01 Kasım 2004 03:00

İslam'da reform neden gündemde? - 2
   Reform isteği sahici değil

Dinde reform söylemi ya da dini çağa uydurma söylemi, İslam'ı kapitalist dünya-sistemin gereksindiği uyumlu bireyleri ve toplulukları üretmeye elverişli bir afyon haline getirme çabalarının ürünüdür.

Paylaş
Dinde reform söylemi ya da dini çağa uydurma söylemi, İslam'ı kapitalist dünya-sistemin gereksindiği uyumlu bireyleri ve toplulukları üretmeye elverişli bir afyon haline getirme çabalarının ürünüdür. İçerdiği bu samimiyetsizlik nedeniyle halk tabanında itibar görmemekte, dikkate alınmamaktadır.

Doç. Dr. Alev Erkilet İslam'ın "reforme" edilmesi, çağın gereklerine uydurulması, din anlayışımızın güncelleştirilmesi, modern yaşamın gereklerine göre yeniden yorumlanması, bunun da "modern bilimin sağladığı bilgilere göre yapılması" gibi söylemler, kesinlikle yeni değildir. İslam'ın özelde modern bilimle genelde de modern toplumun kendisiyle çelişmeyeceği türünden iddialar da yeni değildir. Bunlar son iki yüz yıldır çeşitli vesilelerle ortaya atılmış ve tartışılmıştır. Dolayısıyla anlamamız ve üzerinde durmamız gereken husus, bu tartışmaların spesifik tarafları değil, kendilerine biçilen tarihsel misyonun ne olduğudur.

MODERNİST KAYGILAR Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, bu tartışmaların geri planında dinsel kaygılar değil modernist kaygılar bulunmaktadır. Yani içerdiği somut toplumsal hükümler nedeniyle kapitalist dünya-sistemin işlemesine engel olabilecek, Müslüman toplumların bu kapitalist aygıtın dişlilerinden biri haline gelmesine engel teşkil edecek olan İslam'ın yapısıyla, bünyesiyle oynayarak tabir caizse "zararsız" hale getirilmesi kaygısı. Bu kaygılar en somut biçimiyle 1950 sonrasında üretilen modernleşme kuramlarında zikredilmiş ve reçeteler halinde formüle edilmiştir. Örneğin, Robert Bellah 1958 tarihli bir makalesinde modern toplumu, toplumun her alanının kendi kurallarına göre işlediği bir yapı biçiminde tanımlayarak, İslam gibi dinlerin (faiz yasağı türünden) spesifik hükümlerinin bu kurala uymadığını belirtmiş, bu nedenle de askıya alınmalarını ya da yok farz edilmelerini önermiştir. Bunu da aynen şu cümlelerle ifade etmiştir: "Tarihsel din kendi sembol sistemini bu dünyaya yönelik çabalardaki kültürel yaratıcılığa bir anlam verecek biçimde uygun cümlelerle yeniden ifade etmeli; ulusal bir topluluğun gelişimine katkıda bulunmalı; uzun vadeli gelişme sürecine olumlu bir anlam vermeli; kendi rolünü özel bir gönüllü birlik olarak kabul etmeye muktedir olmalıdır" vb. Dikkat edilecek olursa, burada dinden beklenen, kapitalist bir toplum yapılanması için gerekli olan ne varsa bunların hepsini meşrulaştırmaktır. Mutlak olan kapitalist sistemin gerekleridir; din ise modern toplum diye kılıflanarak sunulan bu kapitalist örüntünün kolay yerleşmesi ve işlemesi için kullanılacak bir araçtır. Şimdi tam bu noktada Bellah'nın önerdikleri ile dinde reform tartışmalarını gündeme getirenlerin söylemleri arasındaki paralelliğe dikkat etmek lazım. Modern toplum denilen şey kamil anlamda kapitalist toplumun kendisidir. Bu toplumun faize dayalı ve servetin belli ellerde birikmesi ilkesi üzerine kurulu yapısı, tarih boyunca yalnızca adaletsizlik ve sömürü üretmiştir. O halde, neden dinin sömürüye, tekelci birikime karşı çıkan yapısını değiştirmeye kalkıyoruz da; modern toplumun bu sömürgeci yapısını değiştirmeye çalışmıyoruz? Neden kapitalizmi mutlaklaştırıyoruz da dini görecelileştiriyoruz? Veya Ortadoğu'daki emperyal işgale dair tek bir cümle konuşmayıp, İslam'ın bağımsızlık ve direniş hareketlerine dinamizm veren öğeler üretmesinden sanki bir ayıpmış gibi söz ediyoruz. Yahut yaşam tarzları, dinleri, inançları emperyalistler tarafından sürekli sorgu nesnesi haline getirilen insanların "değişme" denilen şeye neden tereddütle yaklaştıklarını anlayamıyoruz. Çoğu Müslüman toplumlardan oluşan Üçüncü Dünya halklarına nasıl ve ne yönde bir değişim geçirmek istedikleri sorulmadı bugüne kadar. İşgale dayalı fiziksel sömürgeciliğin ya da sermayenin uluslararası hareketine dayalı yeni-sömürgeciliğin talimatları dayatıldı yalnızca. Değişim denilen şey asla kendiliğinden gerçekleşmedi, daima yukarıdan dayatıldı ve genellikle de emperyal güçlerin çıkarlarına hizmet etti. AFYON ARAYIŞI... Bugün de yine yukarıdan, entelektüel zeminlerden, savaşın acısını ve yangınını duymayan bürokratlardan gelen değişim talepleri ile karşı karşıyayız. Ama tam da yukarıda zikrettiğimiz nedenlerle bunlar kimseye sahici gelmiyor. Sıradan insanın nazarında bir anlam ifade etmiyor. Etmiyor çünkü bu insanlar, öneri sahiplerinin sürekli eğip bükme çabası içinde oldukları dinden hareketle bir tek adaletsizliğe hayır dediğini görmediler. Sürekli mal biriktirip tekelleşmeye, işgallere, tecavüz ve işkencelere itiraz ettiklerini görmediler. Buna ilişkin tek bir vaaz dinlemediler. Gördükleri tek şey dinlerine ve inançlarına burun kıvrılması ve nasıl yaşamaları gerektiğinin öğretilmesi oldu; o da nedense hep zalimlerin işine yarayacak şekilde. Özetle söylenirse, dinde reform söylemi ya da dini çağa uydurma söylemi, İslam'ı kapitalist dünya-sistemin gereksindiği uyumlu bireyleri ve toplulukları üretmeye elverişli bir afyon haline getirme çabalarının ürünüdür. İçerdiği bu samimiyetsizlik nedeniyle halk tabanında itibar görmemekte, dikkate alınmamaktadır. Ancak bu samimiyetsiz tutum ile, dini hükümlerden hareketle bugün yaşayan Müslümanların ihtiyaçlarını karşılayacak, adalet üretecek, özgürlükçü kurumlar inşa etme çabaları arasına ayrım koymak gerekir. İkincisi tarih boyu Müslüman toplulukların temel meselelerinden biri olmuştur ve olmaya devam edecektir. Ancak bu ağır sorumluluğu yerine getirecek olanların birincil kaygısının, kapitalizmi yeniden-üretmek değil, dinin sosyal adaletçi unsurlarını tüm insanlığın yararına olacak şekilde açığa çıkarmak ve yaşatmak olması gerekir.

YARIN: Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu


Alev Erkilet Kimdir? 1962 Ankara doğumludur. İlk, orta ve lise öğrenimini TED Özel Ankara Koleji'nde tamamladı. 1982'de Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi ve 1983'de aynı bölümde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladı. Yüksek lisansını "Çağdaş Sosyal Değişme Teorilerinin Sınıflandırılmasına İlişkin Bir Deneme" başlıklı tezi ile tamamladı (1985). 1997-2000 yılları arasında Kırıkkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nde yardımcı doçent olarak görev yapan yazar, doktora tezinin kitap olarak basılması üzerine Devrim Kanunları ve İrtica ile Mücadele Yasa ve Yönetmelikleri'ne aykırı bulunmakla suçlanmış ve 27.09.2000 tarihli YÖK kararı ile kamu görevinden çıkarılmıştır. Yazarın, Ele Geçirilemeyen Toprak Kuzey Kafkasya: Şeyh Şamil'den Şamil Basayev'e Çeçenistan-Dağıstan Direniş Hareketleri (Fecr Yayınevi 2002) ve Ortadoğu'da Modernleşme ve İslami Hareketler (Hece Yayınları 2004) adlı iki kitabı ve aralarında Aliya İzzetbegoviç'in Tarihe Tanıklığım adlı otobiyografisinin de bulunduğu (A. Demirpan ve H. Öz ile birlikte; Klasik Yayınları 2003) çeşitli çevirileri vardır. Erkilet, halen toplumsal değişme/modernleşme ve siyaset sosyolojisi/toplumsal hareketler alanında çalışmalarını sürdürmektedir.

ÖNCEKİ HABER

Muz ve çay ilk kurbanlar

SONRAKİ HABER

Ekrem İmamoğlu: Rakibimiz 18 bin oyla yanıldı, ben 3 bin oyla yanıldım

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa