29 Kasım 2004 03:00

Turuncu şalın altında yatan...

ABD tarafından 'devrimci' ilan edilen Viktor Yuşçenko, seçim sonuçlarını reddederek iktidarı zorla gaspetme hazırlığında. Yuşçenko'nun liderliğini yaptığı ittifakın unsurları ve iç-dış destekçileri, ortada bir 'devrim' değil, Amerikancı bir darbe olduğunu kanıtlıyor.

Paylaş
Yaklaşık bir haftadır, Ukrayna'nın başkenti Kiev sokakları dolup taşıyor. 21 Kasım'daki devlet başkanlığı seçimlerinden yenilgiyle çıkan Viktor Yuşçenko ve taraftarları, seçimlerin "hileli" olduğunu öne sürüyor, parlamentoyu kuşatıyorlar. Holding medyasına bakarsak, bir "devrim" söz konusu. "Devrim"in ismi muhtelif; portakal devrimi, kestane devrimi, turuncu devrim... Hürriyet, Milliyet gibi sermayenin sesi gazeteleri bir kenara bırakalım, Birgün gibi bir gazete bile "devrim komitelerinin kurulduğundan" bahsediyor, "Leonid Kuçma rejiminin çürümüşlüğünden" dem vuruyor coşkuyla.

Hayalet göstericiler "Devrimciler"în ABD tarafından desteklendiğini kimse gizleyemiyor gerçi; ne de olsa ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, "seçim sonuçlarını tanımadıklarını" çoktan ilan etti. Ama Amerikan desteğinin boyutları, Yuşçenko'nun yerli-yabancı müttefiklerinin kimliği özenle saklanıyor. Diğer yandan, seçimi kazanan Başbakan Viktor Yanukoviç'i savunmak için başkent Kiev'de ve diğer kentlerde sokaklara dökülen maden işçileri ve yoksul emekçiler, dertlerini anlatacak bir kamera bulmakta epey zorlanıyor. Demokrasi ikiyüzlülüğüne kurban edilen 'hayalet göstericiler' onlar; varlıkları kabul edildiğinde dahi, "hükümet tarafından zorla toplanan doldur-boşalt küçük gruplar" olabiliyorlar en fazla. Amerikalı neomuhafazakârlar, Avrupalı sosyal demokratlar, medya grupları, liberal solcular... Herkesi 'kestane devrimi'nde birleştiren Yuşçenko kim acaba? Nasıl bir ittifak üzerinden "devrim lideri" oldu ve neden bunca gürültü kopuyor?

Kimdir bu Yuşçenko? Viktor Yuşçenko'yu ve icraatlarını, tanınmış Kanadalı iktisatçı Michel Chossudovksy'den özetleyelim... Yuşçenko, 1993'te Ukrayna Merkez Bankası'nın başına getirildi. Bir yıl sonra Ukrayna, IMF ile "tarihi" bir anlaşma yaptı. Yuşçenko, bu bir yıllık süreçte anlaşmanın maddelerinden yeni para biriminin hazırlanmasına dek, anahtar bir rol oynamıştı. Yeni paranın yürürlüğe girmesi, ücretlerde büyük bir düşüşle sonuçlandı. 1994 tarihli IMF paketine göre Ukrayna devleti, para biriminin değerine müdahale edemeyecekti. Bu da, yeni bir devalüasyon getirdi. "Şok müdahale"nin sonuçları yıkıcı oldu. Bir gecede, ekmeğe yüzde 300, elektriğe yüzde 600, toplu taşımacılığa yüzde 900 zam geldi.

Tarımda ihracattan ithalata 1998'e gelindiğinde, emekçilerin reel ücreti, 1991'e kıyasla yüzde 75 oranında erimişti. Yakıt ve enerji fiyatlarındaki olağanüstü artışlar, tarım sübvansiyonlarının durdurulması gibi önlemler, ulusal ekonomiyi darmadağın etti. Kasım 1994'ten itibaren, Dünya Bankası aracılığıyla, ülke Amerikan tahılı ithal etmeye başladı. Oysa Ukrayna, bir zamanlar dünyanın en büyük ve en verimli buğday üreticisiydi. 1998'e gelindiğinde, 'piyasanın kuralsızlaştırılması', tahıl üretiminde yüzde 45'lik bir düşüşe yol açmıştı. Hayvancılıkta durum, daha da kötüydü. 1992-95 arasında, IMF "reformları" nedeniyle milli gelir yüzde 60 oranında geriledi.

Felaketin başbakanı Ancak bütün bunlar, ABD için yeterli değildi. Batı destekli bir kampanya ile, Yuşçenko, 1999'da başbakanlığa getirildi. Hemen kolları sıvadı ve ağır sanayinin çökertilmesi için "reformlara" girişti. Bir yandan da, Rusya-Ukrayna arasındaki petrol/doğalgaz ticaretini baltalamaktaydı. IMF, bu ticaretin ABD doları üzerinden gerçekleştirilmesini emretmişti. Ukrayna, bu yönetime iki yıl dayanabildi ve 2001'de Yuşçenko, parlamentonun güvensizlik oyu ile görevden alındı. O günlerde gazetelerde, "Yuşçenko, halka karşı görevlerine değil, IMF'nin dayatmalarına öncelik verdi" gibi yorumlar yapılmaktaydı. Bu yorumları doğrularcasına, sabık başbakana yine IMF sahip çıktı. IMF Başkanı Hörst Köhler şöyle diyordu: "Yuşçenko Ukrayna dışında büyük saygınlık kazandı ve bence ülkesinde de desteği hak ediyor." (27 Nisan 2001, FT) Nitekim, 2001'den itibaren, Ukrayna, Batılı finans devleri tarafından "cezalandırılmaya" başlandı. 1.2 milyar dolarlık dış borcun yeniden yapılandırılmasında, yeni kredi alımlarında güçlük çıkarıldı. Devlet Başkanı Leonid Kuçma, Batılı sermayedarları yatıştırmak için "parlamentonun yanlış karar aldığından" dem vuruyordu. Yuşçenko ise bu dönemi, sık sık Washington'a giderek değerlendirdi. Son olarak geçen yılın başlarında, 'Uluslararası Cumhuriyetçi Enstitü' eliyle ABD'ye götürüldü; Bush'un yardımcısı Dick Cheney ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage ile görüştü. ABD, seçimler için hazırlanmaya başlamıştı!

Tuhaf bir ittifak Yuşçenko'nun müttefikleri arasında da ilginç isimler yer alıyor. Eurovision fatihi, "devrimci şarkıcı" Ruslana'yı herkes tanıdığına göre, biz diğerlerine bir göz atalım: Yevyen Marçuk: Eski savunma bakanı. Irak'a asker gönderme kararının arkasındaki en önemli isim. Eylül ayında, yani başkanlık seçimlerinin ilk turundan hemen önce görevden alındı. 25 Kasım'da, yani "kestane devrimi" sırasında tekrar sahneye çıktı ve televizyonlardan orduya seslenerek "yukarıdan gelen emirlere karşı gelinmesi" çağrısı yaptı. Una-Unso (Ukrayna Özsavunma Kuvvetleri): Amblemi gamalı haç olan neo-Nazi partisi. Bugünlerde bir partiden çok, Yuşçenko'nun lideri olduğu Bizim Ukrayna partisinin "silahlı kanadı" gibi hareket ediyor. The Guardian muhabiri, Kiev'deki gösterilerde bu partinin çok sayıda üyesinin bulunduğunu bildiriyor. Amerikancılar "ülkenin doğusundaki seçim hilelerini" öne sürerken, Ivano-Frankivsk gibi batı bölgelerinde Yuşçenko'nun yüzde 90'dan fazla oy alması gözlerden kaçıyor. Bu oyların, Una-Unso çetelerinin sandık başlarında estirdiği terörden kaynaklanmış olması muhtemel. Andry Shkil: Una-Unso'nun eski lideri. Hükümet karşıtı isyan örgütlemekten bir yıl hapis yattı ve sonra affedildi. "İnsan ırkının mükemmelleştirilmesi" için genetiğin kullanılmasını savunuyor ve bu kapsamda "Kavgam kitabının yazarı" olarak andığı Hitler'den övgüyle söz ediyor. Hıristiyanlığın "Ukrayna'yı bozduğunu" savunuyor ve paganizmden yana. Yulia Timoşenko: Yuşçenko'nun başbakanlık döneminde yapılan karanlık özelleştirmeler sayesinde kasasını dolduran bir enerji milyarderi. Rusya'da Yukos'un patronu Mikhail Hodorovski cezaevinde yatarken, Ukrayna'da Timoşenko iktidara yürüyor! Alexander Moroz: Batı yanlısı "Sosyalist" Parti'nin lideri. Neonazilerle ilişkisi var. "Yahudilerin Ukrayna'yı ele geçirdiği" gibi ırkçı tiradları ile meşhur. Hitler'in Galiçya Tümeni'nden arta kalan sözde 'gaziler'in "Kızılordu gazileri ile aynı haklara sahip olması" talebini destekliyor. George Soros: Yahudi kökenli, Amerikalı spekülatör. Gürcistan ve Sırbistan darbelerinde de parmağı vardı. Beyaz Rusya'da ise, başarısız oldu. PORA adlı "gençlik örgütü" başta olmak üzere Yuşçenko yandaşlarına milyonlarca dolar akıttı. "Açık Toplum Vakfı" üzerinden, sandık başı anketlerinin yürütülmesinde belirleyici oldu. Kurduğu 'Rönesans' adlı vakıf, Nisan 2001'de Lvov'da çıkan faşist dergi "Derzhanist"e mali destek verdi. Soros Nazilerin toplama kamplarından kurtulmuştu, ama Ukrayna'da neonazilerle birlikte hareket ederek, pragmatizmin kitabını yeniden yazıyor! "Sivil toplum örgütleri": PORA ve Ukrayna Seçmen Komitesi gibi örgütler. ABD "mali yardımı" ile kuruldular. Bu "yardımcı kuruluşlar" arasında, Venezüella'daki darbe girişimini örgütleyen NED (Ulusal Demokrasi Vakfı) ve Carnegie Vakfı dikkat çekiyor. Carnegie Vakfı deyince, ABD'nin eski ulusal güvenlik danışmanı Zbigniew Brzezinski akla gelmekte. Yuşçenko ile görüşmüşlüğü olan Brzezinski de, Polonya kökenli. Polonya'nın iki Amerikancı siması olan Leh Walesa ve şimdiki Cumhurbaşkanı Kwasniewski'nin Kiev'e giderek "arabuluculuğa" soyunmasında belirleyici rol oynadığı düşünülüyor. Elbette, Türkiye'de de faaliyetlerini sürdüren Soros'un Açık Toplum Vakfı ve ona bağlı kuruluşlar unutulmamalı!

Naziler ve siyonistler el ele Neonazilerden ABD'li neomuhafazakârlara, 'soykırım mağdurları'ndan soykırımı yürütenlerin "davasını" sahiplenenlere, özelleştirme zenginlerinden anti-Hıristiyan putataparlara, sokaklardaki "kitleler"i gördüğünde gözü kamaşan liberal solculara dek, akıl almaz bir ittifak! Sadece bu bile, Bush rejimi üzerindeki etkisi ile bugünlerde tartışılan "siyonist-Hıristiyan" evanjelistlerin dini emperyal amaçlar uğruna nasıl kullandıklarını kanıtlıyor: İsrail'in katliamlarına destek ver, "Yahudi düşmanlığı" yapıldığı gerekçesiyle Fransa gibi ülkeleri suçla, sonra da Ukrayna'da nazi artıklarıyla kol kola, turuncu şallara bürün! "Dinleri imanları para" denir ya, bu işte!

Ukrayna'nın tarihi önemi Öyleyse, bu geniş ittifakı yaratan temele, Ukrayna'nın tarihsel için önemine değinmek gerekiyor. "Sınır ülkesi" anlamına gelen "Ukrayna" adı ilk kez Milattan Önce 4. yüzyılda kullanıldı. Ülke; tarihi boyunca Osmanlı orduları, Tatarlar, Polonyalılar, Ruslar ve Naziler tarafından işgal edildi. Bugün Fransa büyüklüğündeki bir toprak üzerinde, 48 milyon nüfusu ve 7 ülkeye sınır komşusu olarak, Avrupa'nın en stratejik noktalarından biri. Dahası; Rusya ile Avrupa Birliği ve NATO arasındaki "hassas sınır"ın tam ortasında bulunuyor. "Sınırda olma" özelliği, ülke içinde de ciddi bölünmeler yaratmış durumda. Ülkenin batısı, yani Yanukoviç'in güçlü olduğu bölge, ABD yanlısı faşist grupların merkezi. Bu kesimler, her fırsatta "Rusya tarafından yeniden yutulma" korkusunu körüklüyorlar. Doğuda ve Kırım bölgesinde ise Rusya ile dostluk hakim. Bu bölgede halkın önemli bir bölümü zaten Rus. ABD'nin hiç hoşlanmadığı, Rusya Federasyonu ve Beyaz Rusya ile tekrar birleşme fikrinin merkezi, Doğu Ukrayna.

Enerji koridoru Ukrayna ayrıca; Avrasya/Hazar/Karadeniz enerji kaynaklarının kontrol edilmesinde stratejik öneme sahip. Afganistan'da SSCB'ye karşı yürütülen "cihad"ın mimarı Zbigniew Brzezinski'den aktaralım: "Ukrayna, Azerbaycan, Güney Kore, Türkiye ve İran, kritik öneme sahip jeopolitik eksenlerdir. Ukrayna'nın bağımsız bir ülke olarak varlığı, Rusya'nın dönüştürülmesine yardımcı olur. Ukrayna olmazsa Rusya, bir Avrasya imparatorluğu haline gelemez. Ukrayna olmadığı takdirde esas olarak Asyalı bir emperyal devlet haline gelir ve Orta Asya'nın tüketici çatışmalarının içine çekilir... Diğer yandan Moskova Ukrayna'yı tekrar ele geçirirse, Karadeniz çıkışı ve doğal kaynakların da yardımıyla, Avrupa ve Asya'yı kapsayan güçlü bir emperyal devlet haline gelmek için gereken şartları elde etmiş olur... Ukrayna olmazsa; Bağımsız Devletler Topluluğu'na veya Avrasyacılığa dayanan bir emperyal restorasyon mümkün değildir... Rusya'nın geleceği açısından en önemli devlet, Ukrayna'dır." (Büyük Satranç Tahtası, 1997, aktaran M. Chossudovksi) Bütün bu gerçeklerden sonra, sözde 'devrimciler'in boyunlarına doladıkları turuncu şalın altında yatan, daha net ortaya çıkıyor.


RUSYA'YI DURDURMA PLANI Moskova'nın eski SSCB toprakları üzerinde nüfuzunu tekrar tesis etme planında en önemli unsur, Ukrayna. Öyle ki; Ukrayna kazanılırsa proje ilerleyecek, kaybedilirse ise Vladimir Putin, en iddialı olduğu alanda büyük bir yenilgi almış olacak. Gürcistan'ın ardından Ukrayna'nın da ABD/NATO denetimi altına girmesi, Rusya'nın Amerikancı rejimler tarafından kuşatılmasında yeni bir adım olacak. Moskova'nın "Batı'ya açılması" engellenecek. Rus donanmasının Karadeniz çıkışı sekteye uğrayacak ve Ukrayna ile ekonomik ilişkiler, özellikle de enerji ticareti baltalanacak. Amerikancı analist Liliya Şevtsova'nın ifadesiyle, "Rusya, Ukrayna olmadan bir güç olamaz." (Washington Post) Denilebilir ki ABD, Rusya'yı "gemlemek" için Ukrayna'yı elinin altında tutmak istiyor ve Viktor Yuşçenko, Bush rejiminin en önemli kozu. Nitekim kukla liderin en önemli seçim vaadi, NATO'ya tam üyelikti. Buna karşılık, Başbakan Yanukoviç, hem Batı, hem de Rusya ile iyi ilişkiler kurmaktan yana bir "denge adamı" olarak ortaya çıkıyordu. Diğer yandan Ukrayna, ABD eliyle GUUAM'a (Gürcistan, Özbekistan, Ukrayna, Azerbaycan, Moldova) üye yapılmıştır. NATO şemsiyesi altındaki bu askeri ittifak, Amerikan finansmanı ile varlığını sürdürüyor ve Rusya'nın planlarını bozma potansiyelini içeriyor. Michel Chossudovski'den aktaralım: "GUUAM ittifakı; stratejik olarak, Hazar enerji kaynaklarının tam ortasındadır. Moldova ve Ukrayna, Batı'ya ihracat hatları sunmaktadır. İttifak; Rusya'yı Hazar kaynaklarından dışlamayı ve aynı zamanda, Moskova'yı siyasi olarak izole etmeyi amaçlar. 1999'da açılan Bakü-Supsa hattı, Rusya topraklarını bay-pas etmektedir. Petrol; Bakü'den Gürcistan'ın Supsa limanına nakledilir, oradan da tankerlerle Ukrayna'daki Pivdenny terminaline. Bu terminal, Batı kredisi ve Leonid Kuçma hükümetinin onayıyla finanse edilmiştir." (Küreselleşme ve Savaş)

ÖNCEKİ HABER

Sorgun'a sahip çıkılmalı...

SONRAKİ HABER

Samsun'daki 19 Mayıs töreninde Kılıçdaroğlu ile Bahçeli tokalaşmadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa