28 Kasım 2004 22:00

Uğur'la hayal kurardık mesela...

Mardin'in Kızıltepe ilçesinde evinin önünde askerler tarafından kurşunlanarak öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz'ın yası devam ediyor.

Paylaş
Mardin'in Kızıltepe ilçesinde evinin önünde askerler tarafından kurşunlanarak öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz'ın yası devam ediyor. Her gün onlarca Kızıltepeli, kurulan yas çadırını ziyaret ederek Kaymaz Ailesi'ne başsağlığı diliyor. Küçük Uğur'un okul ve mahalle arkadaşları ise hâlâ olayın şokunda. Çünkü sınıf arkadaşları valilik tarafından "terörist" ilan edilmişti ve kurşun yağmuruna tutulmuştu. Bu yüzden herkesin sorduğu soruyu dillerinden düşürmüyorlar; "12 yaşındaki bir çocuk nasıl terörist olabilir?" Uğur ile aynı sınıfı paylaşan aynı zamanda komşusu Elif Altundağ, "Uğur'un ölümü bizi çok üzüyor. Arkadaşlarımızla birlikte çok üzülüyoruz. O çok iyi biriydi. Derslerinde de iyiyiydi, öğretmen de onu çok seviyordu" diyerek Uğur hakkındaki düşüncelerini dile getiriyor. Peki "O devletin söylediği gibi terörist miydi?" sorumuza; "O terörist olamaz, nasıl düşünürler böyle" diyerek tepkisini ortaya koyuyor. "Uğuru çok özlüyoruz" diyen Altundağ, "Biz Uğur'un sırasına çiçek bırakmayı düşünüyoruz" diyor. Uğur'un ölümünü kendisini nasıl etkilediğini sorduğumuzda ise Altundağ susuyor. Araya annesi giriyor; "Geceleri sabaha kadar uyumuyor. Korkuyor. Yanımda yatmaya başladı."

'Doktor olmak istiyordu' Mahalleden arkadaşı Welat ise, Uğur'un kendisinin çok yakın arkadaşı olduğunu belirtiyor. Welat, tedirgin ve gözleri dolu. Konuşmak istiyor ancak ifade edemiyor düşüncelerini. Parça parça bir kaç sözcük sıralıyor; "O çok iyiydi, terbiyeli saygılıydı...Top oynuyorduk. Hayal kurardık mesela...Yazın İzmir'e gidecektik. Karşıda boş bir ev var, hep orada oturup konuşurduk. O doktor olmak istiyordu. Dilan diye sevdiği kız vardı. Hep onu anlatıyordu bana. Onu çok seviyordu. Onun için şiirler yazıyordu... " Yüz kasları giderek geriliyor Welat'ın. Sonra gırtlağında "bilmiyorum" sözcüğü düğümleniyor kendiliğinden ve birden orta yere şunları söylüyor: "Onu gördüm işte. Yerdeydi. Pantolunu beyazdı. Yeni almıştı. Beyazdı. Aynı ceketi üzerindeydi yine... Ağladım..Yüzümü kapattım..." Dilan susuyor... Uğur'un sevdiği kız olan Dilan'ın yanına gidiyoruz sonra... Babası, komşuları, anne ve abiler yanında. Sorduğumuz soruların hiçbirini yanıtlamak istemiyor. Susuyor. Konuşan mimikleri dışında; "Bilmiyorum...", "O iyiydi, şakacı biriydi. Dersleri de iyiydi..." demekle yetiniyor. Dilan'ın kardeşi Hediye araya giriyor: "O çok komikti.. Benim sınıfımdaydı. Kendi sırasının üzerine kendi ismini yazmıştı" diyor. Son olarak Uğur'un kardeşi Habib'e soruyoruz Uğur'u. Habib de, "O bir çococuktu nasıl terörist olsun" sorusunu yineliyor. Bu arada arkadaşları bugün Uğur'un okuldaki sırasına çiçek koyacaklarını belirttiler.




Anne Kaymaz anlatıyor:

ÖNCE UĞUR'U ENSESİNDEN YAKALADILAR Ahmet Kaymaz bir kamyon şoförüydü. Kamyonu, eski ve küçük de olsa Irak'a mazot taşıyordu. Ailesi hep tedirgindi, ama her seferinde sağ salim geri dönüyordu. Sefer başına kazandığı parayla dört çocuğuna ve eşine bakıyordu. En son bayramda dönmüştü. Yine mazot yüklemek için yola çıkıyordu İskenderun'a. Gün yeni ağarmıştı. Eşinin hazırladığı yemeği yedikten sonra her zamanki gibi battaniyesini yastığını aldı. Çantayı da Uğur aldı. Arabaya bırakacaktı. Uğur önden, baba ise ardından çıktı evden. Sonra.... Sonrası malum mermi seslerine karışan çığlıklar ve soğuk sessizlik... Ahmet Kaymaz'ın eşi üzgün, harap olmuş bir şekilde başı önünde. Onları gördüğünden emin; "Önce Uğur'u ensesinde yakaladılar. Beyaz pantolonu ve ceketinden tanıdım" diyor. Kaynanayı çağırıyor, telaş ve panik içinde, "çocuklarını öldürdüler" diye... Korkudan komşuya sığındıklarını anlatan Kaymaz'ın eşi, emniyetin kendilerini gözaltına aldığını ve kendilerine "Uğur ile Ahmet Mardin'e gitti" dediklerini ifade ediyor.

'Devlete davacıyız' Ahmet Kaymaz'ın kardeşlerinden Reşat ve Murat olayın yargısız infaz olduğunu söylüyor. Olayın aydınlatılmasını istediklerini belirten Kaymaz kardeşler, "Katilleri yargı önünde görmek istiyoruz. Cezalandırılmalarını istiyoruz" diyerek, hükümetin bu konuda araştırma yapmasını istediklerini dile getiriyorlar. Ahmet Kaymaz'ın annnesi ise, "Valiye davacıyım, devlete davacıyım. Çocuklarımın katilleri cezalandırılsın" diyerek tepkisini dile getiriyor. "Madem ki çocuğum, teröristti neden devlet pasaport ehliyet veriyor?" diye saran Ahmet Kaymaz'ın annesi, "Asıl terörist çocuklarımı acımasızca vuranlardır" diyor. Polislerin Ahmet Kaymaz'a ait albüm telefon ve kamyonun anahtarını aldıklarını ekleyen anne, olayın peşini bırakmayacağını vurguluyor.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Kıbrıs izlenimleri
   Canlı bir tarih...HAZIRLAYAN: Fatih Polat - Nazlı Şahin Daha çok jeopolitik konumu ile gündeme gelen Kıbrıs, üzerinde bugüne kadar belki en çok konuşulan ada. Ama yukarıda dönen bu tartışmalardan kafanızı biraz kaldırıp bu küçük adanın kentlerini görmeye çalıştığınızda size söyleyecek çok sözü olduğunu da farkediyorsunuz. Venediklilerden kalan surlar, kısa bir süre sonra açılan sınır bölgesinde sıcak savaş günlerini belgeleyen kurşun delikleri ve barikatlar...

LEFKOŞA- Mimarisinden duvarlarındaki kurşun izlerine kadar her şeyiyle canlı bir tarih olan Kıbrıs, gündemimize çoğu zaman jeopolitik öneminden kaynaklı diplomatik atışmalarla gelir. Adı ile başlayan bir sorunun konusu olarak konuşulan bu adayı, güncel diplomatik sorunların ötesinde de algılamaya çalıştığınızda size söyleyecek çok şeyinin olduğunu görmemeniz işten bile değildir. Surları, binaları, hala sıcak çatışma günlerini belgeleyen barikatlarıyla adanın kentleri adeta birer siyasal tarih belgesidir. Lefkoşa'da sınır bölgesinde dikkatinizi çeken büyük surlar Venedikliler zamanından kalma. Venedikliler, ticari açıdan önemli bir geçiş noktasında bulunan adayı ticari bir üs olarak kullanmak için bu büyük surları inşa etmişler. Bu surlar, bugün adada Venediklilerin yaşayan bir izi olarak bütün görkemiyle duruyor. ARA BÖLGE '30' YILI ARADAN ÇIKARTIYOR... Bu surlarla birlikte dikkat çeken diğer bir mekan da, Kuzey Kıbrıs'ta yapılan eylemlerin ardından Ankara'nın kararıyla 23 Nisan 2003 günü açılan ara bölgedeki binalar. Bu ara bölgede yeralan Ledra Palas otelinin duvarlarında da çok sayıda kurşun deliği var. Güney'in ve Kuzey'in yetkilileri, kitle örgütleri ve siyasi partileri de bu oteli iki toplumlu görüşmelerde kullanıyorlar. Bu otelde şimdi BM askerleri kalıyorlar. Buradaki iki üç katlı binaların birçoğunun içinde kum torbalarından oluşturulmuş barikatlar halen duruyor. 1974'ten sonra kapalı bulunan bu bölgedeki birçok binada kurşun delikleri dikkat çekiyor. Sınırı birlikte dolaştığımız Kuzey Kıbrıs'lı Olgun Özdoğal, bir evin camından gözüken kum torbalarından oluşturulmuş barikatı göstererek, askerliği döneminde bu barikatların başında görev yaptığını; nöbet tuttuğunu anlatıyor. Bu ara bölgeyi Güney'den ayıran noktaya doğru ilerlediğimizde "Yiğitler Burcu" tabelasına rastlıyoruz. Uzun bir süredir kapalı bulunan bu bölgedeki yapılar, bir yandan Rum mimarisinin ve adayı bir dönem elinde bulundurmuş olan başka güçlerin mimarisinden özellikleri yansıtırken, diğer taraftan da bir savaş sonrası yıkıntısını belgeliyor adeta. Aradaki 30 yıllık dönem bu ara bölgeye sadece bakımsız durdukları için binaların biraz daha yaşlanmalarına neden olan yıllar olarak yansımış, yoksa kurşun delikleri ve barikatların varlığına bakarak bir değerlendirme yapsanız sıcak savaş sonrasının hemen sonrasında olduğunu düşünebilirsiniz. Yani, kısa bir süre önce açılan bu ara bölge, Kuzey ile Güney arasında yaşanan 30 yıllık süreyi bir anda aradan çıkarıveriyor sanki.

LEFKOŞA CADDELERİNDEN 'UYGARLIK' MANZARALARI Kuzey Kıbrıs'ta hem mimariye, hem alt yapıya ve bunlarla birlikte kültürel kimi farklılıklar bakımından da belki bir ip ucu sayılabilecek bir ayrıntıya daha tanıklık ediyoruz. Adada bulunduğumuz süre içinde yağan yağmurun hemen ardından Lefkoşa'nın sokaklarını dolaşırken aynı caddenin bir tarafından su birikintisi dikkat çekerken, diğer tarafı yağmurdan hiç etkilenmemiş gibi. Kuzey Kıbrıs'ta Meclis'in bulunduğu meydandaki bu cadde, "su basmayan" yanını Romalılara, kısa süreli bir yağmurda bile suların birikmesine neden olacak alt yapı basiretsizliğini ise Türkler'e borçlu. Çünkü bu caddenin bir tarafındaki kaldırımların başladığı noktada 3 bin yıl önce Romalılar tarafından yapılmış olan su kanalları var. Bu kanallar hala işleyen bir alt yapı harikası olarak, yağmurun sele dönüşmesini engelliyor. Suyu hemen çeken bir kanalın karşısındaki kaldırımın önünde ise bir su yığılması dikkatimizi çekiyor. Bu kaldırımın üstündeki bölümde "Şehitler Abidesi" yazılı anıt, hemen arkasında da KKTC Meclis'i var. Bu, şu gerçeği tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Türkler adaya asker getirmiş, kaynak aktarmış, "şehit" vermiş ve o şehitlerin anısına bir de abide dikmiş ama, o abideyi su baskınından koruyacak bir alt yapıyı bile inşa etmemiş. Kuzey'in başkenti olan Lefkoşa'nın ana caddeleri bile ciddi bir altyapı eksikliğini yansıtıyor. Ve yine bu caddeden biraz ileride dikkatimizi iki bina çekiyor. Bir tanesi özgün ve tarihi bir mimariye sahip, diğeri ise dümdüz bir beton yığını. Tarihi bina adada Rum ve Türkler birlikte yaşarken, Rumlar tarafından inşa edilmiş, yanındaki özelliksiz beton bina ise, Türkiye'nin "çıkarmasından" sonra inşa edilmiş. Bırakalım diğer kentleri, Kuzey'in başkenti Lefkoşa'nın birçok bölgesinde bile kanalizasyon yeni yeni yapılıyor. Lefkoşa'da zincirleri paslanmış, oturulacak tahtası çürümüş salıncaklardan oluşan çocuk parkı da bu "şehircilik harikası" zihniyetin bir başka ayrıntısı olarak gözümüze çarpıyor. Bunlar, zenginlik farkının değil, zihniyet farkının göstergeleri. Çünkü, Türkiye'nin adaya önemli bir kaynak aktarımı yaptığı biliniyor. Ancak bu kaynak "hiyerarşik" bir biçimde dağılıyor. Kuzey'i büyük oranda üretimden kopararak kendisine bağımlı bir ekonomik yapıya dönüştüren Ankara'dan gelen para "asker-sivil" bürokrasiden aşağıya doğru indikçe azalıyor.

"ŞÜKRAN EKONOMİSİ" VE SOKAKLAR Türkiye'ye göre kişi başına düşen gelir bakımdan daha iyi bir durumda olsalar da, sonuçta Kuzey Kıbrıs Türkleri'nin aldıkları maaşlar da ortalama bir geçim standardı için gerekli olan miktar kadar. Ancak, bu arada şunu da belirtmek gerekir. Adada bulunduğumuz beş günlük süre içinde hiç otobüse denk gelmedik. Adadaki toplu ulaşım aracı olarak kullanılan otobüs sayısı çok az. Ancak özel oto sayısı Kuzey Kıbrıs'ın nüfusundan daha fazla. 200 bin nüfusa sahip olan Kuzey Kıbrıs'ta 250 bin kadar özel araç var. Kuzey Kıbrıslıların azımsanmayacak bir kısmının konut sorunu da çözülmüş durumda. Ancak Ada'daki ekonomik yapı bir "şükran ekonomisi" olarak düşünüldüğü için, Kuzey Kıbrıslıların Türkiye'den şikayet etmeyecekleri kadar bir "refah rüşveti" dikkate alınırken, alt yapıya yatırım parayı "sokağa atmak" olarak görülmüş ve sakınılmış sanki.

YARIN: Karşılıksız kalan 'evet'ten sonra

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Yalan haber ölüme götürdü

SONRAKİ HABER

DAY-MER 20'nci kongresini gerçekleştirdi: Mücadele çıtasını yükselteceğiz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa