25 Kasım 2004 03:00

Marksistlere çağrı!

Marksizmin yeni hesaplaşmalara girmesinin artık zamanı olduğunu tüm Marksistlere haykıran bir kitap. Eagleton bu çağrıyı yaparken, Marksizmin geleneksel "sınıf" eleştirisinin hala geçerliliğini koruduğunun altını ısrarla çizer.

Paylaş
"Kültür, hepsi de ruhsuz bir endüstriyel kapitalizm tarafından kuşatılmış olan, medenilik, cemaat, imgesel yaratım, tinsel değerler, ahlaki nitelikler, yaşam deneyiminin dokusu gibi unsurlarla ilgiliydi. Bilim, felsefe ve sosyoloji, tümden bu barbarca düzene teslim olmuş görünüyordu. Felsefe 'hiçbir şey fark etmez' ile 'hiçbir şey gark etmez' gibi ifadelerin arasındaki mantıksal ayrılığa kendisini öylesine kaptırmış gibiydi ki, dünyayı değiştirmekle ilgilenecek hali yoktu. (…) Kuram ve sanat, sınıfsızlaştıkça ve giderek tüketici dostu bir hal aldıkça, asıl kopuşu gerçekleştirme görevi postmodernizme kalıyordu. Sınıfsız bir toplumsal düzeni düşlemiş olan kuramcıların tek yapması gereken, gözlerini açıp, bunun zaten geldiğini ve adının alışveriş merkezi olduğunu görmekti." Terry Eagleton Eski, Oxford Üniversitesi Edebiyat Profesörü, yeni Manchester Üniversitesi Kültür Kuramı Profesörü Terry Eagleton, son kitabı "Kuramdan Sonra" da, yalnızca günümüzde ki postmodern düşüncenin bugün gelmiş olduğu son noktayı irdelemekle kalmıyor, bundan önceki kitaplarında ısrarla altını çizdiği ve Marksist solun içinde bulunduğu bunalımın nedenlerinden biri olarak gördüğü, Marksist düşüncenin geçmişte pek fazla ilgilenmediği ve bakir bıraktığı alanlara da ilk kez yeni açılımlarla yanıt vermeye çalışıyor. Ona göre bu kitap, söz konusu yeni araştırma için bir açılış hamlesi olmuştur. Eagleton, önce içinde bulunduğumuz durumun (ki kastedilen elbette şu anki Batı'nın, durumudur) bir muhasebesini yapar: "Yapısalcılık, Marksizm, post-yapısalcılık ve benzerleri, artık eskisi kadar seksi konular değil. Şimdi seksi olan şey, daha ziyade seksin kendisi. (…) Kültür kuramı okuyan öğrenciler arasında, beden çok moda bir konu başlığına dönüştü; ama üzerinde fikir üretilen genellikle erotik beden oluyor, açlık çeken beden değil. Çalışan değil; ama çiftleşen bedenlere odaklanmış yoğun bir merak var. Sessiz sakin orta sınıf öğrencileri, vampirizm ve göz oyup çıkarma, siborglar ve porno filmler gibi sansasyonel konularda çalışmak üzere sabırla kütüphanelere tıkışıyorlar. (…) İnsan varoluşunun, hakikat ve akılla ilgili olduğu kadar, fantezi ve arzuyla da ilgili bir mesele olduğunu takdir edecek noktaya gelmiş bulunuyoruz. Bugün kültür kuramı, hayatının önceki münzevi kısmında bakir kalmayı başaran, jeton düşünce de saplantılı biçimde seks konusuna kafayı takıp, kaybedilen bunca senenin acısını çıkarmak için çaba harcayan orta yaşlı bir profesörün ruh haliyle davranıyor."

Akademik düzeyde tartışmalar Eagleton, aslında gündelik ve geçmişte modernizmin "alt düzey" olarak gördüğü ve bu yüzden küçümsediği konuların, bugün akademik düzeyde ele alınmasından bir rahatsızlık duymaz. Çünkü, geleneksel akademi, insanların ortalama gündelik yaşamını yüzyıllar boyunca ihmal etmişti. Örneğin, hala bazı gelenekçi üniversitelerde, halen hayatta olan yazarlar hakkında araştırma izni verilmez. Eagleton'a göre, popüler kültürün akademik çalışmaya değer bir alan olması tarihsel bir kazançtır; ama bu aynı zamanda postmodernizmin eliyle, onu eleştiriye tabi tutma yeteneğini yitirme pahasına bir kazanç. Çünkü bugün postmodernizmin insafına bırakılmış bu alanlar, Eagleton'a göre Marksizm'in geçmişte küçümsediği, aşağı gördüğü ve bu yüzden ilgilenmediği alanlardı ve bugün Marksist sol Eagleton'a göre içinde bulunduğu bunalımı aşacaksa bu konularda sözünü sakınmamalıdır. Nedir bu konular? Aslında bugün, yalnızca postmodernizmin kendisini üzerinde konuşmaya "hak sahibi" olarak gördüğü konulardır: Hakikat, erdem, nesnellik, arzu, istenç, mutluluk, ölüm, kötülük, yokluk, ahlak, zevk, hazcılık vb. gibi. Kuşkusuz Marksizmin de bu konular üzerine söyleyecek çok sözü vardır. "Kuramdan Sonra" böyle bir düşüncenin ürünüdür.

Eagleton'un ironik dili Eagleton tüm bu kavramları, son derece basit, günlük hayattan örneklerle ve ironik bir dille ele alır. Örneğin mutluluk ve erdem kavramı: Nedir mutluluk? "Eğer basit bir memnuniyet anlamına geliyorsa, o zaman insanlar, muhtemelen günde 14 saat televizyonun karşısında miskinlik içinde yığılıp, potansiyel olarak öldürücü maddelerden oluşan abur cuburları avuç avuç ağızlarına tıkarak da mutlu olabilirler. Eğer insan olarak iyi hayat yaşamanın bundan daha fazlasını içermesi gerektiğini düşünüyorsanız, o zaman bu abur cubur tıkınıcılarının gerçekten mutlu olmadığı anlamına gelir mi bu?" Tam anlamıyla sefil olmak ve bunu bilmemek mümkündür diye soruyu yanıtlar Eagleton. Çünkü bu insanların bu işten keyif aldıkları aşikardır. Bunun yanında, acımasız ve şiddet kullanan insanlar da mutlu olabilir. "Askeri komutanlar, yerel nüfusu toptan katlettikleri zor bir iş gününün ardından, dünyayı özgürlük için bir parça daha güvenli bir yer haline getirmiş olmanın tatminiyle üslerine dönerler. Tabi yine, bu insanlar, sözcüğün daha derin anlamıyla mutlu olmamış olabilirler. Ama bu, hiç mutlu olmadıkları anlamına gelmez; bu yerlileri katletmiş olmaktan nefret ettikleri anlamına değil, kendilerini aksi yönde ikna etmeyi başarabildikleri anlamına gelir." Peki tüm bunlardan sonra, insanoğlunun yaşamdaki tek amacı mutluluktur denebilir mi? Yoksa, mutluluk belirli bir amaca yönelik araç mıdır? "Kapitalist toplumda her şeyin bir amacı ve anlamı olmak zorundadır. İyi bir şey yaparsanız, bir ödül beklersiniz. Buna karşılık, Aristo'ya göre, iyi şeyler yapmak, zaten kendi içinde bir ödüldür. Nefis bir yemek yemek ya da sabah erkenden denize girmek karşılığında, bunları yaparken aldığınız keyiften daha fazla bir ödül beklemezsiniz. Erdemin ödülü mutluluk değildir; erdemli olmak zaten mutlu olmaktır. Doğanızı gerçekleştirmekten gelen derin mutluluktan keyif almaktır. (…) Ayrıca Aristo, hayatta iyi şeyler yapmamışsanız, cehennem ateşiyle ya da cennetten aniden şutlanmakla değil, bozuk, yanlış bir hayat yaşamış olmakla zaten cezalandırıldığınızı düşünür."

Gizli Aristocu Marks Bu yüzden Eagleton, Marks'ı da bir tür gizli Aristocu olarak görür. Çünkü sosyalizmde böyle bir projedir aslında. "Aristo, bizim türümüzdeki yaratıklar için, tabiri caizse, en iyi yaşam imkanı sağlayan belirli bir yaşam tarzının var olduğuna inanıyordu. (…) Bunun anlamı kabaca söylemek gerekirse, her birimizin bir diğerimiz için kendini gerçekleştirme vesilesi olmasıdır. Ben ancak senin kendini-tamamlamanın (self- fulfilment) aracı olarak, kendimi tamamlayabilirim, sen de benimkini. Aristo'nun kendisinde, bu karşıklılığa dair pek fazla vurgu yoktur. Bu etiğin siyasal formuna sosyalizm diyoruz ki buna göre, Marks'ın da yorumladığı gibi, her bir bireyin özgür gelişimi, bütünün özgür gelişiminin koşuludur. Sosyalizm, kendini gerçekleştirme düşüncesini, Aristo'nun aksine, herkesin eyleme müdahil olması gerektiği yolundaki Yahudi-Hıristiyan ya da demokratik-Aydınlanmacı amentüyle harmanlayarak evrenselleştirmemiz durumunda ne olur sorusuna bir cevaptır. Eğer bu böyleyse ve insanlar doğal olarak siyasal toplumda yaşıyorlarsa, siyasal hayatı, herkesin birbirinin yolunu kesmeden kendi eşsiz kapasitesini gerçekleştirebileceği şekilde düzenlemeye çalışabiliriz, ki bu liberalizm olarak bilinen doktrindir; ya da siyasal kurumları, insanların kendini gerçekleştirme süreçlerini mümkün olduğunca karşılıklı kılacak şekilde örgütleyebiliriz, bu da sosyalizm denilen kuramdır. Sosyalizmin liberalizme üstün olduğunu öngören yargının bir nedeni, insanların, yalnızca, kendini-tamamlama anlamındaki kişisel tatminleri açısından birbirlerinin ihtiyaçlarını gözetmek zorunda oldukları için değil, gerçekte en derin kişisel tatminlerini ancak ötekiler üzerinden sağladıkları için de, siyasal hayvanlar oldukları yönündeki inançtır." Kitabın çok yönlü ve zengin anlatımından yalnızca küçük bir bölüm buraya aktarılabildi. "Kuramdan Sonra", bağlantıları koparılmaksızın çok kolayca süzülüp özetlenebilecek bir kitap değil. Ancak son yüzyılın kültür kuramlarıyla gerçek bir hesaplaşmaya giren ve tüm bu söylenenlerden sonra ve gerçekte bunu yapmak için biraz geç kalınsa da, Marksizmin yeni hesaplaşmalara girmesinin artık zamanı olduğunu tüm Marksistlere haykıran bir kitap. Eagleton bu çağrıyı yaparken, Marksizmin geleneksel "sınıf" eleştirisinin hala geçerliliğini koruduğunun altını ısrarla çizer. Ancak ona göre Marksizm, her ne kadar vazgeçilmez olsalar da, basitçe aynı sınıf, ırk ve cinsiyet anlatılarını aktarmakla yetinebilecek durumda değildir. "(Marksizm) Risk alıp şansını zorlamak, boğucu Ortodoksluğun pençesinden kurtulmak ve en azından bu güne kadar anlaşılmaz bir şekilde çekingen yaklaştığı yeni konuları incelemek zorundadır."

ÖNCEKİ HABER

Felluce saldırısı kınandı

SONRAKİ HABER

Kayseri Büyük Bürüngüz köylüleri siyanürle altın aramaya karşı çıkıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa