08 Kasım 2004 03:00

İç, dış ve Diyarbakır

"Sanat bir meslektir! Bir de yanına 'Ben kimim?, Nasıl bir insanım?' sorusu ile içten dışa doğru çıkan varoluşçu 'ars'lar (işler) koyalım. Bir akıma falan da dahil etmeyelim bu ürünleri. Sadece kendi çağının sanatı içinde, özgür iradesiyle nesneler üzerinde yaptığı kişisel estetik müdahaleler olarak görelim."

Paylaş
"Sanat bir meslektir! Bir de yanına 'Ben kimim?, Nasıl bir insanım?' sorusu ile içten dışa doğru çıkan varoluşçu 'ars'lar (işler) koyalım. Bir akıma falan da dahil etmeyelim bu ürünleri. Sadece kendi çağının sanatı içinde, özgür iradesiyle nesneler üzerinde yaptığı kişisel estetik müdahaleler olarak görelim." Kabaca kendi sanat yaklaşımını bu ilkeler üzerinde temellendiren Melike Mazıcı, Diyarbakır Sanat Merkezi'nde "Görüntüler İç ve Dış" adlı sergisinin açılışına katılmak için Diyarbakır'daydı.

Kişisel hikâyeler Sanatçının ailesi bölgeden. Ancak kendisi 23 yıldır Avrupa'da yaşıyor. Kendi deyimiyle ifade edersek, buradaki kültürün dışında "soğuk kültürü" de görmüş/etkisinde kalmış. Şu an Helsinki'de yaşayan sanatçı, Diyarbakır'da 'iş'lerinin sergilenmesinden oldukça memnun. Diyarbakır'da genelde çağdaş/kavramsal sanat adı altında sergilenen sergilerin pek kolay hazmedildiği söylenemez. Bu yaklaşımdaki sergiler, yine çoğunlukla eleştiriliyor. Bu alanda izleyici ile sanatçı arasında bir kan uyuşmazlığı yaşandığını ifade edebiliriz. Bu çarpıcı boyutlarından biri de Melike Mazıcı'nın kendi çalışmaları üzerindeki yorumundan yol çıkarak sanata bakışı ile izleyicilerin sanata bakışı ve algılama biçimlerinde kendisini gösterdi. Mazıcı'ya izleyici soruyor: "Ben özellikle sizin beyaz kombinezonlarınızdan (Çalışmada, beyaz kombinezonlar üzerine yerleştirilen fotoğraflar var. Ve bir düğünde çekilmiş aile fotoğrafı hatırası bunlar.) kayıp olanı, ölümü gördüm. Ama sizin, çalışmanın en sonuna astığınız yazıyı okuduktan sonra çalışmaların hiç de düşündüğümle ilgisi olmadığını gördüm. " Mazıcı şaşırıyor; hatta biraz sitemli ve kızar gibi oluyor: "Halbuki ben bu sergiyi Avrupa'da sergilediğimde daha başka tepkiler gelmişti. Onlar bana serginin çok kadınca olduğunu söylemişlerdi. Ben de bunları zaten yansıtmak istemiştim. Beyazlığı, temizliği, sakinliği anlatmak istemiştim." Başka bir izleyici, yukarıda belirttiğimiz sanat yaklaşımı çerçevesinde birkaç soru soruyor. Ve arkasından ekliyor, "Şimdi benim iç döktüğüm bildiğimiz bembeyaz bir duvar olsun; duvarla içsel bir iletişim kuruyorum. Şimdi ben onu izleyicilerin karşısına çıkarıp, bu bir sanat eseridir diye sunabilir miyim?" diye soruyor. Mazıcı, izleyicinin sanata bakışını, kendi algıladığı yerden küçük küçük polemiklerle eleştiriyor, izleyicinin durduğu yerin aslında sanatçı özgür iradesi ile örtüşmeyen bir yaklaşım olduğunu anlatmaya çalışıyor. Sonra tartışma peşi sıra gelen cevap ve sorularla büyüyor, farklılaşıyor. İş ta Mazıcı'nın sanat, ciddi emek isteyen ama "meslek" olduğu yönündeki söylemine kadar varıyor. Bunlar söyleşi ve sergi profili genel bir betimlenmesinden arta kalanlar... Diyarbakır, her ne olursa olsun baktığı her şeyde "bir dünya yaratma aklı"nı içinde taşıyor sanki. Onun için olsa gerek; Mazıcı'nın "beyazlık, feminence" dediği şey Diyarbakır'da "kayıp" ya zda "ölüm" olabiliyor. Aynı şekilde peyzaj dizisine hakim olan bulutlar, sisler, Mazıcı için sakinlik ve mutluluk olarak daha yakın dururken, izleyiciye bir karamsarlık/gerilim alanı olarak durması gibi...

ÖNCEKİ HABER

Abdil: Yolsuzlukları önledik

SONRAKİ HABER

‘68’li Tayfur Cinemre hayatını kaybetti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa