03 Aralık 2004 03:00

Dünden bugüne Zeyrek...

Ahşap sokaklarından nice hayatlar geçmiş Zeyrek Mahallesi'nin. Kimi derin izler bırakmış mahalleye, kimi ise yaşamış öylesine... Mahalledeki izlerin en önemli sahipleri Pantokrator Kilisesini inşa ettiren II. Kommenos ve kiliseyi camiye çevirten Fatih Sultan Mehmet'miş.

Paylaş
Nice depremlere dayanan Molla Zeyrek Cami, ayakta durmakta zorlanır olmuş artık. Hâlâ, halka hizmet verse de yılların yorgunluğu çökmüş üstüne. Kolay mı; kiminin sevincine, kiminin öfkesine, kiminin üzüntüsüne tanıklık etmiş onca yıl. II. Komnenos'un İmparotoriçe Eirene'ye duyduğu sevgiyi hissetmiş... Fatih'in fetih sevincini görmüş... II. Kommenos İmparatoriçe Eirene'ye olan sevgisini anlatmak için yaptırmış ilk kiliseyi. Eirene'nin ölümünden sonra ise Pantokrator Kilisesi'nin birkaç adım ötesine, bir kilise daha inşa ettirmiş. Bu kiliseyi de, ölen karısını koruması için Meryem'e adamış. Birbirine çok yakın iki kilise ortaya çıkınca da İmparator Komnenos, bunların arasına bir bölme daha yaptırmaya karar vermiş ve üçüncü bölmeyle, diğer iki kiliseyi birleştirmiş. İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet, kiliseyi camiye çevirtmiş. Şanına yakışır bir cami ve külliye yaptırınca da Pantokrator'un papaz odalarını medrese olarak kullanmaya başlamış. Medresenin başında, dönemin bilginlerinden Zeyrek Mehmet Efendi olduğundan, Cami Molla Zeyrek Cami ve caminin bulunduğu semt de "Zeyrek" olarak anılmaya başlamış. Fatih'in, Ayasofya'nın papaz odalarında kurduğu ilk medrese ve Pantokrator Manastırı, İstanbul Üniversitesi'nin temelleri olmuş.

"Makyaj yapıyoruz" Caminin yorgunluğunu bir nebze olsun giderebilmek için, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan restorasyon çalışmaları hâlâ sürüyor. Caminin restorasyonunu yapan Restoratör Mimar Metin Ahumbay, "Caminin yapısında bir değişiklik yapmıyoruz. Sadece camiye makyaj yapıyoruz" diyor. Restorasyonda çalışan Usta Sabri Külcü ise dış cepheyi, kemerleri ve çatıyı onardıklarını söylüyor. "Dış cephe bittikten sonra içerleri yaparız herhalde. Tam bilmiyorum. O kadarını hocalar bilir. Bize nereyi gösteriyorlarsa biz orayı yapıyoruz" şeklinde konuşuyor. Çalıştıkları yer tarihi olduğu için çok dikkatli olduklarını da ekliyor. Caminin kullanılan bölümünde fotoğraf çekmek "kesinlikle" yasak olduğundan, sadece camiyi gezmek düşüyor bana. Duvarlar, kiliseden kalma fresklerin yuvaları, mum yakmak için özel oyuklar ve kemerli pencereler II. Kommenos dönemini hatırlatıyor. Geçen yıllarda, girişin sağ tarafına ahşaptan bir imam odası yapılmış. İç bölmede, yeşil halılar, avizeler ve minber gibi cami unsurları olsa da, caminin mimarisinden mi yoksa, önyargıdan mı bilinmez kilise havası hâlâ hissediliyor içeride. Biraz soğuk ve nemli cami. Camlar kırık olduğundan kışın içeriyi ısıtamıyorlarmış. Camide freskler ya da ikonalar yok. Camiinin İmamı Veysel Arık'ın söylediğine göre cami 1200'lü yıllardaki Latin istilasında talan edilmiş ve duvarlarındaki ikonalar, freskler sökülmüş. Arık, "Burada bir şey kalmamış. Dört duvar cami burası" dese de hâlâ çok ihtişamlı Molla Zeyrek Cami. Arık, çalışmaların kışın içeride, yazın ise dışarıda süreceğini söylüyor. "Restorasyon bittikten sonra camiinin tümü hizmete açılacak. Ama çok uzun zaman gerek. Tabii bir de para..." şeklinde konuşuyor. Zeyrek, Bizans'ın surlarla çevrili olduğu dönemlerde Pantokrator Kilisesi'nin kurulmasıyla, İstanbul'un en gözde semtlerinden biri olmuş. İstanbul'un fethinden sonra da Fatih Sultan Mehmet tarafından seçkin bir Müslüman mahallesine dönüştürülmüş.

Restorasyon mahallenin gündeminde Şimdi ise virane bir görünütüsü var Zeyrek'in. Her an yıkılacakmış izlenimi veren Zeyrek evleri aslında Türk mimarisinin ilk örneklerinden Zeyrek evleri de restorasyon projesi kapsamına alınmış. Evlerin restorasyonuna başlanmamış daha ama, ilk etapta restore edilecek 11 ev tespit edilmiş ve gerekli işlemler başlatılmış. Mahalleli bu durumdan pek hoşnut değil gerçi. Çünkü onlar, restorasyon tamamlandıktan sonra, yetkililerin, kendilerinden mahalleyi boşaltmalarını istemelerinden korkuyorlar. Doğma büyüme Zeyrek'li olan Ayşe General'in evi Molla Mehmet Cami'inin hemen karşısında. General, "Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fethettikten sonraki ilk cuma namazını Ayasofya'da, ikinci cuma namazını burda ve sonraki cuma namazını da Kariye Cami'inde kılmış" diyor ve bu yüzden bu camilerin çok önemli olduğunu söylüyor. "Zeyrek Mahallesi'nin geçmişi çok zengindir. Bir sürü tarihi yerler, türbeler, camiler var. Buralar onarılınca, buraya turistler gelecekmiş. Yetkililer söylemedi ama herkes camiinin tekrar kilise yapılacağını söylüyor. Bizim de evlerimizi satıp başka yerlere taşınmamızı isteyeceklermiş. Zeyrekhaneyi nasıl restoran yaptılarsa, buradaki evlerden de otel yapacaklarmış" şeklinde konuşuyor.


Zeyrek'te hayat... Zeyrek Mahallesi birçok türbeye de evsahipliği yapıyor. Bunlardan biri de Zeyrekhane'nin arkasındaki Mehmet Emin Tokadi'nin türbesi. 1100'lü yıllarda yaşamış olan Tokadi'nin mezarı ziyaretçi akınına uğruyor. Haliyle burada satıcılar, en çok da mendil satan çocuklar var... 12 yaşındaki Beridan Akbaba da Tokadi Türbesi'nde mendil satanlardan. Mardinli. Okula gitmiyor. Para kazanması gerektiği için, geçen yıl okulu bırakmış. Ailesinden bahsetmiyor hiç. Bana mahalleyi gezdirirken, sürekli çabuk olmamı söylüyor. Sadece üç mendil satabilmiş ve mendil satması gerekiyormuş çünkü. "Eh işte" diye cevap veriyor para kazanabiliyor musun diye sorduğumda. Hani "büyümüş de küçülmüş" derler ya, öyle işte Beridan. O kadar enerjik ki, yetişemiyorum hızına. "Dinlenelim biraz, çok yoruldum" diyorum. Bana dönüp, "Bir şeyi yapmak zorundaysan yaparsın" diyor. Tıpkı çalışmak zorunda olduğu için çalışması gibi... Zeyrek Cami'inin arkasında oturan Zeki Ercan'nın ise ahşap bir evi var. Ev hayli ilginç. Ercan'ın, evin çürüyen yerlerini onarmak için başladığı "ev onarma serüveni", zamanla "ağaç çakma takıntısı"na dönüşmüş. Her gün yeni yeni ağaçlar çakıyormuş evine. Amacı, evinin sağlam olmasıymış ki, evi İstanbul'daki en dayanıklı evlerden biriymiş, öyle diyor. Hem kendisi de oyalanıyormuş böylece. Bir oğlu varmış Ercan'ın. Ama O, şimdi Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi görüyormuş. Ercan "Herkes kendi evini onarsın işte" diyor.

ÖNCEKİ HABER

TGS'de görev dağılımı

SONRAKİ HABER

Büyükçekmece'de fişlenme kaygısı: 'Kim nereli' diye soruyorlar

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa