Develi mutfak kültürü

Bundan bir-iki yıl önce, 65 yıllık yaşamımda ilk kez "Uzak Doğu Türkiye"yi görmüştüm, dostlarımın sayesinde. Unutamayacağım bir 7-8 gündü. Urfa, Malatya, Elazığ ve Diyarbakır'ın yanında bir de Tunceli...

Bundan bir-iki yıl önce, 65 yıllık yaşamımda ilk kez "Uzak Doğu Türkiye"yi görmüştüm, dostlarımın sayesinde. Unutamayacağım bir 7-8 gündü. Urfa, Malatya, Elazığ ve Diyarbakır'ın yanında bir de Tunceli. Munzur'un, o görkemli Munzur'un kentinde Levent Tüzel, Mustafa Yalçıner, Sennur Sezer, Adnan Özyalçıner, Mazlum Sarısaltık ve diğer dostlarla bir aradaydık. Hozatlılı Mazlum'un liderliğinde Munzur Gözeleri'ne gittik. Ama oraya gidinceye dek, imanımız gevredi. "Dur, hüviyet göster, kalk", sonra yine "Dur, hüviyet göster, kalk"... Mahkeme kararları dinlenilmeyip, Normandy'nin açılmasını ima yoluyla emreden ABD Büyükelçisi Edelman olsaydık, Munzur'un akan suları bile durdurtulurdu ya, neyse... O zamanlar vatanı ve milleti ormanlardan kurtarmak için "orman yakma eylemi"nin ikinci perdesi daha başlamamıştı. O yüzden Munzur çevresi yemyeşildi. Gözeler bir başka harikaydı. Galiba bu yüzden göze geliyordu, gözeler. Oradan çıkan Munzur'u ya barajlar ya da çevresindeki bilmem kaç bin adet bitki türünün bulunduğu ormanları yakmakla yok etmeyi düşünüyordu birileri. Gözelerde bir ara bir dostumu izlediydim, dikkatle. Çünkü tüm ciddiyetiyle yemek hazırlıyordu. Benim gibi yemekle uzak-yakın hiçbir ilgisi olmayan biri için çok önemliydi bu. El ele giden üniversite ve gazetecilik yaşamımda zeytinyağlı makarnayla başlayan bu kültürüm kısa sürede sona ermişti. Onun için dostumu gıptayla izliyordum. Hatta fotoğraflarını çekip, benim "Başmusahip Sokağı Anıları"ma koymuştum, hayran kaldığım için. Ama ilahi takdir, her zaman depremle, selle ortaya çıkacak değil ya, işte şimdi, aradan yıllar geçtikten sonra, bir kez daha, "yemek" konusuna bulaştırdı beni...

Develi mutfağı Ahmet Gürlek, Develi'nin yetiştirdiği değerli kişilerden biri. Çocukluğu ve ilköğrenim çağı dışında, sürekli dışarda yaşamış. Ama hiçbir zaman doğduğu yöreyi unutmamış, dışlamamış. Develi üzerine bir yığın yazı yazmış, ayrıca 1975'te "Memleketim Develi" ve 2000'de de "Develi Evleri" başlıklı kitaplarını yayınlamış. Sonuncusu da bu yıl yayımlandı: "Develi Mutfak Kültürü" Şu an düşünüyorum da, O dostum da zayıf bir kişi, ama çok iyi yemek yapıyor. Ahmet Gürlek de zayıf ama yemek kitabı yazıyor. Galiba sıskaların yüz akı benim. Hem yemekten anlamıyorum, hem de zayıfım... Ahmet Gürlek'in kitabını, belki inanmayacaksınız ama, dikkatle okudum. Daha önce evlerini öğrenmiştim Develi'nin. Şimdi büyük bir hızla çöken kültürü, içim burkularak izlemiştim. Sanırım evlerimizle birlikte birçok şey yok olurken, mutfak kültürümüz de gidiyor. McDonalds ya da ne idüğü belirsiz burgerler ABD'siyle, AB'siyle, İMF'siyle, DB'siyle elele "küresel birlik ve beraberlik" içinde Türkiye'yi ele geçiriyorlar. Arada yörenin ozanlarından aldığı şiirlerle kitabını süsleyen Ahmet Gürlek, kitabında yerel sözcüklere de yer vermiş. Örneğin, pestile "bastık", etli pideye "cıvıklı", hindiye "culluk", piliçe "ferik", patatese "gunpur", bir lokmaya "dıkım", çok ince bulgura "pıt pıt", maydanoza "madenis", havuca "püçüklü" denirmiş Develi'de. Tabii yığınla başka sözcük de var. Yemek isimleri ise bir başka güzel. Örneğin "gendime çorbası", "boş mantı", "söğürme", "ağbakla", "göğbakla", "bitli bakla", "pezik", "pürük", "firek" ve diğerleri... Kabak dolmasını biliyordum, ama "kabak çiçeği dolması"nı yeni öğrendim. "böğür dolması", "çığırtma" derken tatlılara geçelim. "gül tatlısı", "alinaz", "incir kavurması", "incir dolması"gibi. Adana'da "karsambaç" vardı, Develi de de "karlambaç", karla yapılıyor...

Ve bir Develi

yemeği İlginç bir adı olan (pırtımpırt) bir Develi yemeğinin malzemelerini ve yapılışını anlatacağım: Gerekli olan malzemeler: Yarım kilo kurutulmuş bağ yaprağı, yarım su bardağı nohut, aynı ölçüde kuru fasulye ve yine aynı ölçüde buğday, yarım kilo kemikli et, bir çorba kaşığı salça, 2 baş kuru soğan, 2 kaşık sade yağ, 2 diş sarmısak, 250 gram yoğurt ve tuzla su... Yapılışı söyle: Nohut, kuru fasulye ve buğday akşamdan ıslatılır. Ayrı bir kapta bağ yaprağı haşlanır. Küçük parçalara ayrılır. Et, salçayla, kıyılmış soğanla az yağda pişirilir. Daha sonra yıkanarak parçalanan bağ yaprakları ile nohut, kuru fasulye ve buğday karıştırılarak pişirilir. Üzerine sarımsaklı yoğurt eklenir. Neyse fazla uzatmayayım. Çünkü biraz daha devam edersem, tatara-titiri sosyetik medyamızın gurme çocukları gibi görmeye başlayacağım kendimi... Her şey bir yana, Develi'yi tüm yönleriyle gelecek kuşaklara taşıyan Ahmet Gürlek'in bu çabalarını yürekten alkışlıyorum...

www.evrensel.net