05 Kasım 2004 03:00

ABD seçimi Türkiye'yi vuracak

Seçimler sonrası ABD'nin artan dış açığı ve tasarruf oranındaki düşüşe bağlı beklenen küçülme Türkiye'yi de vuracak

Paylaş
Seçimler sonrası ABD'de çözüm bekleyen en önemli sorunlardan birisini ekonomik sorunlar oluşturuyor. Ciddi bir cari açık sorunuyla karşı karşıya bulunan ABD ekonomisinde 2005 için beklenti küçülme. Bu, dünya ekonomisi, dolayısıyla Türkiye ekonomisi için de iyi bir haber değil. ABD ekonomisinde 2004'te büyüme hızı yüzde 3,5 dolayında seyrediyor. Ulaşılan cari açığın boyutu ise milli gelirinin yüzde 6'sı dolaylarında. Yüksek bir açık-milli gelir oranı. Dış açığın önümüzdeki yıllarda daha da büyüme ihtimali yüksek. Çünkü, ABD ile dış dünya arasındaki faiz ve kârdan oluşan gelir kalemi ile gider kalemleri arasındaki denge, 2003'e kadar ABD lehineydi, yani pozitifti. Ancak, bu fazlalık giderek eridi ve negatife dönüştü. Son yıllarda Amerikan ekonomisine dünyanın dört köşesinden, özellikle Avrupa Birliği'nden (AB)yapılan yapılan "dış yatırımlar" hızla arttı. Örneğin, Eurostat verilerine göre, 2003'te AB'den ABD'ye yatırımlar 49 milyar Euro'ya fırladı. Asya'dan AB'den gelen yabancı sermaye öylesine arttı ki, bunların sağladığı faiz/kâr transferleri ABD cari işlemlerini hızla eksiye dönüştürdü. 2003'te ABD'den dışarıya faiz ve kâr olarak transfer olan giderlerin, gelirlerle farkı bir hayli yüksek iken geçen yıl 17 milyar dolara kadar indi. Gözlemcilere göre, bu büyüme hızının sürdürülmesi halinde ABD cari işlem açığı kısa sürede milli gelirin yüzde 10'una ulaşabilecek.

Kamu açıkları ABD'de tasarruf oranı yükselmiyor ve özel sektörde harcamaların büyük bölümü borçlanma ile gerçekleşiyor. Dış kaynakla gerçekleşen büyüme ve verilen dış açığın kamu açıklarını da büyütmesi, giderek de milli gelirin yaklaşık yüzde 9'una ulaşan kamu açıklarına yol açması bekleniyor. ABD'de hem yüzde 3,5'luk büyüme temposunu sürdürecek, hem de dış ticaret açığını daraltacak bir çözüm yolu, doların değer yitirmesidir. Ancak, cari işlem açığının yarı yarıya daralması için Euro'yu 1.80 dolara kadar yükseltecek bir kur ayarlaması ya da devalüasyon gerekli. Bu düzeyde bir dolar devalüasyonunun AB ve Japonlar tarafından sineye çekilmeyeceği; karşı hamlelere yol açması mutlak. Ayrıca, doların bu boyutta değer yitirmesi yeni sorunların başlangıcı olarak görülüyor. Dolardan Euro'ya geçişlerin hızlanmış olması dikkat çekiyor ve bu kaçışın zincirleme bir çöküşe yol açabileceği hatırlatılıyor.

Rekabet artacak Güney ülkeleri ya da orta gelirli ülkeler arasında şimdiden kıyasıya süren ticaret savaşları daha da alevleneceğe benzer. Çin, Türkiye, Brezilya, Hindistan, Meksika ve Pakistan, kısacası "gelişmekte olan" ülkelerin büyük bir bölümü ABD, AB ve Japonya'nın ve birbirlerinin pazarlarına daha fazla girebilmek için kıyasıya rekabet ediyorlar. Bu ülkeler, "en ihracatçı" olmak üzere savaşıyor ve yoksullaştıran bir ihracat çizgisinde ayakta kalmaya çalışıyorlar. Ancak ihracat savaşlarında da dünya ekonomisini yönlendirenlerin hakim olduğu Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) tarafından belirlenen kurallara uymakta, gümrük tarifelerini indirerek, kotaları kaldırarak iç piyasalarını açmış durumdalar; ihraç fiyatlarını aşağıya çekecek sübvansiyonları DTÖ aracılığıyla engellenmiş ellerinde kısa dönemde uygulanabilecek iki silah bırakılmış: Devalüasyon ve ücretleri bastırmak. Ne var ki, sermaye hareketlerinin de serbestleşmesini sineye çekenler, devalüasyon silahından da yoksunlar ve geriye sadece ve sadece "ücretleri düşürerek rekabet" silahı kalmıştır. Burada ise tepe tepe kullanılacak bir işgücü ve düşük ücret rezervi olmakla beraber, yüzülecek deniz sonsuz değildir. "Ücret düzeyleri"ni düşürmenin de bir sınırı vardır ve her ülkenin tarihsel birikimi ve çalışan sınıfın örgütlülüğü ile ilgilidir. Türkiye'de en son 1988'de zorlanan bu sabrın 1989'da "Bahar Eylemleri" adı altında nasıl bir dalgaya çarptığı hâlâ hafızalardadır. Baskının vereceği tepkiyi dikkate almak herkesin esenliği açısından yerinde olur.


BEKLENTİLER NE YÖNDE? ABD'de seçimlerden sonra beklentiler şöyle: 2005'ten başlayarak ABD ekonomisinin büyüme hızı aşağıya çekilecektir. Daha az büyüme, Amerikan ekonomisinin dış açıklarını da daraltacaktır. Ancak ABD'de büyüme temposunun düşmesi, 2000 sonrasında cari işlem fazlası vermeye başlayan gelişmekte olan ülkelerin büyüme hızlarını düşürecek; Türkiye gibi geçmiş yılların olumlu konjonktüründe dahi abartılı dış açıklar veren ülkeler ise daha da zorlanacaktır. Avrupa ve Asya son yıllarda ABD'ye kaynak aktarmakta; bu kaynaklar sayesinde büyüyen Amerikan ekonomisi de dünya ekonomisine belli bir büyüme ivmesi taşımaktaydı. Dış kaynakların Amerika'nın büyümesine katkısı sınırlandığı takdirde, Türkiye gibi ekonomiler büyük boyutlu dış talep daralması ile karşılaşacaklar; küçülen dünya piyasalarında rakiplerini veya emekçilerini daha da yoksullaştıran tahripkâr bir yarışma sürecine zorlanacaklardır. Böylece yoksulların ticaret savaşlarına şahit olacak dünya.

ÖNCEKİ HABER

Bush'un seçilmesi muhalifleri sokağa döktü

SONRAKİ HABER

İran: Müzakere değil, direniş ve mücadele şartları var

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa