25 Ekim 2004 01:00

İthal ilaçta vurgun!

Türkiye'de ilaç tüketimi hemen hemen aynı kalırken ilaca ayrılan para miktarı her geçen gün tırmanıyor. SSK'da 2002 yılında bir önceki yıla göre ilaç tüketim artışı yüzde 4 olurken, ilaca ödenen para miktarı dolar bazında yüzde 34 oranında arttı.

Paylaş
Uygulanan ilaç politikalarının acı sonuçları ortaya çıkmaya başladı. Türkiye'de ilaç tüketim miktarı yavaş artarken ilaca ödenen para roket hızıyla artıyor. Türkiye'nin dışa bağımlılığını artıran patent anlaşmasıyla birlikte de, ithal ilaç kullanım oranı büyük artış gösterdi. SSK'larda "yerli ilaç kullanımına dair" genelge engellenince, ithal ilaç kullanım oranı yüzde 10'lardan, yüzde 50'lere yükseldi. İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası verilerine göre 2001 yılında ilaca harcanan para miktarı üretici fiyatlarıyla 2.5 milyar dolar, 2002 yılında 3 milyar dolar 2003 yılında ise 3.5 milyar dolar, 2004 yılında ise 4.5 milyar doları bulması bekleniyor. İlaça ayrılan bu pay gittikçe artıyor. İlaç harcamalarındaki bu artışa karşın ilaç tüketim miktarı artmıyor ve yerli ilaç üretimi düşüyor. Verilere göre 2000 yılında 1 milyar kutu, 2001 yılında 952 kutu, 2002 yılında bu oran 969 kutuya düşüyor. İthal ilaç kullanımının artmasının nedenlerinden birinin de patent anlaşması ve Avrupa Gümrük Birliği olduğunu dile getiren Ulusal Hekim Güçbirliği Grubu Üyesi Hikmet Çevik, "1995 yılında Dünya Ticaret Anlaşması'yla patent anlaşması kabul ediliyor. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelere patent anlaşmasını kabul etmek için 10 yıllık süre veriliyor. Ancak 1999 yılında o zamanın hükümeti birden bire imzalıyor. Oysa ki 2005 yılında imzalama hakkına sahipti" dedi. Bağımlılık kırılabilir. Patent anlaşmasının Türkiye'nin açık aleyhine olduğunu dile getiren Çevik, "Bu anlaşmalara karşı pek de bir şey yapamıyoruz çünkü bu anlaşmalar hükümetler tarafından imzalanmış. Mesala SSK 2001 yılında yerli ilaca teşvik için genelge çıkarmıştı, ancak Karen Fogg tarafından Avrupa Gümrük Birliği Anlaşması'na aykırı olduğu için engellendi" diye konuştu. Jenerik ilacın aynı etkiyi göstermediği yönündeki eleştirilere karşı ise, Çevik şu yanıtı verdi. "Böyle bir iddiada bulunmak için bilimsel deneyler yapıp kanıtlamak gerekiyor. İlacın içindeki etken maddeler bellidir. Elmanın iyisi Amasya'da yetişir gibi bir şeyden bahsetmiyoruz. Üstelik bütün dünyada bu uygulanıyor ve büyük tasarruflar ediyorlar." Bu anlaşmalara karşın hükümetin siyasi irade göstererek patent anlaşmasına uymadığını da söyleyebileceğini kaydeden Çevik, şöyle devam etti: "İlaçta batıya bağımlılık diye bir şey olmaz. Çünkü ilaçlar her yerde üretiliyor. Bu yapılanlar Avrupa Birliği denilen ve herkesin büyülendiği sürecin bir parçası. Türkiye'nin açık aleyhine. Bu patent anlaşması yetmiyormuş gibi bir de 'Veri imtiyazı' anlaşmasını uygulamak istiyorlar. Orjinal ilaç (Etken maddeyi bulup patentini alan firmanın ürettiği ilaca orjinal ilaç denir ve yaklaşık 20-25 yıl arasında patent koruma hakkına sahiptir) patent koruması altındaki ilaçtır. Jenerik ilaç ise orjinal ilacın aynısıdır ama başka bir firma tarafından üretilen ilaçtır. Jenerik ilaç ekonomik olarak çok daha ucuza mal ediliyor. İthal ilaçlar çoğunlukla patent koruması altında oldukları için başka firmalar tarafından üretilemiyor ve orjinal ilaçları üreten firmalar da patent koruması nedeniyle jenerikleri üretilmediğinden piyasada rakipleri olmuyor ve indirim yapmıyorlar."


ŞİRKETLERLE GÖBEK BAĞI KIRILMALI Patent anlaşmasına karşı gelebilmek için ilaç şirketleri ile hekimler arasındaki 'göbek bağını' kırmak gerektiğini söyleyen Çevik, hekimlerle ilaç firmaları arasındaki ilişkiyi anlattı: "Türkiye ve dünyanın büyük bir kısmında büyük ilaç şirketleri doktorlarla doğrudan ilişki kuruyor. Hekimlerin kendilerini geliştirmek için vazgeçilmez olan mezuniyet sonrası eğitimlerinin tamamını ilaç firmaları karşılıyor. Hekimlerin ilaçları tanımak için iki yolları var. Birincisi okul sonrasında katıldıkları toplantı konferanslar. Ki bunların çoğunu ilaç firmaları karşılıyor. Diğeri de ilaç firmalarının doğrudan hastanelerde kendi ilaçlarının tanıtımını yapan ilaç mümessilleri. Tıp kongreleri için çok büyük miktarlarda paralar harcıyorlar. Hekimlerin çoğunluğunun kongrelere kendi paralarıyla katılmaları imkânsız. İnsanlar kaynağını nereden alıyorsa ona doğru bir eğilim vardır. Hekimle ile ilaç firmaları arasında "'Sen benim ilacımı yaz ben de seni konferansa götüreceğim" gibi açık bir anlaşma yok. Ancak hekim biliyor ki o firmanın ilacını yazmazsa öbür konferansa kendisini götürmeyecek. Öncelikle bu bağın koparılması gerekiyor. Bu açık rüşvettir. Özellikle ilaç firmaları için öğrenci yetiştiren hocalar çok önemli. Hocası hangi ilaçları yazarsa öğrenci de o ilacı yazacaktır. Hekimlerin okul sonrası eğitimlerini ve finansmanını mutlaka kamunun karşılaması gerekir. Sağlıktaki dönen paralara bakıldığı zaman ayrılacak olan bu para aslında cüzi bir miktar."


SSK UCUZA MAL EDİYOR Türkiye'nin sağlık sistemleri içinde SSK'nın hizmeti çok daha ucuza mal ettiğini belirten Çevik, SSK'nın uygulanan politikalarla yıkılmak istendiğini söyledi. Çevik, sağlık sistemleri hakkında şu bilgileri verdi: "Türkiye'de sağlık sistemine bakıldığı zaman SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur özel sektör olmak üzere 4 yapı var. SSK'nın özelliği, hizmeti üreten ve sunan kurum. İlacı kendisi satın alıyor, dağıtıyor yani her şeyi kendisi yapıyor. Emekli Sandığı ve Bağ-Kur ise her şeyi dışardan satın alıyor. Özel hastaneler de hizmet satıyor. Bu üç kurum arasında sağlık harcamalarına bakıldığı zaman SSK, kişi başına 130 dolar para harcıyor. Emekli Sandığı 317 dolar, Bağ-Kur da 224 dolar harcıyor. Burada çok açık bir şekilde görülüyor ki SSK hizmeti daha ucuza mal ediyor. Meşhur tekerleme; Hizmeti sunan ve üreten aynı kurum olursa daha kötü olur, mutlaka bunların ayrılması lazımdır tezini Türkiye'nin kendi tecrübesi apaçık yalanlıyor." SSK'nın 1992'den 1999'a kadar eşdeğer ilaç uygulamasını çok başarılı bir şekilde yürüttüğünü söyleyen Çevik, gelişmeleri şöyle anlattı: "Bu dönemde yüzde 60 oranında indirim oldu. SSK jenerik ilaç uygulamasıyla zaten ilacı ucuza mal ediyor bir de ilacı alırken indirim yaparak alıyor. Ama diğer kurumlar bu uygulamayı yapmadı. SSK'da birtakım aksamalar tabii ki oluyor. Ancak başarıyla bunları uygulamıştır. Böyle bir sistem dururken SSK'nın asgari üç katına mal eden Emekli Sandığı sistemine geçmek istiyorlar. Emekli Sandığı hem çok pahalı hizmet veriyor hem de hizmetin kalitesini artırmıyor. SSK sistemini yıkmayı çalışıyorlar. SSK bizim önümüzde hatta geleceğe de ışık tutan bir sistem. SSK'nın otelcilik hizmeti denen kısım kötü ancak, verdiği tıbbı hizmet yani hastalıklara şifa verme oranı diğer kurumlar kadar iyi. Hatta Yüksek Sağlık Şurası'na ulaşmış tıbbi hata şikâyetleri incelendiğinde ve verilen toplam hizmet miktarı göz önüne alındığığında tıbbi hata oranı diğer kamu kurumlarında olduğu gibi özel sektörden de daha düşük. Tıptaki sunum önemlidir ancak tıpta ölçülmesi gereken şey şifadır. İnsanları iyi etti mi etmedi mi? Kalite denildiği zaman, sadece otelcilik hizmeti anlaşılmamalı. Ortamın temiz olması iyi şifa dağıtıldığı anlamına gelmiyor. Fakat SSK 1999'dan itibaren ithal ilaç kullanımını engelleyemedi. SSK idari tedbir alamadı. İdari tedbir almak için yerli ilaç kullanın dedi. Fakat Karen Fogg bu genelgeyi 'rekabet yasasına' aykırı diye yürürlükten kaldırdı. Şu anda SSK hastanelerinde ithal ilaç kullanım oranı da yüzde 50."


Dr. İ. Hikmet Çevik kimdir
  • İç Hastalıkları Uzmanı
  • Ulusal Hekim Güçbirliği Grubu Üyesi
  • 1999-2003 SSK İstanbul
  • Bölge Müdürü
  • 1999-2003 SSK Eyüp Hastanesi Başhekimi
  • 1998-2000 İStanbul Tabip Odası TTB Merkez Delegasyon Üyesi
  • 1994-1996 İstanbul Tabip Odası Genişletilmiş Yönetim Kurulu Üyesi


    Hikmet Çevik çözüm önerilerini
         ise şu şekilde sıraladı
  • Avrupa Gümrük Birliği'nden mutlaka çıkılmalı yerli ilaç üretimi teşvik edilmeli.
  • Türkiye'de üretilmeyen çeşitli ilaçların Avrupa - ABD dışı kaynaklardan temini yoluna gidilmelidir (Rusya, Hindistan, Çin, Brezilya, Arjantin, Küba vb.) İlaç üretiminde yine bu ülkelerle işbirliğine gidip yerli sanayiinin bilgi ve teknolojisini geliştirmesini sağlamalıyız. Bu çerçevede araştırma geliştirme desteklenmelidir.
  • İlaç üretim, dağıtım ve tüketimi konusunda SSK tecrübesi dikkatle incelenip diğer kurumlara bu uygulamalar yaygınlaştırılmalıdır.
  • Akılcı ilaç kullanımı ilkeleri kamu otoritesi tarafından belirlenip uygulanması sağlanmalıdır.

  • ÖNCEKİ HABER

    Sözde FDF pazarlığı

    SONRAKİ HABER

    Harmandalı Geri Gönderme Merkezinde hukuk ayaklar altında

    Sefer Selvi Karikatürleri
    Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa