09 Kasım 2004 03:00

Teknokent gerginliği

Boğaziçi'nde yapılması planlanan İTÜ Teknokent Teknoloji Geliştirme Bölgesi Planı, sadece bölge halkı açısından sorun yaratmakla kalmıyor. Proje, mevcut yasalara da aykırılıklar içeriyor.

Paylaş
İstanbul Teknik Üniversitesi'nin, Arı Teknokent Teknoloji Geliştirme Bölgesi projesi için düğmeye basması, onbinlerce insanı endişeli ve gergin bir bekleyişe sevk etti. Çünkü, Teknokent'in inşa edileceği alanda 6 bin konut bulunuyor ve 60 bini aşkın insan yaşıyor. Projenin hayata geçirilmesi halinde Sarıyer ilçesinin Küçük ve Büyük Armutlu semtlerindeki tüm bu evler yıkılacak. İlçe sakinlerinin protesto ettiği projeyi inceleyen Şehir Plancıları Odası, SİT alanı olan Boğaziçi bölgesinde sanayi üretimini de kapsayan planın yasalara aykırı olduğu kanısında. Oda'nın İstanbul Şube Yönetim Kurulu Üyesi Ali Rıza Nurhan, İTÜ'nün Arıkent projesi hakkında geri adım atması gerektiğini söyledi. Teknokent projesi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından bu ayın başında onaylanarak Büyükşehir belediyesine gönderilmişti.

Boğaziçi'nde sanayi Şehir Plancıları Odası'nın, Arı Teknokent Projesi üzerinde yaptığı ilk incelemede, yasalara aykırı şu noktalar tespit edildi:
  • Teknoloji Geliştirme Bölgesi, amacı nedeniyle sanayi üretimini de içermek zorunda olan bir projedir. Ama 2960 Sayılı Boğaziçi Kanunu'na göre bölgede sanayi alanı veya benzeri alan oluşturulamaz; sanayi tesisi kurulamaz.
  • 4691 Sayılı yasaya göre bir alanın Teknoloji Geliştirme Alanı ilan edilmesi için, o bölgede Ar-Ge (Araştırma Geliştirme) ve sanayi potansiyeli olması gerekir. Boğaziçi'nde böyle bir potansiyel söz konusu değil.
  • 2960 Sayılı Boğaziçi Kanunu'na göre bölgede yapı yüksekliği 15.50 metreyi geçemez. Ancak askıdaki teknokent planlarında yükseklik serbest ve bu nedenle kanuna aykırılık var. Böyle bir yapı yüksekliğine izin verilmesi, Boğaziçi silüetinin bozulması demek.
  • Yasal yükseklik sınırının aşılması, Boğaziçi'nde böyle başka projelerin geliştirilmesine de emsal olabilecek.
  • 4691 Sayılı Yasa'nın Uygulama Yönetmeliği'ne göre, "Kıyı Kanunu kapsamında kalan yerler, su koruma alanları, jeolojik sakıncalı alanlar ve SİT alanları" Teknoloji Geliştirme Bölgesi seçilemez.
  • Plan, 1/50 binlik İstanbul Metropoliten Nâzım İmar Planı'na da aykırı. Nâzım Planı'nda alan konut ve kısmen de üniversite alanı olarak görünüyor. Teknokent Projesi'nde ise konut dışı planlamayı içeriyor.
  • Üst ölçekli planlara aykırı olduğu için plan, İmar Kununu'na da aykırı.

    Nasıl uygulanacak? Plancıların dikkat çektiği bir diğer konu, Teknokent Planı'nın nasıl uygulanacağının belirsiz oluşu. Teknokent için düşünülen alan içinde İTÜ, Büyükşehir Belediyesi, orduya tahsis edilmiş alanlar, vakıf alanları ve bazı özel mülkiyet alanlarını içeriyor. Ancak mevcut planlar, İTÜ'ye ait olmayan alanların İTÜ'ye tahsisi veya satışını içermiyor. Bu anlamda planlama ilkelerine aykırı.


    Sosyal planlama yapılmalı Küçük ve Büyük Armutlu halkından odamıza başvurular oldu. Bu bölgelerde 40 yıl öncesine dayanan yapılar var. Ancak çoğunluğu 80'li 90'lı yıllarda oluşmuş. Bütün belediye hizmetleri bu bölgeye götürülmüş. Buralardan emlak vergisi alınmış. İTÜ Arı Teknokent Teknoloji Geliştirme Bölgesi Planı, bakanlık tarafından onaylandıktan sonra belediyede askıya çıkıyor ve vatandaşlar itiraz sürecine başlıyor. Planda insanların buradan nasıl tasfiye edileceği; hangi modelle bu işin yapılacağı belirtilmiyor. Şekli anlamda bir plan oluşturulmuş. Nasıl uygulanacağına dair açılım yok. Raporlarını göremedik, raporları yok. Ayrıca bölge sorunlu bir bölge. Şehir Plancıları Odası olarak kentin geleceği için bugünden adımlar atılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu yüzden arazi halka satılsın demiyoruz. Sosyal projeleri içeren bir kentsel dönüşüm olmalı. Ayrıca kentleşme açısından böyle planlar yapılırken kentin sosyal ve ekonomik yapısı önemli. Eğer kenti bir sanayi kenti olarak planladıysanız böyle bir planlama yapılabilir; ancak turizm merkezli planlanan ve turizmden kalkınan bir kentte böyle bir proje olmaz. İTÜ bu projede geri adım atmalı.


    Nâzım planına protesto Maltepe Yıkıma Karşı Halk Platformu, Büyükşehir Belediyesi'nin hazırladığı İmar Nâzım Planı ile yaşadıkları bölgelerin konut olmaktan çıkarılmasını Büyükşehir Belediye Sarayı önünde protesto etti. Dün 15:00'da Saraçhane'deki belediye binasının önüne gelen 300 kişi, 'AKP'nin planı halk yutmuyor yalanı', 'Yıkıma karşı direneceğiz' ve 'AKP elini evimizden çek' sloganları attı. Platform üyelerinden Mehmet Leylek yaptığı açıklamada, planın hayata geçirilmesi halinde 7 mahalleden 100 bin kişinin evsiz kalacağını dile getirdi. Ardından, 7 mahalleden temsilciler topladıkları dilekçeleri belediyeye iletti.

    src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön


    GÜNDEMEKİ DOSYA - 5Mustafa Kara

    Ekim Devrimi

    1917 Devrimi ve kültür Lenin'in 1913'te "Dünyanın en geri ülkesiyiz" dediği Rusya'nın, 1940'lı yıllarda güçlü eğitim sistemiyle, 30 farklı dille eğitim yapılan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ne dönüşmesi... Rusça'ya çevrilip dört milyon baskı yapan Viktor Hugo, Zola, Balzac, Dickens, Shakespeare gibi Fransız, İngiliz yazarlar. Ekmek ve elektrik ile eş zamanlı olarak en iyi yazarları, en iyi müzisyenleri tanıyan bir Sovyet toplumu ete kemiğe bürünür Ekim Devrimi'ni izleyen günlerde. Shakespeare ile Beethoven'ı ekmek ve elektrik ile eşdeğer gereksinimler olarak saptayan, yaşama geçirmek için var gücüyle uğraşan yeni bir insanlık bildirisidir Ekim Devrimi.

    EĞİTİM SEFERBERLİĞİ Kültür ve sanat alanındaki ilerleme, en büyük atılımlarından biriydi Ekim Devrimi'nin Çarlık Rusya'sında küçük bir azınlık için var olan kültür ve sanat etkinlikleri, devrimden sonra artık iktidarda olan "büyük çoğunluk" için seferber edilmişti. Kendilerinin anlatıldığından bile habersiz milyonlarca işçi ve köylü; Rus edebiyatının bugün de ilgiyle okuduğumuz klasikleriyle bile devrim sayesinde tanıştı. Devrim öncesi Rusya'da yaşayan insanların ancak yüzde 5'i okuma yazma biliyordu. Çünkü, Çar 3. Alexandr'ın danışmanı Pobedenoszev'in dediği gibi "okuma yazma bilmeyen bir halk daha kolay idare edilirdi". Bu oran ülkedeki diğer uluslar içinde çok daha da düşüktü. Devrim, öncelikle eğitim sorununu çözdü ve 1939'da Sovyetler Birliği genelinde okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 81'e ulaştı. Bu rakam, Türkiye'de 1990 itibariyle okuma yazma bilen insanların oranıyla aynı!

    BÜYÜK AYDINLANMA Ekim Devrimi, yayınlanan kitap sayısında da büyük rakamlara ulaştı. Dünyanın bütün büyük yazarlarının eserleri Rusça'ya ve diğer halkların dillerine kazandırıldı. 1946 yılına gelindiğinde, toplam basılan kitap sayısı Rusya'da 5 kat artarken diğer cumhuriyetlerde bu artış 50 kat olarak gerçekleşiyordu. 1913 yılında hiç kitap basılmayan Tacikistan ve Kırgızistan gibi cumhuriyetler, devrim sonrası her birinde bir buçuk milyona yaklaşan bir kitap sayısına ulaştı. Gogol, Puşkin, Tolstoy, Lermontov ve Çehov gibi klasik eserler ve modern yazarlar milyonlarca basılıyor; onlarca dile çevriliyordu. Lord Byron, Charles Dickens, Shakespeare, Goethe, Victor Hugo, Balzac gibi dünya edebiyatının klasikleri de 40 ayrı dilde ve milyonlarca basılır hale gelmişti. Burjuva propagandacıların "halklar hapishanesi" gibi göstermeye çalıştığı Sovyetler Birliği'nde 1930'lu yılların sonuna doğru gelindiğinde 110 dilde kitap basılıyordu. Çarlık Rusyası'nda büyükşehirlerde yoğunlaşan az sayıdaki tiyatro salonu; Ekim Devrimi ile birlikte büyük artış gösterdi ve oyunlar 50 ayrı dilde sahnelenir oldu.

    200 YILIN İŞLERİ... Sovyet proletaryası sadece 1917'den, emperyalist faşist saldırganlığın gelip kapıya dayandığı 1941'e kadar geçen kısa süreye, o zamanki dünyanın en gelişmiş ülkelerinin yüzlerce yılda sağladığı ilerlemeyi sığdırdı. Bu sayfada yer alan sayılar, bu dev atılımın rakamlarla ifade edilen küçük örnekleri sadece. Savaştan çıkmış yıkık bir ülkeyi devralan işçilerin, bir iç savaş, bir dünya savaşı ve büyük bir abluka altında çok kısa zamanda hayata geçirdikleri işlerin yalnızca bir bölümü. "İşçiler yapamaz, işçilerle olmaz" diyenlere; devrimin ilk günlerinde "temizlikçiden yönetici olmaz" diye alay edenlere verilmiş en güzel yanıt...

    TOPLUMCU GERÇEKLİK Sanatta, kültürde bu büyük atılım sağlanırken, yeni bir edebiyatın manifestosu da beliriveriyordu. Sinemada, tiyatroda, müzikte, resimde, edebiyatta... Dünyanın ilk işçi devletinin yarattığı bu rüzgar, tüm dünyada yeni bir kültürün, yeni bir sanatın filizlenmesinin de önünü açtı. Rus gerçekçiliğinin Puşkin'den, Tolstoy'dan devr alınan mirası üzerine yeni ve devrimci bir edebiyat kuruluyordu Ekim Devrimi'nin ışığıyla... Yeni bir dünyanın mümkün olduğunu muştuluyordu ortaya konan eserler. "Sipariş" de deseler; "parti direktifi" de deseler, "sanatçının yaratma özgürlüğü"nden de dem vursalar; yeni bir edebiyatın ışığı yanmıştı bir kere... İsviçreli yazar Andre Bonard'ın "Sovyet Edebiyatı Üzerine" adlı kitabında söylediği gibi; "Özgürlüğü seviyorum, sadece kendim için değil, başkaları için de seviyorum. Sovyet edebiyatı kalbimi kazandıysa, bunun nedeni tam da bu edebiyatın kendisinde hissettiğim özgürlük tutkusudur. Ben bu tutkudan, herkesin özgürlüğünü sağlamaya çalışan özgür insanların ortak çabasını anlıyorum". Sanatı, edebiyatı olduğu kadar, sanatın ve insanın özgürlüğünü de yeniden tanımlıyordu Sovyetler Birliği. Sosyalist gerçekçilik, toplumcu gerçekçilik boy verdiği topraklarla sınırlı kalmadı kuşkusuz. Bütün dünyada boy verdi ve sanat ve edebiyat ortamında, Nâzım'ları, Neruda'ları, Brecht'leri ve daha onlarca yazarı, şairiyle ışığını hiç eksiltmedi. Toplumcu gerçekçilik, bilimsel sosyalizmin sanatsal yaratım yöntemi olarak uygulanageldi ve bugün de geliştirilmek, daha ileriye götürülmek üzere bugünün sosyalist sanatçılarına mirastır. Ekim Devrimi'nin bugüne bıraktığı onca miras arasından bir tanesi... YARIN: İhsan Çaralan, 'Ekim Devrimi ve iki dünya'yı yazdı.

  • ÖNCEKİ HABER

    Çukurova'da 10. yıl coşkusu

    SONRAKİ HABER

    AYM raportörü: Osman Kavala’nın tutukluluğunda hak ihlali var

    Sefer Selvi Karikatürleri
    Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa