25 Ekim 2004 01:00

Orda, bir fuar var uzakta...

"Fuara gider" yazısı şurada işte. Ooo, bir sürü kuyruk var. Kuyruktakilerin çoğu öğrenci. Azeri ressam Ahmet Rza değil mi o? Doğru tahmin etmişiz. O, eş zamanlı olarak açılan sanat fuarına gidiyormuş daha çok.

Paylaş
"Fuara gider" yazısı şurada işte. Ooo, bir sürü kuyruk var. Kuyruktakilerin çoğu öğrenci. Azeri ressam Ahmet Rza değil mi o? Doğru tahmin etmişiz. O, eş zamanlı olarak açılan sanat fuarına gidiyormuş daha çok. Fuar yayıncıların, yazarların, okurun, sanatçının, sanatseverin birbiriyle buluşması için eşi bulunmaz bir fırsat. Seyyar su satıcısının sloganı tam bir ticari zihniyet örneği; "Fuarda 2 milyon, burada 500 bin" Atatürk Kültür Merkezi'nin önündeki kuyruk giderek uzuyor. Arkadan bir ses; "Haydi fuara dolmuş; beklemeden , beklemeden" Fiyatı ne kadar? "5 milyon." Kim verir o parayı demeyin. En ucuz kitabın 7.5 milyondan başladığı bir fuara gitmek için 5 milyonu gözden çıkaracak çok kişi var. Bir otobüs geldi işte. Bunların aslında yarım saatte bir gelmesi gerekiyordu. Bu TÜYAP'ın ücretsiz servisi. Ayakta yolcu taşıması yasak. Tam bize gelince doldu. Bedava ulaşımı kaçırır mıyız. Muavini basamakta oturmak kaydıyla, zorla ikna ediyoruz. Kendimizi içeri attık bile. Kitap aşkı, insana neler yaptırıyor! Yol tamamen açık olmasına rağmen seyahat bir saatten fazla sürüyor. Bu yolculuğu daracık bir basamakta oturmuş motor gürültüsü içerisinde yapmayı varın siz düşünün. Dağ başı gibi... İnşaatı devam eden o dev televizyon kulesi gözüktü işte. Hava bugün çok güzel. Otobüsten atladığımız anda mis gibi esen temiz hava ciğerlerimize doluyor. Burası dağbaşı gibi bir yer. Modern bir şehre göre tasarlanmış dev bir fuar alanıyla karşı karşıyayız. Ancak sorun İstanbul'da. Altyapı ve ulaşım başta olmak üzere temel şehircilik sorunlarını hâlâ çözememiş olan dev şehrin oldukça uzağındaki bu fuar merkezi gelecek için, geleceğin İstanbul'u için bir fuar merkezi olarak gururla yükseliyor. İçimizi bir heyecan kaplıyor. Neyse ki davetiyemiz var. Yoksa girişe ücret verecektik. Fuarın ilk günü geçen yıla göre daha kalabalık. YKY, Doğan Kitap, Akbank gibi yayınevleri gösterişli ve pahalı standlarıyla, tek sıra evlerin arasından göğe doğru yükselen çok katlı apatmanlar gibi yükselmişler. Şehrin görüntüsünde gökdelenleriyle yaptıkları "çıkıntı"lığı burada da tekrarlamışlar. Kitap Fuarı'nın çok düzenli bir yerleşim planı var. Ama sokaklar arasında kaybolmak işten bile değil. İki büyük salona yerleşmiş olan fuarda yolunuzu kaybetmemek ve aradığınız bir yayınevini bulmak için en iyi yol, fuarı yerleşim planını gösteren bir broşürün eşliğinde dolaşmak. Kimi yayınevlerinde yüzde 40-50'lere varan indirimler söz konusu. Ancak yine de orta halli biri için bile birkaç kitaptan fazlasını alabilmek bütçeyi oldukça zorluyor. Çeşitli, dernek, vakıf ve kitle örgütlerinin tanıtım standları ana salonun hemen yanındaki bir koridorda. Greenpeace'den Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na, Dil Derneği'nden Küba Dostluk girişimine kadar pek çok farklı kitle örgütüyle irtibata geçmek mümkün. Kalabalık geçen yıla göre daha fazla. Fuara pek çok yan etkinlik eşlik ediyor. İşte şair fotoğrafçı Mahmut Turgut'un fotoğraf sergisi. Yıllardır iç içe olduğu ve fotoğraflarını çektiği şair ve yazarlardan 64 tanesinin portresini ziyaretçilerle paylaşıyor. Bir diğer sergi; "Karikatürlerle Atatürk." Çocuklara yönelik aktivitelerin olduğu bir bölüm keşfediyoruz.

Sanat Fuarı Hemen yandaki iki salona yayılmış İstanbul Sanat Fuarı her zaman olduğu gibi daha az ilgi çekiyor. Buranın ziyaretçileri daha çok sanatın elit kesimi. Galericiler, eleştirmenler, sanatçılar, sanat öğrencileri, alıcılar... Bir de yolunu kaybetmiş ziyaretçiler. Sanat fuarının salonlarından biri güzel sanatlar eğitimi veren üniversitelerin öğrencilerinin toplu işlerinden oluşan karma sergilere, ya da Arkhe Gurubu, Kooperatif Grubu gibi bir manifesto etrafında birleşmiş genç sanatçıların standlarına ev sahipliği yapıyor. Diğer salon ise İstanbul sanat piyasasına hakim profesyonel sanat galerilerinin resmi geçidi niteliğinde. Burada da ziyaretçinin katılımını amaçlayan aktiviteler var. Eczacıbaşı Sanal Müze standında çocukların resim algılamasını amaçlayan uygulamalı atölye çalışmasının yanı sıra biraz ilerde sanatçı Sinan Demirtaş taşbaskı atölyesinin canlı uygulamasına izleyiciyi de katıyor. Tarih Vakfı'nın "Hikayemi Dinler misin?" etkinlikleri fuarın en ilginç aktivite alanını oluşturuyor. "Önce İnsan" başlıklı proje, vakfın Türkiye`de İnsan Hakları ve sivil toplumu geliştirmeye yönelik bir uygulaması. Burada Tarih Vakfı'nın projesiyle tanışıp Can Dündar'ın belgeselini izlemek, atölye çalışmasına katılmak ya da insan hakları konulu filmleri izlemek mümkün. Fuar bir günde gezilemeyecek kadar büyük aslında. Bu fuarın belli bir ziyaretçi profili var. Bu profil içerisinde şehrin yoksul semtlerinde oturan milyonlarca emekçiyi görmek mümkün değil. Her gün yaşam kavgasıyla boğuşan bu insanlar için fuarı ziyaret etmek, hele hele kitap alabilmek pek mümkün görünmüyor. Onlar için burası, üstad Rıfat Ilgaz'ın dediği gibi, "Orada bir köy var uzakta" söyleminden öteye gidemiyor ne yazık ki...

ÖNCEKİ HABER

Tecrit kaldırılıncaya kadar eylem

SONRAKİ HABER

Çerkes Soykırımı’nda yaşamını yitirenler 155. yılında anılıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa