11 Kasım 2004 03:00

'Yalan rüzgarı'nın
    adı cesaret mi?

Hasan Öztoprak '12 Eylül darbesi ile örgüt arasında sıkışmış bireyi anlattığını' söyleyip, örgütlü kimliğe, siyasal hayata saldırıyor.

Paylaş
Her okur gibi önce kitabın kapağına bakalım. Hasan Öztoprak, "Devamı Hayat", İnkılap Yayınları. Kapak resmi: Kamburu çıkmış, ayaklarını sürte sürte yürüyen, bitmiş tükenmiş bir adam, boynunu bükmüş... Yine eline kitabı ilk alan bir okur olarak kitabın arka kapağını okuyalım: "İmkânsız Aşk'ın yazarı Hasan Öztoprak, irili ufaklı iktidarlar tarafından çevrelenmiş roman kahramanlarının hayata tutunabilmek ve hayattan vazgeçmek arasındaki dar alanda geçen hüzünlü hikâyesini anlatıyor. 12 Eylül sonrasının baskıcı, bulanık atmosferinin fon olarak kullanıldığı roman, örgüt ve devlet arasında sıkışıp kalan bireyin, özgünlüğünü ve özgürlüğünü nasıl yitirdiğini, kimliğinin ve kişiliğinin nasıl yok edilmeye çalışıldığını konu ediniyor." Daha sonra konu özetleniyor ve altında bir notla bitiriliyor tanıtım: "Devamı Hayat 12 Eylül döneminde dışarıdaki hapisaneden bahseden ve bugüne kadar anlatılamayanı cesaretle anlatan bir roman...!

Kurmaca militan! Kapak fotoğrafı, romanın ismi, tanıtımı birleşince yazarın dertleri anlaşılıyor. Ancak biz yine romanın hikâyesini anlatıp, birkaç ayrıntıyla Öztoprak'ın "kurgu"sunu anlatalım. Öncelikle (kendi de röportajlarında böyle bir örgüt yok diyor) bir örgüt kuruyor yazar. Sonra da bir militan yaratıyor. Emekçi bir ailenin çocuğu olarak lise yıllarında solculuğa bulaşmış bir delikanlının 25'li yaşlardaki seyri darbe sonrasına denk geliyor. "Yine daha lise yıllarındayken" diye anlatılan karakter aykırı, marjinal bir profil: "Aslında hep arkadaşlarından farklı olmuştu. Arkadaşları Fenerliyken, o Beşiktaşlı, herkes futbolcu olma hayalindeyken o topa ayağını bile sürmez ... çoğu yerli avantür filmlere hastayken, o yabancı kovboy filmleri için ölüyordu...!

Televole illegali! Örgütün Kemal diye isim verdiği bu delikanlı Öztoprak'ın deyimiyle "Partinin çöpçatanlığıyla, aşksız tutkusuz" evlenir. Darbeden sonra bu delikanlı parti kararıyla illegal bir hayat sürmeye başlar. Öztoprak'ın kurduğu "Parti" bu işleri seviyor. Kitap boyunca politik kararlarından, taktiklerinden pek haberdar olmadığımız "Parti" evlenip, evlenmeme işlerinde herkese hakim. "Kemal, Gülten'i anlamıyordu. Parti'ye ve davalarına hizmet etmeyen hiçbir şeyi anlamadığı gibi. Gülten'in evlenme isteğini bir zaaf olarak görüyordu. ...Ona göre bir komünist sadece Parti'siyle evli olmalıydı". Gülten'le ilgili iki illegal militan muhabbeti televole kıvamında sürdürüyor: - Gülten'i bizim yoldaşlardan biriyle evlendirmeliyiz - Seni anlıyorum yoldaş, ama ona göre birini bulmak kolay değil. Gülten sosyetik, bizim bekâr çocuklar ise neredeyse odun! (*)

Fanteziler... Fanteziler Bu tip diyaloglara örnek olacak daha "derin" magazin örnekler mevcut. Ancak biz olaylar döngüsüne devam edelim. İllegal Kemal (Bindiği her otobüse en son biner, evden çıkarken kapıya kürdan tutuşturur, etrafını iyi gözler herkesin karakter tahlilini yapar, gittiği yerdeki durakta inmez, buluştuğu kadınları makyaj yapması konusunda uyarır) bir gün hasta annesini ziyaret edince işler karışır. "Tehlike var" gerekçesiyle başka bir eve sığınması gerekmektedir. Olaylar silsilesi böylece başlar. Kemal, Parti'li bir evli çiftin yanında kalmaktadır. Burada daha önceden tanıdığı yeni evli genç kadına aşık olur. Parti'nin kuryelik görevini yapan Esra'da (**) ona kayıtsız kalmayınca, başlar Kemal'in gündüz düşleri... Kitabın 91. sayfasında coşkun bir erotizm... 101. sayfada da Kemal'in Esra'yla beraber olma fantezilerinin doruğu... Uzatmaya gerek yok bu "Yalan Rüzgârı"nda daha neler var neler? Kitabın başından beri parti sorumlusu Arif'in kararıyla Kemal kendi evinden erkenden çıkar, akşamdan önce eve dönmesi yasaklanmıştır. Kitabın iyice "ısınan" bölümlerinde anlaşılır ki Parti sorumlusu Arif Kemal'in karısı Serapla hergün aşk yaşarmış! Hey gidi 12 Eylül sen nelere kadirsin! (***) Kitaptaki kahramanımız bu gizli ilişkisinden hamile kalan genç kadının intiharıyla kafayı yer. Devamı mı? Hasan Öztoprak diyor ya "Devamı Hayat" diye! Cesaret! Yazarın derdi açık. Saldırıyor Öztoprak. Kurduğu örgütün şahsında bütün siyasi oluşumlara, gelecek mücadelesine, partili kimliğe. Karakterlerin herbiri ne için mücadele ederler, dertleri nedir, devrimciler için bedelin anlamı nedir, yoksa sadece mazoşizm midir yaşanan? Yanıtsız. Kulaktan dolma bilgileri birbirine yapıştırıp sapkın fantezilerle süslemenin adını da "cesaret" diye koyuyor. Öyle ya "Anlatılamayanı cesurca anlatan roman..." Bir dönem 12 Eylül darbesini yazmak cesaret isterdi istemesine de; darbecilerin, ABD'nin "bizim çocuklar başardı" sırt sıvazlamalarıyla, gözaltına aldığı 650 bin kişiyi, infaz ettiği 50 idamı, işkence yaptığı yüzlerce kişiyi yazmanın adı olsa olsa cesaretti! Yoksa Hasan Öztoprak emin olsun bu kitap o günlerde dahi çıksa darbecilerin ekmeğine yağ sürerdi! * Kitapta kullanılan dil 'edebiyattan yoksun' diye eleştirilirken Birgün gazetesi muhabiri durumu "aydınlattı." Muhabir; "Tam da anlattığınız dönemin yapısına uygun bir dil kullanmışsınız. Katı, soğuk, kısa cümleler ve kısa bir anlatım var. Bu bilerek uyguladığınız bir üslup mu?" deyince Öztoprak da hemen üstüne atlayıp ahkam kesti: "Bu doğru bir tespit...Bence roman dili aslında birçok dilsel söylemin bir üst düzlemde sentez oluşturduğu bir dildir." (31 Ekim Birgün Pazar eki) ** Öztoprak'ın anlattığı bütün kadınlar pasif karakterli. Partinin yönetilenleri... *** Radikal'in Kitap ekindeki röportajında 1980'leri anlatırken Öztoprak "Ele ele tutuşulmadığını" söylüyordu. Ancak görüldüğü gibi Öztoprak'ın kahramanlarının bu tip sorunları yok!

ÖNCEKİ HABER

Atatürk törenlerle anıldı

SONRAKİ HABER

Ankara'ya gelen tutuklu anneleri: Çözüm bulunana kadar ayrılmayacağız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa