Büyük savaşın vatansız bıraktıkları

"Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok"un yazarı Erich Maria Remarque, "İnsanları Seveceksin" adlı romanında da, savaşın iğrenç yüzünü bir kez daha açığa çıkarıyor. Remarque, bu kez savaş nedeniyle sürgünde geçen hayatları mercek altına alıyor.

2. Dünya Savaşı'nın bir yüzü soykırımların uygulandığı toplama kampları ise bir yüzü savaşa sürülen binlerce genç insanın uğradığı hayal kırıklığıydı, bir yüzü Avrupa'nın her yerinde hortlayan faşizmse bir yüzü bu eski kıtada oradan oraya dolaşıp duran vatansız kalmış insanlar topluluğunun yaşadığı acılardı. Katıldığı 1. Dünya Savaşı'nın ardından ömrünü savaş karşıtı bir yazar olarak sürdüren Erich Maria Remarque, bütün acıları, umutsuzlukları ve yıkımları romanlarında anlatıyor. Remarque, Evrensel Basım Yayın tarafından yayımlanan "İnsanları Seveceksin" isimli romanıyla bir kez daha Türkçe'de. Yazar romanında Alman faşizminden kaçarak yabancı ülkelere sığınan genç, yaşlı, kadın, erkek binlerce insanın sınırlar arasında sürüp giden kovalama hikâyelerini anlatıyor. Darmadağın olmuş aileler, polisin her yerde peşine düştüğü mülteciler, ispiyoncular, seyyar satıcılık yapan yurtsuz profesörler, öğrenciler ve dilenen eski milletvekilleri... Avrupa'nın cadı kazanı gibi kaynadığı 1930'lu yıllar; yaklaşan savaştan ve nazilerden kaçanlar sığındıkları ülkelerde ancak birkaç günlük oturma izni alabilmektedirler, polis bu birkaç gün bitince enselediklerini, geldiği gibi geri göndererek sınırın hemen dışına bırakmaktadır. Ama sınır dışı edilenlerin geri dönmekten ya da belki bir iki gün daha uzun kalabilecekleri başka bir ülkeye sığınmaktan başka çaresi de yoktur. Roman, Alman faşizminin suçsuz bir yığın insanın hayatını nasıl cehenneme çevirdiğini ve faşizmin iç yüzünü gözler önüne seriyor.

Bombaların gölgesinde Pasaportun insana en lazım olan belge olduğu bu savaş yılları, pasaportsuz dolaşan binlerce insan, bıkmadan usanmadan bir ülkeden kovulup öbürüne sığınır, sonra ordan da kovulup geri gelmesi ile acı bir döngüye sürüklenir. Bu sırada kurulan dostluklar, kırık dökük sevinçlerin paylaşıldığı arkadaşlıklar, ekmek ve sığınılacak bir yer için omuz omuza vermiş birbirine yabancı insanlar... Dönemin acımasız koşullarını ve faşizm gerçeğini roman kahramanın ağzından okuyoruz; "Berbat zamanlarda yaşıyoruz. Barış, toplar ve bomba uçaklarıyla; insanlıkta toplama kampları ve kıyımlarla korunuyor. Bütün hükümlerin değerden düştüğü bir devirdeyiz. Bugün saldırgana barış koruyucusu deniliyor. Takip edileni ve baskı göreni de barışı bozmakla suçluyoruz..."

Umut ve erdem Yazar her şeye rağmen, dilindeki duruluk ve akıcılıkla; insanları sevmenin, zor koşullarda arkadaş olmanın, dayanışmanın, dostluğun ve insanlığın erdem saydığı diğer bütün özelliklerin savunusunu yapıyor romanda. Umut; hayatta evleri, yurtları, yiyecekleri olmayan bir yığın insanın birbirine ölümüne tutunmaları, yaşama sonuna değin sıkı sıkı sarılmalarıdır. Onlar ne hırsızlık yapmışlardı, ne de birilerini dolandırmışlardı, kimseyi de öldürmemişlerdi, ancak faşizm onları düşman bellemişti ve bu dünyanın en berbat şeyiydi. Onlar en basit vatandaşlık hakları bile bulunmayan, bir gölge, bir hayalet gibi dolaşan insanlar oldular. Fakat yine de en kötü şeyin alışmak olduğunu bir kez daha anlıyoruz, çünkü sınırdan sınıra kovulup duran bunca insan, bu kovalamacaya bir zaman sonra alışıyor, ne de olsa; "acıya ve ölüme de"...

www.evrensel.net