01 Aralık 2004 22:00

'Yolu yok kalbim, Sağ çıkacağız bu acılardan'

19 Aralık Katliamı'ndan şans eseri kurtulup yıllarını geçirdikleri hücrelerinde, kimisi "kırmızı"ya hasret kimisi mektuplara... Kaybetmedikleri inançları ile ürettiler ve sımsıkı tutundular yaşama. Ömür boyu taşısalarda bedenlerinde işkecenin izlerini şimdi yepyeni bir yaşama açtılar kollarını.

Paylaş
En sancılı ağrılarında "Yolu yok kalbim, Sağ çıkacağız bu acılardan" diyen şairin dizeleriyle tutundular yaşama. İşittikleri küfürlerle, kafalarında patlayan coplarla, kırılan kollarıyla, tecavüz ve tacizle, bir insan yüzüne hasret sardılar yaralarını. Şans eseri kurtuldukları 19 Aralık Operasyonu'ndan günlerce televizyonlarda gösterilen masaları çiçekli hücrelere getirildiklerinde kendilerini koruyacak bir tek battaniyeleri vardı. Onları "konuk evleri"nin masalarında çicek değil, hücrelerinde günlerce sürecek işkenceler karşıladı. "İnsan yüzüne hasrettim. Hücremin yakınında bir canlı olduğunu kokusundan anlıyordum." sözleriyle başlıyor yaşadıklarını anlatmaya, geçtiğimiz günlerde TCK'da yapılan düzenlemeler kapsamında Sincan F Tipi Cezaevi'nden tahliye edilen Hüseyin Tiryaki. Hüseyin için asıl zorluklar 19 Aralık Operasyonu ile birlikte başlıyor. Sincan F Tipine kabulü sırasıda tecavüze uğradığını söyleyen Hüseyin, "Üç tane oda vardı. Birinde işkence gördüm tecavüze uğradım, ikincisinde fotoğrafım çekildi, üçüncüsünde de doktora çıkarıldım. Ama muayane bile edilmedim. Kaburgam kırılmıştı. 'Sabaha kadar ölmezse bir şey olmaz' denilerek hücreye gönderildim" diyor.

'Kırmızıyı özlüyordum' "İndim, çıktım, dar koridorlardan karanlık yerlerden geçirildim. Beni karanlık bir yere attılar. Hücremdi. Sabaha kadar ve bundan sonra günlerce tek battaniyemle kırık kaburgamla yaşadım." sözleriyle televizyonlarda otel odası gibi gösterilen hücrelerin aslında ölüm odası olduğunu söylüyor. Bir yıla yakın üç kişilik bir hücrede tek başına kalıyor Hüseyin. İnsan yüzüne hasret yaşadığı hücresinde seslere aşırı duyarlılık göstermeye başlıyor ve çevresindeki tüm farklı kokuları algılayabiliyor. "Hücremde beni en mutlu eden şey renkli kağıtlara yazılmış mektuplardı" diyen Hüseyin, "Tek renk vardı. Mavi ve siyah. Bunların dışındakilere izin vermiyorlardı. Bazen kırmızıyı özlüyordum. Renkli bir şey gördüğümde uzun uzun bakıyordum" diyor. Hüseyin, ilk kez gülüyor ve sohbetimizi şöyle sonlandırıyor; "En çok şunu yazmanızı istiyorum yoldaşlara selam." 19 Aralık Operasyonu'nda Niğde Cezaevi'nde Necla Çolak. Operasyondan sonra kaldıkları koğuşun daraltıldığını ve duvarlara küçük küçük delikler açıldığını söyleyen Necla, "Operasyondan sonra bize ayrılan yerde üç kişi kalıyorduk. Bir süre sonra duvardaki deliklerden izlendiğimizi düşünmeye başladık ve hareketlerimizi sürekli kontrol ettik" diyor. Yıllar süren cezaevi yaşamını "Üç kişilik bir yaşam. Kitap okuyorsunuz, yeni bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz ama önüne geçilmez tekrarlar da oluyor. Bizi ayakta tutan inancımızdı. Biz burdan beslendik" sözleriyle özetliyor. Böbrek hastası ama aylarca hastaneye gidemiyor Necla. Kendisinde yıllarca 'kuyu' hissi veren havalandırma kısa zamanlarda olsa onun nefes aldığı tek yer oluyor. Kendisini en çok ölüm orucunda bulunan Başak Otlu'nun 10 metre uzaklıkta bir odada olması ve bundan habersiz kalmasının etkilediğini söylüyor.

Mutlu olmayı bilmek Gebze Cezaevi'nden tahliye edilen Çiçek Otlu, "biz de mutlu olurduk" diyor ve başlıyor anlatmaya anılarını. "Kadınlar eğlenmeyi seviyordu. Eğlenceler düzenlerdik. Susturmaya çalışırlar tehdit ederlerdi ama biz yine söylerdik. Bir gün çok kar yağdı. Havalandırmadaki tüm karları yığdık üst üste kendimize kayacak yer yaptık. Küçücük şeylerden mutlu olmayı öğrendik. Annem, biz cezaevine girdikten sonra öğrendi okuma yazmayı mesela. İlk mektubunda Yılmaz Güney'in şiirini yollamıştı. Çok mutlu olmuştum." Operasyondan sonra günlerce kırık kolunun iyileşmesini bekliyor Çiçek, hastaneye götürülmüyor. Kadın mahpusların en çok kadın hastalıklarından dolayı hastaneye gitmek istediğini ancak muayene sırasında askerin içeriye alınmasından dolayı yıllarca tedavi edilemediklerini anlatıyor. Çiçek, Wernicke Korsakoff hastası kardeşiyle birlikte kalıyor. Kardeşinin günlerce kendini bir denizaltıda yaşadığını sandığını anlatan Çiçek, en zor günlerini kardeşinin kendini tanımamasıyla yaşadığını belirtiyor. "Tecrit bizi kıramadı şimdi yasayla kırmaya çalışıyorlar. Şimdi yasayla bizi kişiliksizleştirmeye çalışıyorlar. Biz cezaevinden çıktık ama hâlâ yüreğimiz orada kalanlarla. Onlara selam götürün".

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

DÜ hastanesi sorun yumağı

SONRAKİ HABER

Ambargodan beter!

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...