ABD yeni nükleer santral siparişi vermeyip, nükleer enerji tüketimini azaltıyor. Başta Enerji Bakanı Hilmi Güler olmak üzere hükümet temsilcileri, "enerji darboğazına" girileceği iddiasıyla Türkiye'de üç tane nükleer santral kurma hazırlığına giriştiler. Nükleer santral gerçeğini, Greenpeace Akdeniz Enerji Kampanyası Sorumlusu Özgür Gürbüz ile görüştük. Enerji Bakanı Hilmi Güler üç nükleer santral yapacaklarını söyledi. Bu kadar pahalı ve tehlikeli olan santralleri Türkiye neden kullanmak istiyor? Bence üç neden var. Birinci ve en yüksek ihtimalli neden, nükleer santrallerin Avrupa Birliği için "rüşvet" olarak kullanılması. Özellikle de nükleer santral satan çok az ülke varken; Fransa, İngiltere, Amerika, Japonya ve Almanya. En güçlü şirket NPI adlı yüzde 70'i Fransızlara, yüzde 30'u Siemens'e ait bir şirket ve Türkiye'nin AB'ye giriş sürecinde en çok sorun çıkaran ülke de Fransa! Bu bir tesadüf değildir sanırım. İkinci ihtimal; nükleer santral pazarı. Gelişmiş ülkelerin hemen hemen hiçbiri nükleer santral yapmıyor ve nükleer santraller Çin, Hindistan ve Latin Amerika ülkeleri tarafından yapılıyor. Nükleer lobi özellikle Türkiye gibi ülkelere önem veriyor. Üçüncü neden ise AKP Hükümeti. Sürekli "Nükleer teknolojiyi öğrenmemiz gerekiyor" diyorlar ve nükleer silahtan da bahsetmediklerini söylüyorlar. Nükleer tıp ise Türkiye'de bilinmeyen bir teknoloji değil. Teknoloji düşkünlüğünün çok tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Eğer "nükleer güç" olabilme amacı güdülüyorsa, onlara çağrım şu; bugün Pakistan nükleer santraller ve silahlar elde ederek bir nükleer güç olmuştur. Afganistan olayında, Pakistan Amerika'nın yanında yer almak zorunda kalmıştır. Demek ki nükleer güç olmak, nükleer santral yapmak yada nükleer silahınızın çok olmasıyla ilgili değil, bağımsız ekonomik gücünüzle ilgili. Her ne kadar Enerji Bakanlığı elle tutulur veriler vermese de, dünyada nükleer enerjinin durumunu gösteren birçok belge mevcut. Örneğin 50 yılı aşkın geçmişine karşın nükleer gücün toplam enerji içinde payı yüzde 5; toplam elektrik içinde ise yüzde 16'dır. Türkiye'de çizilmeye çalışan tablonun aksine dünya nükleerle ayakta durmuyor. Bazı bilim adamları nükleer enerjinin, geleceğin enerjisi olduğunu iddia ediyorlar. Bu tezler doğru mu? Bu onların teorisi. Nükleer atıkların depolanabileceğini iddia edenler bana, nükleer atıkların güvenli bir şekilde depolandığı tek bir yer göstersinler. Var olan depoların hepsi nükleer santrallerin yanında ve geçici depolar. Nükleer atık sorunu tam anlamıyla çözümsüz bir sorun. Nükleer atık denildiğinde hep nükleer santrallerden çıkan atıklar akla gelir ama aslında uranyum madenciliğinden başlayan tüm nükleer yakıt zinciri içinde radyoaktif atıklar üretilir ve hâlâ nükleer atıkları doğadan tamamiyle izole edecek bir yöntem bulunabilmiş değil. Çünkü atıkların ömürleri sonsuz, hiçbir şekilde yok olmuyorlar yani. Dünyada ilk nükleer santral 1954'te kuruldu. Nükleer konusunda sadece 50 yıllık bir tecrübemiz var. Bizim "Bu atıklar sonsuza kadar saklanılabilir" diyebilmemiz için binlerce yıllık deneyimimizin olması gerek. Hiç saklamaya teşebbüs etmemişsiniz ki! Atıkların sızdırmayacağının hiçbir güvencesi yok. Ayrıca etik açıdan da doğru değil nükleer atıkları saklamak. Daha önce nükleer atıklar varillerle okyanusa dökülüyordu. Variller nükleer atık taşıdıklarından kısa bir süre sonra aşınıyorlar haliyle. Okyanusta değişik yosun türlerinin yetişmeye başlandığı gözlendi ve okyanusa nükleer atıkların atılması yasaklandı. Yani saklayıp saklayamayacağınızı bile tam olarak bilmediğiniz nükleer atıkları gelecek kuşaklara bırakmak ne derece etik? Peki enerji sorunu için öngörülen çözüm nedir? Tek çözüm toplumsal maliyeti, çevresel riski düşük tercihlere yönelmektir. Bugün gerek "iklim değişikliği"nin önüne geçmek, gerek temiz ve ucuz enerjiyi sınırsız kaynaklardan sağlayarak dünya barışına katkıda bulunmak için elimizdeki yegane çözüm yenilenebilir enerji kaynakları ya da "barışçıl enerji" kaynaklarıdır. Petrol gibi sınırlı kaynaklar için insanların öldürülüp, yine bu sınırlı kaynaklar uğruna ölündüğü günümüzde sınırsız ve hemen her ülkede değişik formlarda bulunan bu kaynaklar dünya barışı için büyük bir umut teşkil ediyorlar. Yenilenebilir enerji kaynakları ve enerji verimliliği ciddi çözüm önerileridir ve nükleer kaynakların yanında bu alternatif bile sayılmaz. Hemen doğru bir yenilenebilir enerji yasa tasarasıyla, Türkiye'de temiz ve barışçıl enerji kaynakları olan rüzgar, güneş, jeotermal, biyokütle gibi kaynaklara gidecek yatırımların önünü açmak, enerji verimliliği ve tasarrufu için harekete geçmek gereklidir. Fakat Yenilenebilir Enerji Yasa Tasarısı 3 aydır Mecliste bekliyor. Ali Babacan bu konu da çok önemli bir faktör. Babacan, 17 Ekim'de Dünya gazetesinde aynen şöyle diyor; "Biz BP ve Shell yöneticilerine sorduk. Onlar yenilenebilir enerji gereksizdir dediler" Yani nükleer lobiden başka daha güçlü olan fosil yakıt lobisi vardır. Bunun başında da BP, Shell gibi firmalar yer alıyor.


JAPONYA'DAKİ KAZALAR

Nisan 1998 Tokyo Elektrik Firması'na ait reaktör, soğutma pompasının bozulması sonucunda kapatıldı.

Temmuz 1997 Tokyo Elektrik Firması'na ait bir reaktörde radyasyon sızıntısı tespit edildi.

Kasım 1997 Tokyo yakınlarındaki uranyum zenginleştirme laboratuvarında yangın çıktı.

Ağustos 1997 Tokaimura Santrali'nde, 2000 çelik varil içinde bekletilen atıklarda sızıntı meydana geldi.

Mart 1997 Tsuruga reaktöründe çalışan 35 işçi radyasyona maruz kaldı.

Aralık 1995 Tsuruga'da soğutma sisteminden kaynaklanan sızıntı yüzünden santral bir yıl sonra kapatıldı.

ÖNCEKİ HABER

Taşeron işgal askerleri

SONRAKİ HABER

İngiltere’de Avam Kamarasından sorumlu bakan istifa etti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa