30 Kasım 2004 03:00

Hekimlerden 'aday hekimlere
   davaya' tepki

Hekimler, Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Ankara Tabip Odası (ATO)'nun yayınlarını dağıttıkları ve afişlerini astıkları için toplam 12 yıl hapis istemiyle Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi 6 kişiye açılan davaya tepki gösterdi.

Paylaş
Hekimler, Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Ankara Tabip Odası (ATO)'nun yayınlarını dağıttıkları ve afişlerini astıkları için toplam 12 yıl hapis istemiyle Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi 6 kişiye açılan davaya tepki gösterdi. Bugün görülecek davaya geniş bir katılım sağlayarak aday hekimlere destek olacağını bildiren TTB yöneticileri, gençlerin yargılanmasına yol açan tutanağı tutan polisler hakkında suç duyurusunda bulunulacağını açıkladı. Davayı değerlendirmek üzere ATO'da dün düzenlenen basın toplantısında konuşan TTB İkinci Başkanı Metin Bakkalcı, sağlık hizmetinin satın alınabilir bir hizmete dönüştürüldüğünü, hastanelerde ihaleler yapıldığını hatırlatarak, hekimlerin sözleşmeli çalışmaya zorlandığını bildirdi. Bunları yapmanın değil, halkın sağlık hakkını savunmanın suç sayıldığına dikkat çeken Bakkalcı, yetkisi olmadığı halde kolluk kuvvetlerinin izin almadan üniversite içine girdiğini, tutanak tuttuğunu söyledi. Tutanak tutanlar hakkında suç duyurusunda da bulunacaklarını ifade eden Bakkalcı, gençlere açılan davanın ilk celsede düşmeye mahkum olduğunu kaydetti. Dava açılan öğrencilerden Engin Kırmızıgül de, herkese ulaşılabilir sağlık hizmeti ve parasız demokratik eğitim için mücadeleye devam edeceklerini dile getirdi. ATO Yönetim Kurulu üyesi Semih Tatlıcan ise yürütülen bütün faaliyetin, kendisi de ATO üyesi olan tıp fakültesi ve bağlı hastane idarecilerinin bilgi ve onayı dahilinde olduğuna, özellikle davada adı geçen yayınların üyelere dağıtımının herhangi bir suç kapsamına girmediğine dikkat çekti. Sağlık çalışanlarının AKP hükümetinin IMF ve Dünya Bankası çıkarları için gerçekleştirdiği uygulamalar karşısında saf tuttuklarını ve bu nedenle keyfi baskılara ve yargılanmalara maruz kaldığını ifade eden Tatlıcan, "Bu durumun tıp fakültelerine kadar yaygınlaşmış oluşu, AKP iktidarının demokratik eleştiriler karşısındaki tahammülsüzlüğünün ve susturulmak istenen bu eleştirilerin ne denli haklı olduğunun göstergesidir" dedi.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Kıbrıs izlenimleri -2-
   Kuzey'de hayalkırıklığı ile
   çözüm isteği bir aradaHAZIRLAYAN: Fatih Polat - Nazlı Şahin Kıbrıs'ta, Kuzey'de yaşayanların 'evet'inin karşılıksız kalmasının ardından yaşanan durum nedir? Tek bir cümlelik yanıt yerine, bazı temel noktalara ve önemli ayrıntılara değinilerek verilecek yanıt belki daha anlamlı olabilir. Kuzey Kıbrıs'ta Denktaş ve Türkiye'de statükonun devamını savunanların istediği yönde davranarak "hayır" yönünde oy kullananların, referandumdan sonraki tutumları, "evet" diyen Kıbrıs'lı Türklere dönerek "Bakın Rumlar yine yapacağını yaptı. Siz hala hayal kurup durun" türünden telkinlerde bulunmak olmuş. Evet yönünde oy kullanarak statükonun değişmesini isteyenler de ise, büyük bir gayretin ardından istediği sonuca ulaşamamış olmanın hayal kırıklığı ve yorgunluğu hissediliyor. Kuzey'de, aralarında yan yana durabileceklerine pek ihtimal verilmeyen örgütlerin de yeraldığı 41 örgütün bir araya gelerek kitlesel mitinglerle ortaya koydukları "barış" talebi, AKP'nin AB politikası ve ABD ile AB'nin kendi çıkarlarının Annan Planı etrafında çakışmış olması "evet"in galip gelmesinde etkili olmuştu. Türkiye'de son dönemlerde göç eden ve Denktaş'ın oy tabanı olarak görülen yerlerde bile TC elçiliğinin telkinlerine rağmen, yaratılan hava etkili olmuş, "evet" yönünde oy kullanılmıştı. Sol muhalefet içinde Avrupa Birliği'ne karşı olanlar da, statükonun değişmesini isteyen bu hareketi daha ileri sıçratabilmek bakımından bir olanak açacağı düşüncesiyle "evet" yönünde tavır almışlardı. Bu yaratılan havanın bir sonucu olarak bugün Kıbrıs'ın kuzeyinde Rum alfabesiyle yazılmış yazıların yeraldığı, adların kullanıldığı dükkanlar açıldı.

MİTİNGLERİN YARATTIĞI DEĞİŞİM 1994'te adaya göç etmiş ve bir süre önce vatandaşlığa da geçmiş olan bir Türkiyeli gözlemlerini anlatırken şu gerçeğe dikkat çekiyor: "Kuzey Kıbrıs'ta statükonun değişmesini isteyen ve Türkiye'nin dayatmalarından da şikâyetçi olan geniş bir Kuzey Kıbrıs'lı kesim var. Okur-yazar oranı yüksek olan aydınlanmış bir kesim bu. Bu kesim, Türkiye'den, Ankara'nın Kıbrıs politikasının devamını garantiye almak için oy tabanı oluşturması amacıyla Ada'ya göç ettirilen Türkiye'li emekçileri hor görür, onlardan rahatsız olurdu. Ancak Kuzey Kıbrıs'taki kitlesel mitingler ve 'evet'in bu kadar baskın çıkması bu havayı değiştirdi. Çünkü harekete geçen bu kesim, sorunun çözülmesi için Türkiyelilerin de ortak davrandığını görmüştü." Gazetemizin Kıbrıslı yazarı Tijen Zeybek de bu havayı anlatırken, "Mitingi haber veren düdüğü duyan alana çıkıyordu. Önceden bu tür eylemlere katılmayanlar da katılıyorlardı" diyor. Şimdi bu kesim içinde derin bir hüznün hakim olduğu görülüyor. "17 Aralık'tan önce Türkiye burada bir şeye izin vermez. Türkiye AB'ye girmeden bizim girmemiz zor" diyenlere çokça rastlıyoruz. Hatta, yaşadığı hayal kırıklığının da etkisiyle "Türkiye, AB'ye girdikten sonra da bize izin vermez" diyenlere bile rastladık. Rum kesimi nezdinde Kıbrıs Cumhuriyeti AB'ye üye olsa da, ilgili müktesebadın Kuzey'de uygulanması bakımından Ankara ile ilgili gelişmeler belirleyici görünüyor. Basın-Sen Yönetim Kurulu üyesi ve meslekte deneyimli dostumuz Hüseyin Yalyalı, Kuzey Kıbrıs'ta okunan yerli günlük gazete sayısını 15-16 bin olarak veriyor. Bir o kadar da Türkiye gazeteleri satılıyormuş. 200 bin nüfuslu bir ada için bu rakam, oldukça yüksek bir çıtaya işaret ediyor. Nüfusa oranlandığında Türkiye'de bu oran çok daha alt düzeyde.

SABAH GÜNEYDE, AKŞAM KUZEYDE Son dönemde Kıbrıs'ta sabah Güney'e çalışmaya gidip, akşam dönenlerin sayısında da epey bir artış var. Bu, Kuzeyli emekçiler arasında statükonun değişmesi yönündeki arayışın giderek arttığının da bir başka göstergesi. Çünkü, geleneksel Kıbrıs politikasının aksi yöndeki telkinlerine rağmen Kuzey Kıbrıs Türkleri refah düzeyinin çok daha yüksek olduğu Güney'deki bu olanaktan yararlanmak istiyorlar. Sabah Güneye çalışmaya geçip, akşam da doldurdukları alışveriş torbalarıyla yeniden Kuzey'deki evlerine dönüyorlar. Karınlarını Güney'de dolduran bu kesimin, daha uzun süre Kuzey'deki gelenekselci güçlerin ayrılık yönündeki fikirleriyle beslenebilmesi mümkün gözükmüyor. Sınırların tamamen kalkması durumanda iki tarafta bugüne kadar üretilmiş olan önyargıların sıcak çatışmalara varıp varmayacağını birçok kişiye sorduk. Kıbrıs Sosyalist Partisi Genel Sekreteri Kazım Öngen, iki tarafta yaşayanlarında karşı tarafı merak ettiğini ve halk arasında çatışmaların önüne geçecek kadar bir çözüm isteğinin varolduğunu belirtiyor. Ayrıca bir başka gözlem olarak da, küçük gerilimlerin burada doğal ve tolere edilebilir görüldüğünü de eklemek gerekiyor. Kuzey Kıbrıs Türklerinin, Türkiye'nin kendi çıkarlarına endekslenmiş politikalarından duyduğu rahatsızlığı gösteren bir başka olgu da, gençlerin üniversite eğitimleri için daha çok İngiltere üniversitelerini seçmeleri gösterilebilir. İş gücü potansiyeli açısından kamuda çalışmanın hakim olduğu Kuzey Kıbrıs'ta, önemli bir öğretmen kitlesi var ve birçok öğretmen ailesinin çocuğu İngiltere, ABD ya da başka bir batı ülkesinde yüksek öğrenimini yapıyor. Aileler çocuklarının geleceği için emekli maaşları dahil olmak üzere bütün olanaklarını kullanarak bir gelecek kapısı olarak görülen bu seçeneği değerlendiriyorlar. Ve bu gençleri eğitimlerini tamamladıktan sonra, tekrar nitelikli bir beyin gücü olarak Kuzey'e çağıracak çekici bir durum da gözükmüyor. Çünkü kendilerini üretimden koparılmış, Türkiye'nin gönderdiği parayla geçinmek zorunda bırakılmış makus bir geleneğin mağdurları olarak görüyorlar ve bu makus talihi kırmaya kapı açacak seçenekler onlara daha cazip gözüküyor. Şoven politikanın bu gençleri birer "kurşun asker" olarak harekete geçirmesi zor. Denktaş'ın, Güneydekiler uyandıklarında görüp alınlarında hissedecekleri büyüklüktes dağa taşa nakşettiği KKTC bayrağı, onlar için dışarıdan giydirilen ve pek üzerlerinde taşımak istemedikleri bir elbise gibi. Bu gerçekler, ozan Hasan Hüseyin Korkmazgil'in "Güven Park'ta bir anıt var/ Yamru yumru kara taştan/ Yazıyor ki o anıtta/ öğün, çalış, güven ey Türk!/ Öğünsek de çalışsak da güvensek de olmuyor ki/ Açlık Türkü bilmiyor ki" dizelerini akla getiriyor. Bunun yanında Kuzey Kıbrıs'ta kişi başına düşen milli gelirin Türkiye'nin üzerinde olduğunu, burada bulunduğumuz beş günlük süre içinde neredeyse hiç otobüse rastlamadığımızı ve 200 bin nüfuslu Kuzey Kıbrıs'taki özel oto sayısının 250 bin olduğunu da hatırlatmak, kamu sektöründeki maaşlarında Türkiye'ye kıyasla en az iki katı oranında olduğunu eklemek gerekiyor. Ancak herkesin "açlık" standartı kendisine göre oluyor ve Kuzey Kıbrıs'ta iş, ekmek kadar "özgürlük" ve "barışa" olan açlık da dayatmış durumda. Bu Türkiye'dekine kıyasla daha çok maaş vererek bastırılabilecek bir açlık değil.




Soteris Vlachos (Sosyalist Söylem Gazetesi Editörü)

Güney'de çocuklar, sadece Türk istilasını biliyor Referandumda AKEL'in tavrını "hayır" yönünde belirlemesini neye bağlıyorsunuz? AKEL'in liderliği, aslında hiçbir zaman Kıbrıs'ın birleşmesine inanmadıklarını ortaya koydu. Liderliğinden söz ediyorum. Tabanından söz etmiyorum, farklıdır. Şimdi anlıyoruz ki, son 30 yıldır siyasi müttefiklerine hizmet ettiler. Kipriyanu'yu, Klerides'i, şimdi de Papadopulos. Papadopulos'un tarihi Kıbrıs tarihinin en nasyonalist olaylarıyla ilişkilidir. Güney'de yapılan referandumda "hayır"ın bu kadar baskın çıkmasının bir nedeni olarak da, Güney Kıbrıslıların refah düzeyinin Kuzey'de yaşayanlara kıyasla çok daha iyi olması gösteriliyor... Özellikle Kuzey Kıbrıs'ın zenginlerine, anlaşma olması durumunda siz artık öbürleri içinde vergi ödemek zorunda kalacaksınız gibi şeyler de söylendi ama, bu aynı zamanda Güney'deki solunda bir hatasıydı. Çünkü 1974'ün bir istila olduğunu söylediler, ama 74'ün anyı zamanda Yunanistan'ın buraya yaptığı bir darbe olduğunu hiçbir zaman ortaya koymadılar. Büyük yalanlar vardır, hiçbir zaman ortaya konmayan. Bir örnek veriyorum, yeğenimle konuşuyorum; - 1974'te ne oldu? - Türk istilası. - Başka ne oldu?

- Türk istilası Başka bir şey bilmiyorlar. Hiçbir genç, 1963'ü, 1958'i bilmiyor. Sanki Kıbrıs tarihi 1974'te başlamış gibi Güney'de. - Peki Kıbrıs'ın yakın geleceğine dair iyimser misiniz, yoksa kötümser mi? Korkuyorum, bir konfederasyon ya da tamamen birbirinden ayrı iki devlete doğru ilerliyoruz. Düşündüğümde Kuzey'de yaşanan şey, yüz yılda bir yaşanabilecek bir olaydı. Yaşamımın çok uzun bir dönemini özellikle Avrupa'nın son iki yüzyıllık tarihini incelemekle geçirdim. Araştırmamda hiçbir zaman iki ulustan birinin ayağa kalkıp, "Tamam geçmişi unutalım ve gelin barış yapalım" dediğini görmedim. Hiç görmedim. Ama Güney'in liderliği buna sırtını döndü. Oysa 1.5 yıldan beri iki tarafta barış için gösteri yapıyorlardı, bağırıyorlardı. Bu Kıbrıs'lı Türkler'i ikinci terkedişleri. Birincisi 1959'da olmuştu, ikincisi de şimdi. Ve bu en büyüğüydü.

(BİTTİ)

ÖNCEKİ HABER

Eğitime soğuk engeli

SONRAKİ HABER

İran: Müzakere değil, direniş ve mücadele şartları var

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa