26 Kasım 2004 22:00

'Bu ne şiddet ne celâl!'

Kadın, uğradığı şiddeti yansıtan bir ayna durumunda. Çocukların, öğrencilerin dövülmesinde kadın şiddetinin nedeni bu. İnsanımızı şiddetten arındırmak için, toplumumuzda şiddeti çare olarak görmemek gerekli.

Paylaş
İstiklâl Marşı'mızın yazıldığı günlerin koşulları düşünüldüğünde, Mehmet Akif'in bayrağın hilalinde bir kaş çatıklığı, bir azarlama edası görmesi, "bu ne şiddet ne celâl" sitemi haklıdır. Ama günümüzdeki durum bizi sabah akşam bu dizeyi tekrarlayacak duruma getirdi. Örneğin, Batman'a bayramlaşmaya giden 15'indeki delikanlının gecenin 11'inde halı sahadaki maçta kalbinden bıçaklanarak öldürülüşü, İstanbul'daki benzerinin gölgesinde kaldı. Şiddeti harekete ya da eyleme dökülen şiddet yanında, sözel/sözlü şiddet olarak tanımlayan psikologlara inanırsak, zaten yöneticilerimizin sürekli şiddeti altındayız. Yasal yürüyüşler, haklı protestolar karşısında bile sayın başbakanımızın yanıtı azarlama. Şiire alışkın diye "Bu ne şiddet ne celâl" diye sorsak, korkarız tavrı aynı olacak. Eğitimin temeli! Kadın ve şiddet her 25 Kasım gündeme getiriliyor gerçi. Ama şiddet o kadar kanıksanmış bir durum ki bizim için yeni ne söylenebilir bilmiyorum. Toplumumuzun eğitiminin temeli şiddet. Okulda, askerde, karakolda eğitim adına, sorgulama, cezalandırma adına değişen bir şeyler varsa ne mutlu. Okulda eğitim adına dayağın olduğu tek ülke değiliz, amenna da, "dayağın cennetten çıktığı"nın neredeyse atasözü haline getirilip, acı bir alayla birilerinin "vurduğu yerde gül biter" tanımını yapan tek ülke olduğumuz muhakkak. Bir de bu işin cinsiyetçi varyasyonu var: "Kızını dövmeyen dizini döver." Dayak yemiş görüntüsü neredeyse tüm Türkiye'yi ayağa kaldıran küçük kızın bu hale gelişinin gerekçesi belki de böyle geleneksel bir sözdür: "Kalırsa el beğensin, ölürse yer beğensin!"

ABD'yi yakalarız 1980 sonrasında, şiddet toplumu yönetmenin iyiden iyiye temeli olmuşken kadına dayak atılmasını yürüyüşlerle kınamaya çalışan kadın gruplarının karşısına gelenekler çıkartıldı. Bir başka yanlış inanış da kadına dayağın dinsel kökeni olduğu gerekçesiydi. Kimseler de bin yılı aşkın süre öncesinde bile "söz dinlemeyen, serkeş" kadınla yaşayan kocaya ilk öğütün yatak ayrılması olduğunu, boşanmadan önceki son çare olarak sözü edilen dayağın kadının yüzünü ve görünüşünü etkilememesi kuralını anımsamadı/anımsatmadı. Geleneklere ve dinsel gerekçelere sığınanlar, başka kuralları es geçseler de kadını dövmek gereğini vur denildiğinde öldür biçiminde uyguluyorlardı. Eh küçük Amerika olmayacak mıydık, en çok öldürülen kadın da orada. Yakındır, listelerde ABD'de öldürülen kadın sayısını yakalamamız. 25 Kasım'dan bugüne kadın ve şiddet konusu odağında tartışılması gerekenlerden biri, özellikle savaşta ve işgalde kadının durumudur. Ancak ülkemizdeki durum kimi zaman savaştan beter durumda. Hele öldürme gerekçesi, namus olduğunda... Kadın bir toplumun namusudur ya! Kadın, uğradığı şiddeti yansıtan bir ayna durumunda. Çocukların, öğrencilerin dövülmesinde kadın şiddetinin nedeni bu. İnsanımızı şiddetten arındırmak için, toplumumuzda şiddeti çare olarak görmemek gerekli. Örgütlenmeye inanıyorum ama cinsiyetçi örgütlenmeyi değil, sınıfsal örgütlenmeyi yeğliyorum. Emeğin sömürüye kadar şiddete karşı da örgütlenmesi gerekli artık.



[email protected]

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Kaban ve eldivenlerle ders yapılıyor

SONRAKİ HABER

Güzel Psike'nin yazgısı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...