26 Kasım 2004 22:00

Dönüşüm değil tasfiye

"Adına kentsel dönüşüm denilerek başlatılan hiçbir uygulama, dönüştürülecek alanda yaşayanların tercihleri ve gereksinimlerinden yola çıkarak projelendirilmiyor. Tam tersine dönüşümün ilk adımı "tasfiye" oluyor."

Paylaş
İktidarın ve yerel yöneticilerin dilinden "kentsel dönüşüm" kelimesi düşmek bilmiyor. Kentsel dönüşüm adına yıkımlar gerçekleştiriliyor, birbiri ardına planlar hazırlanıyor ve tüm bunların kentleri daha yaşanır hale getirmek için şart olduğu savunuluyor. Ancak uzmanlara göre, bu yapılanlar, kentsel dönüşümün gerçekleştirilmesi, yaşayanlara daha sağlıklı bir çevre üretilmesi amaçlı olmadığı gibi tam tersine, kimi mahallelerdeki insanların tümüyle dışlanması, tasfiye edilmesi ve kentin başka kullanıcılarının tercihleri doğrultusunda yeniden şekillendirilmesinden ibaret. Kentsel dönüşümden neyin kastedildiğini ve neyin amaçlandığını şehir plancısı Necati Uyar'a sorduk. Uyar, sağlıklı bir kent yaratmanın, teknik ve sosyal altyapı olanaklarının kent sakinlerine eşit ve yeterli bir şekilde dağıtılmasından geçtiğine vurgu yaptı.

Kentsel dönüşüm tabiri, kendisi ile ilgili olsun olmasın her yeni 'gecekondu' yıkımında merkezi ve yerel yöneticiler tarafından sık sık kullanılır oldu. Kentsel dönüşüm nedir? "Dönüşüm" sözcük anlamında ele alındığında Türk Dil Kurumu sözlüklerinde "olduğundan başka bir biçime girme, başka bir durum alma" olarak tanımlanıyor. Bu sözlük tanımından yola çıkarak konu ele alındığında kentsel dönüşüm; kentlerin bazı bölümlerinin olduğundan farklı bir biçime sokulması anlamına gelmektedir. Hiç kuşkusuz dönüşümle ortaya çıkan bu farklılaştırma, kentlerde olumlu yönde bir değişimin yaşanması, sağlıksız kent parçalarının sağlıklı duruma getirilmesi demektir. Gerçek anlamıyla kentsel dönüşümün, geçmiş yıllarda planlı ya da plansız oluşmuş sağlıksız ve güvensiz, insan yaşamını tehdit eden, insan onuruyla bağdaşmayan yaşam çevrelerinin sağlıklı ve güvenli yaşanabilir çevrelere dönüştürülmesi olarak kabul edilmesi gerekir.

Kentsel dönüşümün son zamanlarda, gerek akademik çevrelerce, gerek politikacılarca ve gerekse yerel yöneticilerce bu kadar sık anılmasının sebebini neye bağlıyorsunuz? Kentsel dönüşüm, Türkiye gibi kentlerinin büyük bölümü plansız büyümüş ülkeler için uygulanabilecek yöntemlerden biridir hiç kuşkusuz. Bu yüzden akademik çevrelerde ve kent planlama meslek alanında konuşulması, tartışılması çok doğal. Ülkemizde son yıllarda yaşanan gelişmelere bakıldığında; dönüşümün hedef gözeten projelerle (sözde planlı) ya da plansız olarak gerçekleşen bir süreç olduğu görülüyor. Özellikle kentsel topraklarda oluşan rantın etkisiyle yaşanan bir dönüşüm, kentlerin bazı bölgelerini değiştiriyor. Ancak, gerek son aylarda ortaya atılan düşüncelerle ve gerekse ülkemizdeki uygulama pratikleriyle kentsel dönüşüm amaca hizmet etmekten çok uzakta. Kentsel dönüşümün amacı salt fiziksel çevreyi dönüştürmek, değiştirmek olamaz. Dönüşümde amaç; bu alanlarda yaşayan halkın sağlıklı ve güvenli, yaşanabilir bir çevrede yaşamasını sağlamaktır. Yani dönüşüm, müdahale edilen alanda yaşayan halktan bağımsız bir olgu olarak ele alınamaz. Politikacıların dönüşümü sıkça dillendirmelerinin tek nedeni yaşanan bu değişimin ürettiği ranttır bence. Adına kentsel dönüşüm denilerek başlatılan hiçbir uygulama, dönüştürülecek alanda yaşayanların tercihleri ve gereksinimlerinden yola çıkarak projelendirilmiyor. Tam tersine dönüşümün ilk adımı "tasfiye" oluyor.

İstanbul'da Alibeyköy, Baltalimanı, Armutlu ve Beykoz'da gerçekleştirilen ya da gerçekleştirilmesi planlanan yıkımları 'dönüşüm' açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Kaçak yapılaşmasına göz yumulmuş bölgelerde, yeni bir planlama ve bu planların uygulanması aşamasında yıkımların ortaya çıkması kaçınılmaz. Çünkü bu alanların neredeyse tamamında teknik ve sosyal altyapılarda, yani; yol, otopark, yeşil alan, okul, sağlık tesisi, sosyal ve kültürel tesis alanlarında büyük eksiklikler söz konusu. Ancak sayılan örneklerdeki durum bundan biraz farklı. Bu projeleri şekillendiren, o alanda yaşayanların gereksinimlerinin giderilmesi düşüncesi değil. Tüm yapılanlar, bu alanlarda bir kentsel dönüşümün gerçekleştirilmesi, yaşayanlara daha sağlıklı bir çevre üretilmesi amaçlı olmadığı gibi tam tersine, yapılanlar yaşayanların tümüyle dışlanması, tasfiye edilmesi ve alanın boşaltılarak, kentin başka kullanıcılarının tercihleri doğrultusunda temiz, kullanılır hale getirilmesi amaçlı.

Bir yazınızda İstanbul ve Ankara'dan örnekler vererek yapılanlar 'kentsel dönüşüm değil kentsel yer değiştirme' demiştiniz. Bu süreci açıklayabilir misiniz? Kentsel dönüşüm uygulamalarının yapıldığı alanlar, kentin rantı yüksek imarlı kesimlerine yakın, komşu konumlu yerler. Bu alanlarda yaşayan halk kesimleri, uygulamaya geçirilen projeler sonucunda; örneğin kat karşılığı anlaşma sağlanarak, yapımcıya verdikleri gecekondularını karşılığında yeni ve pahalı bir daire sahibi bile olsalar, oluşan yeni çevrenin yaşam standartlarına uyum sağlayamadıkları ve artan yapılaşma sonrasında azınlığa düştükleri, kazançlarıyla bu alanda barınma şansı bulamadıkları için yer değiştirmek zorunda kalıyorlar. Kamulaştırmalarla alanın boşaltılması sonrasında da sonuç değişmiyor, ödenen paralarla aynı bölge içinde konut sahibi olma ya da yaşamlarını sürdürme şansları kalmadığı için eski kullanıcılar kentsel dönüşüm uygulaması yapılan alanları terk ederek kentin bir başka bölümüne, muhtemelen merkezden daha uzak bir bölümüne göç etmek zorunda kalıyorlar. Bu nedenle; dönüşüm projesi uygulanan alanlarda yaşayanlar, daire karşılığı anlaşmalarla azınlığa düşürülerek ya da zor alımlarla (kamulaştırma) alandan dışlanıyorlar. Her iki durumda da bir mekânsal değişim ve kullanıcıların yer değiştirmesi söz konusu oluyor. Ancak bir dönüşüm asla gerçekleşmiyor. Bu sürecinin, gerek kentlerde zaman içinde ortaya çıkacak olan mekânsal darlık nedeniyle ve gerekse artan nüfusun talebi nedeniyle devam etmesi kaçınılmaz görünüyor. Oluşan bu talebi ranta dönüştürme olanağına sahip olanların, düşlerini gerçekleştirmelerinin adı bugün kentsel dönüşüm olarak adlandırılırken, yarın başka bir tanımlamayla da bu yer değiştirmeler sürecektir.

AKP Hükümeti tarafından Kentsel Dönüşüm Yasa Tasarısı hazırlandı. Tasarıyı nasıl değerlendiriyorsunuz? Son yıllarda gündeme gelen pek çok yasa tasarısı 1999 depreminde yaşanan şokun etkisinde hazırlandı. Geliştirilen çözüm önerileri ve oluşturulan yeni sistemler (özelleştirilmiş yapı denetim sistemi gibi) sorunlara çözüm olmaktan uzak. Taslak olarak dağıtılmış olan Kentsel Dönüşüm Yasa Tasarısı'nda yer alan hükümler incelendiğinde de benzer bir durumla karşılaşılıyor. Sorun tanımlaması, yani ülkemiz kentlerinin pek çoğunda bazı bölgelerin sağlıklı hale getirilmesi için kamusal müdahaleye gereksinim olduğu, şeklindeki tanımlama net. Ancak yasa bütününde dönüşümden çok bir tasfiye düşüncesinin hakim olduğu görülüyor. Yasa genel olarak kaçak yapıların hak sahipliği üzerine kurgulanmış. Ancak yapılan kurgulamanın, bu alanlarda yaşayanların, yasada tanımlanan şekliyle sahibi oldukları arsa ya da evlerin bedelini alarak dönüşüm projesinin uygulanacağı alandan dışlanmasına neden olması kaçınılmaz.

Barınma sorununun çözümü ve sağlıklı kentler yaratılmasının temelinde nasıl bir bakış açısı olmalı? Türkiye kentlerinin büyük bir bölümünde konut fazlası göze çarpmaktadır. Diğer bir yandan konutsuz, barınma sorunu yaşayan çok sayıda insanın varlığı da ülkemizin temel çelişkilerinden biridir. Bu durum, kentlerde bir yanda koruma altında, dış dünyadan yalıtılmış, kendi içine kapanan lüks konut alanlarını ve bu alanlarda yaşayan kesimleri yaratırken, diğer yanda gecekondu alanlarında kiracı olmakta zorlanan, elde ettiği gelirle kirasını ödeyemeyen, barınma sorunu yaşayan kesimleri yaratmaktadır. Kentler bu ayrışmayla giderek iki kesim arasında farklılıkların keskinleştiği, büyüdüğü mekânlar haline dönüşmektedir. Bu durumda da sağlıklı bir kentleşmeden söz etme olanağı kalmamaktadır. Sağlıklı bir kent yaratmanın temelinde, gerek teknik ve gerekse sosyal altyapı olanaklarının yaşayanlara, kentin tüm kesimlerine eşit ve yeterli olarak verilebilmesi vardır. Barınma sorununun çözümünde olumlu bir noktaya gelinebilmesi için, bu amaçla kamusal kaynak ayrılması, gerçekten ihtiyacı olanlara yönelik projelerin üretilmesi, üretilecek planlı, altyapılı, ucuz arsalar üzerinde halkın kendi konutunu yapabileceği sistemlerin geliştirilmesi, bu alanların tüm altyapı tesisleriyle eksiksiz olarak donatılması, konuta sahip olmak isteyen yoksul halk kesimleri ile konut arasındaki maliyeti arttıran aracıların kaldırılması gerekmektedir.




Necati Uyar KİMDİR? 1963 Ödemiş (İzmir) doğumlu. Dokuz Eylül Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden 1985 yılında mezun oldu. 1996 yılında TMMOB Şehir Plancıları Odası Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. 1996-2002 yılları arasında 3 dönem yönetim kurulu üyeliği ve son iki dönemde Oda genel başkanlığı görevlerini yürüttü.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Bergamalılar AİHM yolundaÜmit Şahinler Ovacık Altın Madeni'ni Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) dava eden 10 Bergamalı köylünün 3 bin Euro tazminat alması üzerine çevre köylerde oturan 6 bin kadar köylü dava açmak için girişimlerini başlattı. 400 kişinin yaşadığı Narlıca köyünde içlerinde madende çalışanlarında olduğu yaklaşık 350 kadar köylü AİHM davasına müdahil olmak için vekalet verdi.

İzdiham yaşanıyor Aralarında temsilciler seçen köylüler temsilciler aracılığıyla notere başvurarak AİHM'de görüşülen davaya müdahil olmak isterken köylülerin vekaletini almak için noterin köylere gelmesini istedi. Bergama'dan 340 kişi davaya müdahil olmak için başvururken, Narlıca Köyü'ne giden Noter çalışanları 334 kişinin başvurusunu aldı. AİHM kararıyla 3 bin Euro tazminat almaya hak kazanan Çamköylü Tahsin Sezer, Danıştay kararıyla kapatılan Ovacık Altın Madeni'nin tekrar faaliyete geçmek için yaptığı eylemlere atıfta bulunarak: "450 kişi çalışanı bulunan Ovacık Altın Madeni, madeninin tekrar açılması için 375 imza toplamış. İmzalarını kendilerinin atıp atmadığı şaibeli olduğu bu kampanyaya karşı biz ilk günde 650 vekalet başvurusu yaptık. Her vekalet biz altın madenini istemiyoruz anlamı taşıyor" dedi. Bergamalı köylülerin avukatlığını üstlenen Seniy Özay'ı kendisine onlarca başvuru yapıldığına dikkat çekti.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Anket soygunu önlendi

SONRAKİ HABER

Manisa'da 4.0 büyüklüğünde deprem

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa