30 Ekim 2004 21:00

İLKSAN'ı sahipleri yönetsin!

Ana statüsü nedeniyle üyelerinin denetimine kapalı olan İLKSAN adını yolsuzluklarla kamuoyuna duyurur oldu.

Paylaş
Öğretmenlerin maaşlarından kesilen zorunlu kesintiler (yüzde 2) ile kurulan İlkokul Öğretmenleri Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı'nın (İLKSAN) ismi bugünlerde AKP Milletvekili Mehmet Yılmazcan nedeniyle yeniden kamuoyunun gündemine oturdu. İLKSAN yönetimi tarafından satın alınan İstanbul Pendik'teki 3 bin 300 dönümlük araziyle ilgili alacak davasının avukatlığını üstlenen AKP Milletvekili Mehmet Yılmazcan'ın yapılmasına vesile olduğu yasa değişikliği sayesinde kurumdan 20 trilyon lira alacaklı konuma gelmesi ve bu parayı da az bularak tarafına 200 trilyon lira ödenmesi talebiyle temyize gideceğini açıklaması tartışmaları da beraberinde getirdi. İLKSAN İstanbul il ve ilçe temsilcileri, antidemokratik ana statüsü nedeni ile üyelerin her türlü denetimine kapalı olan kurumun, uzun süredir, hortumlama ve yolsuzluk girdabında olduğunu belirterek, sandığı zarara uğratanların hesap vermesini istedi. İLKSAN temsilcileri, söz konusu davanın tek başına 20 trilyon liralık bir alacak davası olmadığına vurgu yaparak, "Bu dava, bir ganimet paylaşımı davasıdır. Sandığı zarara uğratanlar üyelere hesap vermelidir. İLKSAN ana statüsü gereği, sandık mallarına ve kaynaklarına yönelik suçlar devlet mallarına yapılmış sayılır. Bu konuda Cumhurbaşkanı'nı, Başbakan'ı, Milli Eğitim Bakanı'nı ve kamu hukukunu korumakla görevli Cumhuriyet Savcıları'nı göreve çağırıyoruz" açıklamasında bulundular.

Yasayı değiştirdi Yılmazcan, kendi teklifi doğrultusunda değiştirilen Avukatlık Kanunu'na dayanarak Pendik 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde İLKSAN aleyhine dava açmış ve 1998 yılında tarafına ödenen 37milyar 950 milyon liranın, avukatlık ücretini karşılamadığını öne sürmüştü. Davadan 5 yıl sonra alacak davası açan Yılmazcan, değişen yasa sayesinde 2 trilyon 513 milyar lira alacaklı konuma gelmişti. Olay tarihinin üzerinden geçen 6 yıllık faizle birlikte Yılmazcan'ın İLKSAN'dan alacağı para 20 trilyon liraya ulaşmıştı.

Arsanın alım süreci İLKSAN yönetiminin 1992 yılında alım sürecini başlattığı Pendik'teki 3 bin 300 dönümlük arazi ile ilgili yolsuzluk ve yağma iddialarının ardı arkası gelmek bilmiyor. İddialara göre, Kemal Ilıcak 1992 yılında, (Tercüman gazetesi sahibi) metrekaresi 17 bin lira olan arsaları, Sedat Çolak'a ait AY-BA şirketi ile metrekaresi 57 bin 500 liradan toplam 189 milyar liraya İLKSAN'a pazarladı ve bu yönde bir anlaşma yaptı. Anlaşmanın ardından İLKSAN 149 milyar lira tutarında ödeme yaptı, ancak yine de arsanın tapusunu alamadı. Bunun üzerine tapu cebri tecil davası açılması için, İLKSAN'ın kendi içinde bir hukuk bürosu ve yeterince avukatı olmasına karşın, Yönetim Kurulu kararıyla dışarıdan hizmet satın almak suretiyle Av. Nuray Turcan ve Av. Mehmet Yılmazcan ile sözleşme yapıldı. Turcan, "davanın kazanılması halinde kazanılan miktara göre hükmün kesinleştiği tarihte gayrimenkul değeri esas alınarak bu değerin yüzde 20'si tutarı karşılığı TL" olarak teklif yapmış, sözleşme ise "Davanın kazanıldığı takdirde kazandırılacak meblağın yüzde 20'si ödenir" şeklinde düzenlenmişti. Bu gelişme üzerine açık, kesin, belirgin olmaması nedeniyle sözleşmenin danışıklı olarak yapıldığı eleştirileri yapılmıştı. Yapılan sözleşmenin ardından tapu cebri tecil davası Pendik 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde ve Yargıtay'da sonuçlandı. İLKSAN, 1998 yılında avukata 37 milyar 950 milyon lira ödedi. Ardından, Yönetim Kurulu kararı olmadan üyelerden bir kaçının inisiyatifi ile zorunluluğu ve hiç gereği yokken İstanbul Valiliği'ne arsanın değerine ilişkin dilekçe yazıldı. Bilirkişi incelemesiyle arsanın değeri 16,5 trilyon olarak belirlendi. Bilirkişi raporu ileride Yılmazcan'ın açtığı davada belge olarak kullanıldı. Davanın sonuçlanmasından 5 yıl sonra avukatlık ücretinin eksik ödendiği gerekçesiyle 7 Temmuz 2003 tarihinde Av. Mehmet Yılmazcan ve Av. Nuray Turcan, İLKSAN'a Kahramanmaraş Barosu Hakem Kurulu nezdinde 20 trilyon liralık alacak davası açtılar. Dava görev yönünden İstanbul Barosu Hakem Kurulu'na sevkedildi. Dava devam ederken 18 Temmuz 2003 tarihinde verilen kanun teklifi ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda 13 Ocak 2004 günü 5043 sayılı Kanun ile bazı değişiklikler yapıldı. Kanun değişikliği teklifini veren dört imzacıdan birinin ismi ise, davayı açan iki avukattan birisi ve aynı zamanda AKP Kahramanmaraş Milletvekili olan Av. Mehmet Yılmazcan'dı. Açılan davada trilyonlarca lira söz konusu olmasına rağmen 30 Eylül ve 12 Ekim 2004'de görülen duruşmalar jet hızıyla bitirildi. Mahkeme kararıyla Av. Mehmet Yılmazcan, İLKSAN'dan 2 trilyon 513 milyar lira ve paranın 6 yıllık faizini almaya hak kazandı.

Girift ilişkiler Dönemin İLKSAN Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Ongun'un daha sonra Aydın MHP milletvekili olduğu, Milli Eğitim Bakanı tarafından İLKSAN'a atanan bürokrat Hacı Gökhan Gül'ün sözleşme imzaladığı avukatlar Halime Nuray Turcan ve Yılmazcan'ın ise hemşehrisi olduğu belirlendi. Avukat Turcan dönemin MHP Kadın Kolları Başkanı iken şimdi Kızılay Yönetim Kurulu Üyesi. Konuyla ilgili olarak İLKSAN İstanbul Baştemsilcisi Hasan Özkan gazetemizin sorularını yanıtladı; Yılmazcan ve Turcan gerçekten İLKSAN'ı savundular mı? Hayır savunmadılar. Çünkü; arsanın bedeli olan 189 milyar 758 milyon liradan kalan borç 40 milyar iken bankaya 56 milyar teminat mektubu veriliyor. Banka teminat mektubunun çözülmesi sonucu arsanın ilk sahipleri 16 milyarı alıyorlar. AYBA şirketinden alacaklarına karşılık 16 milyar lirayı tahsil ediyorlar. AYBA şirketinin toplam 21 milyar İLKSAN'a borcu var. Ancak bu güne kadar bir lira dahi alınamadı. Arsa devrinin amacı, arsaların İLKSAN'A geçmesini önlemek. Sonuçta Pendik arsalarının büyük bir bölümü, Yönetim Kurulu'nun gerekli çalışmayı ve hukuki girişimi layıkıyla yerine getirmemesinden dolayı ortaklı olarak alınmak zorunda kalındı. Parselin yeterli ve sağlıklı piyasa araştırması yapılmadığı ve açık artırmadan erken çekilindiği için arsa gerçek değerinin 10 trilyon lira altında Mil-Pa'ya satıldı. İLKSAN, Yılmazcan'a bu kadar yüksek avukatlık ücreti ödenmesini öngören davada kendini yeterince savunamadı mı? İLKSAN avukatları, davanın anayasaya aykırılığını iddia ediyorlar ama hakim yerinde görmüyor. Dava sonuçlanmadan İLKSAN avukatlarının, reddi hakim talebinde bulunmaları gerekirken bu yapılmıyor. Ayrıca, İLKSAN'ın 1998 yılında avukatlık ücreti olarak 37 milyar 950 milyon lira ödediği dönemde hiç gereği yokken arazi değerinin tespiti için valiliğe yazı yazılıyor. İLKSAN'ın arpalıktan kurtulması neye bağlıdır? 1943'te kurulan İLKSAN yasası değişmediği sürece binlerce öğretmenin mağduriyetinin devam edeceği kanısındayım. İstanbul'daki 30 bin üye 4 temsilci ile temsil edilirken, 300 üyenin bulunduğu iller de 2-3 temsilci ile temsil ediliyor. İLKSAN temsilciliği gerçek sahiplerine verilmiyor. Sorun, 12 Eylül sonrası İLKSAN'ın bakanlığın güdümüne girmesiyle gerçek sahipleri öğretmenlerden uzaklaştırılmasıdır. Sandık böylece arpalığı dönüyor. Olayın çözümü gerçek sahiplerinin yönetmesidir. Keyfi yönetimler sürdükçe talanın da devam edeceği kanısındayım.


İLKSAN'ı sahipleri yönetsin Eğitim Sen İstanbul Şubeleri ve İLKSAN İstanbul il ve ilçe temsilcileri düzenledikleri ortak toplantı ile "İLKSAN'ı gerçek sahiplerinin yönetmesini" istediler. Eğitim Sen İstanbul 3 No'lu Şube binasında dün saat 13:00'de düzenlenen toplantıda Eğitim Sen İstanbul Şubeleri adına konuşan Eğitim Sen 5 No'lu Şube Başkanı Nejdet Uygun, İLKSAN'ın ganimet pastası durumuna getirildiğini belirterek, emeklerinin üstünden saltanat kuranların ellerini sandıktan çekmelerini istedi. Sandık, mal ve kaynaklarına yönelik suçların devlet malına yapılan suçlar kapsamında olduğunu hatırlatan Uygun, "Devlet organlarını ve sorumlu kişileri göreve davet ediyoruz. Yolsuzlukların üstüne gitmeye devam edeceğiz. Şeffaf, demokratik ve katılımcı bir işleyişle üyelerin yönettiği bir İLKSAN istiyoruz" dedi. İLKSAN İstanbul Baştemsilcisi Hasan Özkan ise yaptığı konuşmada "Sandığı zarara uğratan ve tutumlarını 1996 yılından bu yana sürdüren yönetici ve denetici tüm sorumlular hakkında inceleme araştırma, soruşturma ve kanuni işlem yapılmalıdır" diyerek Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunacaklarını kaydetti. İLKSAN'ın kamuoyunda yıpranan imajının ve talanın durdurulması için yasasının ve antidemokratik statüsünün değiştirilmesinin gerektiğini aktaran Özkan, İLKSAN'ın tüm organlarına sandığın gerçek sahiplerinin gelmesi gerektiğinin altını çizdi.


Dönemin isimleri ve durumları Bekir Ongun: Yönetim Kurulu Başkanı, daha sonra MHP Aydın milletvekili oldu. H. Gökhan Gül: Milli Eğitim Bakanı tarafından İLKSAN'a atanan bürokrat. Turcan ve Yılmazcan'ın hemşehrisi, Kahramanmaraşlı Halime. Nuray Turcan: Avukat, MHP Kadın Kolları Başkanı, şimdi Kızılay Yönetim Kurulu Üyesi. Mehmet Yılmazcan: Türkeş'in avukatlarından. Şu anda AKP Kahramanmaraş milletvekili. Başbakanlık Hukuk Müşavirliği görevini yürütüyor. Aynı zamanda Netaş Denetim ve Yönetim kurulu üyesi. Sabri Bayındır: İLKSAN ile ilgili kararları veren hakim.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Gelin kanı durduralım Abdullah Öcalan, çatışmaların durması için hükümete diyalog çağrısı yaptı. Diyalog ve barışın geliştirilmesi için konferans, barış treni, panel programları ve barış konserleri gibi etkinliklerin düzenlenebileceğini belirten Öcalan, anlamlı bir diyalogun gelişmesi halinde, 2 Ağustos benzeri yeni bir çağrıda bulunabileceğini söyledi. Öcalan'ın 2 Ağustos çağrısından sonra PKK, silahlı güçlerini sınır dışına çekmişti. Ülkede Özgür Gündem gazetesinin haberine göre çarşamba günü avukatlarıyla görüşen Abdullah Öcalan, çatışmaların son bulması için 17 Aralık gününe kadar tarihi sorumluluk içinde davranacağını söyledi. Hükümete diyalog çağrısı yapan Öcalan, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün 'demokratik süreci' kabul eden bir açıklama yapmasının olumlu bir gelişme olacağını kaydetti. Öcalan, muhatap konusunda herhangi bir dayatmada bulunmadığını ifade etti. Niye adım atılmıyor? Gündem gazetesindeki habere göre karşılıklı bir affın önemli olduğunu belirten Öcalan şöyle devam etti: "Devlete karşı geliştirilen suçlarda, devlet bünyesinde bir af olur. Adi cinayetler affedildi zaten. Ancak gerçek af durumu olmadı. Diğer talepleri ekonomik, demokratik talepleri bir takvime bağlamıyoruz. Ama gelecek arkadaşların bir yıl, olmadı iki yıl olmadı, ama ondan sonra serbest çalışma koşulları olmalı." Böyle bir adımın atılması durumunda inisiyatif alabileceğini kaydeden Öcalan, "O zaman hükümet ciddi derim. O zaman 2000'lerde yaptığım geri çekilme çağrısının bir benzerini yapabilirim" dedi. Türkiye'nin birliği ve bütünlüğünü herkesten çok istediğini kaydeden Öcalan, "Gelsinler bunu aniden bitirelim. Kanı durduralım. Başbakan neden istemiyor? Ben buradayım, benden ne talep ediyorlar. Gelsinler bitirelim. Başbakan niye adım atmıyor. İstiyorlarsa belediye başkanı ile yapsınlar. Ben Türkiye'nin birliğini bütünlüğünü herkesten daha çok istiyorum. Türkiye halkının esenliğine çabalıyorum" diye konuştu. Çağrısını "Başbakana açık mektup" olarak niteleyen Öcalan, çatışmalara son verme konusunda son derece dürüst ve net olduğunu vurguladı.


ATATÜRK'ÜN SANSÜRLENEN DEMECİ:
 Kürtler kendilerini özerk olarak idare edecekler Milliyet gazetesi yazarı Can Dündar, dünkü köşesinde Atatürk'ün sansürlenen bir demecine yer verdi. Son günlerde sıkça tartışılan "azınlık" tartışmalarına atıfta bulunan Dündar'ın yazısı şöyle: Zihinleri açmak için kuruluş yılına uzanmakta yarar var. Mustafa Kemal, zaferden sonra, 1923 başında bir Batı Anadolu gezisine çıktı. Saltanat kaldırılmış, ama yeni rejimin adı konmamıştı. Gazi, bu gezide, kuracağı cumhuriyetin esaslarını tartışmaya açtı. 16 Ocak gecesi, İzmit kasrında 6 saatlik bir basın toplantısı yaptı. O toplantıda Ahmet Emin (Yalman), "Kürtlük sorunu nedir?" diye sordu. Gazi şöyle yanıtladı: "Bizim milli sınırlarımız içinde var olan Kürt unsurlar o şekilde yerleşmişlerdir ki, pek az yerlerde yoğundur. Fakat yoğunluklarını kaybede kaybede ve Türk unsurunun içine gire gire öyle bir sınır doğmuştur ki, Kürtlük adına bir sınır çizmek istersek Türklüğü ve Türkiye'yi mahvetmek gerekir. (...) Başlı başına bir Kürtlük düşünmektense bizim Teşkilat - ı Esasiye Kanunu gereğince zaten bir tür yerel özerklikler oluşacaktır. O halde hangi livanın halkı Kürt ise, onlar kendi kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir. Bundan başka Türkiye'nin halkı söz konusu olurken onları da beraber ifade etmek gerekir".

* * * Atatürk, "Kürtlere özerklik" vaadini bir daha telaffuz etmedi. Ölümünden sonra, konuşmasının bu bölümü tutanaklardan çıkarıldı. Ta ki, Kaynak Yayınları, "sansürsüz tam metni" basana kadar (İst., 1993). Sansürlenen konuşmada dikkat çeken unsur, Gazi'nin Türkler ve Kürtler'den söz ettikten sonra onları "Türkiye halkı" potasında beraber ifade etmesidir.


ASKER'İN ÖCALAN RAHATSIZLIĞI Çankaya Köşkü'ndeki Cumhuriyet resepsiyonuna katılan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Abdullah Öcalan'ın çok rahat bir ortamda olduğunu savundu. Büyükanıt, bölgede 2 binin üzerinde gerilla olduğunu, 1998'de Öcalan yakalandığında gerilla sayısı ne ise bugün de öyle olduğunu ileri sürdü. Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Büyükanıt şöyle devam etti; "Siz dünyanın neresinde, herhangi bir ülkesinde, bir terör örgütü elebaşısı örgütünü cezaevinden bu kadar yönettiğini gördünüz. Öcalan, sözlerini avukatları aracılığıyla duyuruyor, avukatları gazetelerle görüşüyor, ertesi gün manşet, bütün kamuoyu duyuyor."

ÖNCEKİ HABER

İslam'da reform neden gündemde? -1

SONRAKİ HABER

‘İsraf’tan sonra ‘talan’ demek de hakaret sayıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa