13 Kasım 2004 03:00

Yılanın dostu: PİNDOS

Halkınca çok sevilip sayılan ve Makedonya'ya kendi adını veren kral Makedon'un üç oğlu vardı. Bu üç oğlundan biri olan Pindos; hem çok yakışıklı hem de çok becerikli bir delikanlıydı.

Paylaş
Halkınca çok sevilip sayılan ve Makedonya'ya kendi adını veren kral Makedon'un üç oğlu vardı. Bu üç oğlundan biri olan Pindos; hem çok yakışıklı hem de çok becerikli bir delikanlıydı. Gerek spor, gerekse hemen bütün sanat dallarından hangisine el atsa, kolayca her birinin üstesinden gelebiliyordu. Ne var ki hem sevecenliği hem de çevresindeki insanlara karşı gösterdiği dostça yaklaşımları yüzünden herkesin onu çok sevmesi; diğer iki kardeşin kıskançlık duygularını bir çeşit kine dönüştürdü.

Kardeş kini Ve bu iki kardeş, bir gün kendi aralarında anlaşıp onu ortadan kaldırmak üzere sözleştiler. Bir süre sonra da Pindos; kardeşlerinin kendisine karşı olan davranışlarında gittikçe artan bir hoyratlık sezmeye başladı. Aralarında kardeşçe olması gereken ilişkiler; günden güne hiç nedensiz çıkarılan kavga ve bunalımlarla dayanılmaz boyutlara ulaştı. Hatta Pindos'u sık sık dövmeye yeltendikleri bile oldu. Onların bu düşmanca davranışlarından bıkıp usanan bu çok becerikli ve sevecen delikanlı; saraydan gizlice kaçıp kendini kırlara dağlara vurdu.

Avcılılarla yakınlaşma Kimsenin kendisini tanımadığı küçük bir yerleşim birimini kendine yurt edindi. Yaşamsal gereksinimlerini karşılayabilmek için haliyle avcılığa başladı. Bu uğraş, artık Pindos'un iş ve ekmek kapısına dönüştü. Kendisi gibi avlanan diğer avcılarla kaynaştı. Birlikte sık sık avlanmaya başladılar. O yörede bol geyik yaşamasına karşın hiçbir avcı, daha bir geyik bile avlayamamıştı o zamana dek. Çünkü o yörede geyiklerin izini süren avcılar, bir daha geri dönemiyordu. Geyikleri koruyan bir tanrı var gibiydi. Gene de bir gün geyik avlamak üzere aralarında anlaştılar.İşte at üstündeki diğer arkadaşlarıyla birlikte giriştiği her geyik avcılığı yarışında, arkadaşlarının hepsini de gerilerde bırakıyor; kendisi tek başına geyiğin ardı sıra, dört nala iz sürüyordu. Ne var ki bir süre sonra geyikler sanki yer yarılıp yok oluyorlardı! Pindos, ne olursa olsun hiç olmazsa bir geyik avlayıp ününü duyurmak istiyordu.

Geyiğin izinden Bir gün, koşu atlarına binmiş olarak düzenledikleri geyik avı sırasında, gene arkadaşlarını gerilerde bırakıp tek başına bir geyiğin izini sürmeye başladı. Uzun bir koşudan sonra Pindos'un atı artık yorulmuştu. Pindos da atını bir ağaca bağlayıp yaya olarak geyiğin izini sürmeye başladı. Ne var ki bir ara, nereden geldiğini bilemediği sesli bir uyarıyla irkildi: "Sakın geyiklerime dokunma!" diyordu bu ses. Pindos haliyle sağını solunu yoklamaya başladı. Bir şey göremeyince haliyle içini bir ürkü sarmaya başladı. Sonra da bu sesin görünmez tanrısal bir güçten kaynaklandığını düşünmeye başladı. Az ötede bağladığı atına binip köyüne döndü. Ertesi günü de, bütün korkusuna karşın, ses üzerinde belki yanılmış olabileceğini düşünerek, yeniden atıyla yollara düştü. Yolu üstünde rastladığı keklik, bıldırcın gibi hayvanlardan birkaçını avlaya avlaya aynı yere geldi. Orada dik bir yamacın olduğunu ve onun az ötesindeki vadiden de bir ırmağın akıp gittiğini fark etti. İzini sürdüğü geyiklerin oralarda bir yerlere gizlendiğini anladı. Ama yamacı inme yürekliliğini gösteremedi. Tam o anda, boynunu başını havaya dikmiş ve efsanelerde duyduğu dev bir yılanın tıslaya tıslaya, kıvrım kıvrım kendisine doğru gelmekte olduğunu gördü.

Yılanla dostluk Korkudan taş kesilecek gibi olduysa da, bütün gücüyle sakin görünmeye çalıştı. Hemen aklına yolda avlayıp beline astığı keklikler geldi. Yavaşça onları kemerinden çekip önene doğru gelen yılana tuttu. Yılan da iki kekliği ardı ardına yuttu. Sonra da havada dik duran boynuyla başını yere koydu. Bir süre Pindos'un çevresinde uysal uysal dönendi. Ardından yerde kıvrıla kıvrıla az ötelerde sindiği bir kuytuya doğru sağılıp gitti. Pindos'un kanı birden ısındı yılana. Daha sonraki günlerde de yılana avladığı kekliklerden götürdü hep. Aralarındaki dostluk ve sıcaklık giderek arttı. Hatta Pindos arada bir yılanı okşayıp sevmeye de başladı… Artık yılanın dostları olan geyiklerin izini sürmüyor; yalnızca kuş cinsinden bazı hayvanları avlıyor; avladıklarını da yılanla ve köyündeki yoksul komşularıyla paylaşıyordu. Onun hem avcılıktaki becerikliliği, hem de avladıklarını bölüşme alışkanlığı, haliyle bütün çevrede duyuldu. Üstelik geyikler de artık ondan ürküp kaçmaz oldular. Tam tersine, Pindos ormana geldiğinde geyikler, onun çevresinde koşuşturup oynaşmaya başladılar. Genç kızlar ona aşık ve onun yolunu izler oldular. Delikanlıların, yaşlıların ona karşı olan yakınlık ve sevgileri gitgide arttı. Gene bir gün Pindos, candan bağlandığı yılanın yaşadığı vadiye gittiğinde, iki kardeşinin kurduğu tuzağa düştü. Kardeşleri acımasızca onun canına kıyarlarken Pindos, çok keskin bir çığlık attı. Bu sesi duyup tanıyan dev yılan, canhıraş sürünerekten dostunun yanına ulaştı. Pindos'u öldüren iki kardeş, tam oradan sıvışacakları anda dev yılan onların üstüne sıçradı. Her ikisini de burgaçları arasına alarak boğdu. Sonra da kanlar içindeki dostu Pindos'un başucuna gelip dolam dolam çöreklendi.

Acı haber Bir süre sonra bu olayı gören avcı arkadaşları, acı haberi iyi yürekli kral Makedon'a ulaştırdılar. Pindos'un babası kral Makedon ve anası kraliçe, kısa sürede oğullarının ölüsüne ulaştılar. Pindos'un başucuna çöreklenmiş yılan; başını dikmiş, hep çevreyi gözetler gibiydi. Sonra yılan; kralla kraliçeyi ve arkalarındaki kalabalığı görünce, yavaş yavaş çözüldü. Ve dev yılan sessizce sürünerekten, yamaçtan aşağıdaki ırmağa doğru sağılıp gitti. Pindos'un cenaze töreni için görkemli ateşler yaktılar ve Pindos'un küllerini; dostu dev yılanın çekip gittiği ırmağa doğru savurdular…Küllerini savurdukları bu ırmağa da, "Pindos Irmağı" demeye başladılar. Daha sonra kral; sarayına, o dost yılanın büyük bir heykelini diktirdi.

ÖNCEKİ HABER

Eski bayramların kötüsü

SONRAKİ HABER

Cannes Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa