22 Ekim 2004 01:00

Özelleştirme işsizlerine 'geçici' teselli

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, ''Özelleştirme nedeniyle işsiz kalan ve bundan sonra işsiz kalabilecek vatandaşlarımız, kamu kurum ve kuruluşlarında geçici personel olarak istihdam edilecekler'' dedi.

Paylaş
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, ''Özelleştirme nedeniyle işsiz kalan ve bundan sonra işsiz kalabilecek vatandaşlarımız, kamu kurum ve kuruluşlarında geçici personel olarak istihdam edilecekler'' dedi. Konuyla ilgili düzenlemenin Resmi Gazete'de dün yayınlandığını hatırlatan Şahin, 1992'den bu yana özelleştirilen KİT'ler sebebiyle işsiz kalan vatandaşlardan 1800'ünün Bakanlar Kurulu kararıyla işe yerleştirildiklerini kaydetti. Şahin, "Düzenlemeden; 1 Ocak 1992'den bu yana özelleştirilen kuruluşlarda çalışmakta iken iş akdi kamu tarafından feshedilenler ve o tarihten bu yana özelleştirilen kuruluşlarda iş akdi özel sektör tarafından 6 ay içinde feshedilenler ve herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşundan emekli aylığı almayanlar yararlanabilecek." dedi. Düzenlemeden yararlanmak isteyen vatandaşların, 2 ay içinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'na başvurması gerektiğini hatırlatan Şahin, ocak ayından itibaren yerleştirme yapılabileceğini ifade etti. Mehmet Ali Şahin, düzenlemeyle istihdam edilecek personelin ne kadar maaş alacaklarını da açıkladı. Şahin, ilköğretim mezunu olan geçici personelin 442 milyon, lise mezunu geçici personelin 500 milyon, üniversite mezunu personelin de 580 milyon Türk Lirası net maaş alacağını bildirdi. Türkiye'nin imkanlarının daha fazlasını vermeye müsait olmadığını savunan Şahin, sorular üzerine geçici personelin görev sürelerinin 1 yıl ya da 1 yıldan az olacağını, ancak her sözleşme bitiminde yenileneceğini söyledi.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


GÜNDEMDEKİ DOSYA Ata Soyer (TTB MYK Üyesi - DEÜTF Halk Sağlığı     Öğretim Üyesi Doğu Avrupa'da sağlık 'reformları' ve sağlık     çalışanlarının çalışma-yaşam koşulları

Sağlıkta büyük altüst oluş 11. Sağlık çalışanlarının sağlığı-istatistiklerdeki bazı düzelmelere karşın-giderek bozulma göstermiştir: İşle/çalışma ile ilgili yaralanmalarda, belirgin bir düşüş olduğu ifade edilmektedir. Bu yaralanmaların, örneğin Ermenistan'da, Kırgızistan' da, Letonya'da, Moldova Cumhuriyeti'nde, Slovakya'da ve Ukrayna'da azaldığı tespiti söz konusudur. Buna paralel olarak, yaralanmalara bağlı işe gelmemelerin de azaldığı belirtilmektedir: Belarus, Ermenistan, Kırgızistan, Moldova Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, Ukrayna. Örneğin, Letonya'da azalma, yüzde 80 kadardır. İşle ilgili hastalıklar konusunda az veri olmakla birlikte, hastalık nedeni ile kaybedilen gün sayısında da azalma, Letonya ve Ukrayna örneği, söz konusudur. Çekya'da yaralanmalarda azalma olmasına karşın, yaralanmalardan dolayı işe gelmeme durumunda artış mevcuttur. Moldova Cumhuriyeti'nde işle ilgili hastalıkların az da olsa arttığı rapor edilmiştir. Yaralanmalar-cinsiyet ilişkisi değerlendirildiğinde, Belarus'ta erkekler, Ermenistan'da kadınlar öne çıkmaktadır. Rusya Federasyonu'nda sağlık çalışanlarında görülen iş kazası sıklığı, 1990-1999 arasında artmış, hatta giderek sanayide çalışanlarda görülen iş kazası sıklığına yaklaşmıştır. 12.İş stresi belirgin bir biçimde artmıştır:Ekonomik zorluklar, işi kaybetme korkusu, rekabet vb., stresi artıran başlıca etmenlerdir. İstihdamın azalması ile, iş kaybetme korkusunun paralel gittiği söylenebilir. Kaynakların kısıldığı durumlarda, sağlık alanında çalışmak, personel açısından oldukça yüklü bir durum yaratmaktadır. Bu bağlamda, Letonya'da ciddi hastalıkları olanların sayısında bir artış yaşanmış, Ukrayna'da ani ölümler çoğalmıştır. Slovakya'da "hastalar için sorumluluk", Bulgaristan' da ise ilaçların bulunmaması, sağlık çalışanları için stres kaynağı olmuştur. Bu genel trendin yanı sıra, farklı ülkelerde, farklı konular, stresi artırıcı etki yapmaktadırlar: Ukrayna'da yolsuzluk, Polonya'da özelleştirme, Rusya Federasyonu'nda yüksek toplumsal ödemeler ve sosyal dengesizlik, birer stres kaynağı olarak belirmektedir. Ermenistan'da cepten ödeme sistemi, özellikle hastanın ödeme gücü olmadığında, sağlık çalışanlarında anksiyeteye yol açmaktadır. Sağlık çalışanlarında artan stres ile, "reform"larla gündeme getirilen çalışma (ve yaşam) koşullarının çok yakın ilintisi vardır. Örneğin Ermenistan'da sağlık çalışanlarının stresini artıran etmenler olarak, "işten çıkarılma korkusu, sözleşmeli sisteme geçiş, ücretlerin ödenmemesi, hastaların çoğunluğu karşısında duyulan acz duygusu" gösterilmiştir. Bu etmenler, Bulgaristan'da "kötü çalışma koşulları, tıbbi kurumlarda yaşanan kriz, özellikle ilaç yokluğu", Hırvatistan'da "1990-95 arasında savaş durumu, işten atılma korkusu", Litvanya'da "işten atılma korkusu, azalan veya ödenmeyen ücretlere ilişkin korku, ülkenin ekonomik durumu, nitelikli hizmet verme isteğinin yarattığı gerilim", Moldova Cumhuriyeti'nde "iş güvencesinin olmaması, yoksulluk ve aileye destek olmanın olanaksız hale gelmesi, geleceğin belirsiz olması", Rusya Federasyonu'nda "düşük gelir, yüksek toplumsal ödemeler, sosyal dengesizlik", Ukrayna'da "hastanın aniden ölmesi, personel azaltılması politikasına bağlı beklenmeyen işten çıkarmalar, yolsuzluk" gösterilmiştir. 13.Sağlık ve güvenlik alanında bir şeyler yapılabilmesi konusunda, sendikalar ve diğer örgütler yetersiz kalmaktadır:Bunca sıkıntı, ancak güçlü örgütlerle/sendikalarla aşılabilir. Uzun süre kamu yatırımlarının kısılması, eski teknoloji, yatırım yapılmayan sağlık kurumları, sağlık çalışanlarının maruz kaldığı riskleri artırırken, etkili olamayan sendikalar sorunun derinleşmesini getirebilmektedir. Örneğin Ermenistan, Moldova Cumhuriyeti, Polonya ve Slovakya'da sendikaların çabalarına rağmen, sağlık kurumlarındaki sağlık ve güvenlik durumu kötüleşmiştir. ILO ve PSI, bu kötüleşmeyi, yetersiz yatırım ve eski donanıma bağlamaktadır. Ermenistan'da kamu kurumları ve sendikalar, sağlık çalışanlarının sağlık ve güvenliği konusunda birlikte hareket ettiklerini ve bu alanda ortak komiteler kurduklarını beyan etmelerine karşın, bu çaba, toplam hastanelerin sadece 1/10'u için geçerlidir. Çalışma sırasındaki yaralanmalar, istatistiklerde azalmış görünmekle birlikte, çalışma koşulları çok fazla değişmemiştir, hatta birçok ülkede kötüleşmiştir: Belarus, Bulgaristan, Moldova Cumhuriyeti, Polonya, Slovakya. Bu kötüleşmeye, sendikaların çabası da engel olamamıştır. (BİTTİ)


ÖZELLEŞEN YÖNETİMLERİN SENDİKA DÜŞMANLIĞI 14.Sendika ve örgüt sayısı artmasına karşın, örgütlerin gücü giderek gerilemiştir:1990 öncesi sendikalarının güç kaybettiği, onların yerine meslek birliklerinin ikame edildiği bir tablo hakim olmuştur. ODA ülkelerinde 1990 öncesi sendikalaşma oranı yüzde 100'dü. Bu oran, 1990-1999 arasında çok hızla düştü. Örneğin, Çekya'da yüzde 93.5'ten yüzde 32.5'a, Ermenistan' da yüzde 80'den yüzde 30'a, Letonya'da yüzde 99'dan yüzde 50.2'ye, Litvanya'da yüzde 100'den yüzde 20'ye, Polonya'da yüzde 40'dan yüzde 20'ye gerileyen sendikalaşma oranı, Gürcistan, Kırgızistan ve Ukrayna'da aşağı yukarı 1990 düzeyinde kaldı (yüzde 94-98). Rusya Federasyonu ve Slovakya'da sendikalaşma oranı nispeten yüksektir: yüzde 81.2 ve yüzde 75.2 . Bu düşüşte, özelleşen yönetimlerin sendikalara düşmanlığının etkisi söz konusu. 1990 öncesi, sendika sayısı ODA ülkelerinde, genel olarak tekti. Bu sayı, Belarus, Ermenistan, Moldova Cumhuriyeti ve Kırgızistan'da yine tektir. Ancak, Hırvatistan (1'den 10'a), Litvanya (1'den 8' e), Polonya'da (1'den 7'ye) artmıştır. Bu artış, yeni meslek birlikleri veya eski merkezi yapının parçalanması ile oluşan yeni sendikalar nedeniyledir. Bu, sağlık çalışanlarının küçük çıkar grupları ve meslek gruplarına bölünmesinin bir sonucudur. Bu konuda en tipik örnek, Çekya'dır. Litvanya'daki sağlık çalışanlarının örgütleri şunlardır: Litvanya Doktorlar-Yöneticiler Sendikası/Birliği, Litvanya Sağlık Çalışanları Sendikası, Litvanya Doktorlar-Sağlık Sektörü İdarecileri Sendikası, Litvanya Genç Doktorlar Birliği, Litvanya Tıp Çalışanları Sendikası, Litvanya Hemşireler Birliği, Litvanya Uzmanlar (Hasta Bakımını Üstlenen) Sendikası, Litvanya Sağlık Departmanı adı altında birlik. Görüldüğü gibi, hem sağlık sektöründeki farklı meslek grupları ayrı örgütlenmiş, hem de aynı meslek grupları farklı örgütlenmelere yönelmişlerdir. Sonuç, çok parçalı bir yapıdır. Polonya'da da, Solidarnosc'un (Dayanışma Sendikası), yanı sıra, hekimlerin, anestezi çalışanlarının, hemşire ve ebelerin, teknisyenlerin, radyoloji çalışanlarının, diş çalışanlarının ayrı sendikaları vardır. Slovakya'da ise Slovak Sağlık Sendikası ve Tıbbi Sendika Birlikleri adlı iki sendika, Slovak Tabip Odası, Slovak Dişhekimleri Odası, Slovak Eczacı Odası, Slovak Paramedikal Personel Odası, Slovak Üniversite Mezunu Sağlık İşçileri Odası adlı 5 meslek birliği, Slovak Hastaneler Birliği, Bağımsız Poliklinikler Birliği, Orta Düzey Sağlık Okulları Birliği, Devlet Sağlık Enstitüleri Birliği, Özel Doktorlar Birliği adlı 5 işveren-yönetici-kendi hesabına çalışanlar örgütü olmak üzere 12 sağlık çalışanı örgütü mevcuttur. ODA ülkelerinde, 1990 sonrası örgütlenmede en tipik gelişmelerden biri, 1990 öncesi sınırlı sayıda var olan bu meslek birliklerinin kurulmasıdır. Örneğin Çekya, Hırvatistan, Litvanya ve Slovakya'da meslek birlikleri sayısı hızla artmıştır. Üstelik, üye sayıları da, hızla artmıştır: Letonya'da yüzde 60, Litvanya'da yüzde 85, Moldova Cumhuriyeti'nde yüzde 79, Slovakya ve Rusya Federasyonu'nda yüzde 80. Bu gelişme, hem sağlık sektörünü alt gruplar, çıkarlar ve meslekler üzerinden daha da bölmüş, hem de herkesi kucaklamayı hedeflemiş "genel" sendikaları zayıflatmıştır. Özellikle Letonya, Litvanya ve Polonya sağlık çalışanlarının sendikalardan uzaklaşarak, meslek birliklerine-net biçimde-yöneldiği ülkeler olmuşlardır. Sendika üye sayısı, ODA ülkelerinin çoğunda dramatik biçimde düşmüştür. Örneğin, de 225 binden fazla olan sağlık sendikası üyesi, 1990'lı yılların ortasında yarıdan fazla azalmış, 103 bine düşmüştür. Aynı süre zarfında sağlık çalışanı sayısı 50 binden fazla azalmıştır. Hırvatistan'da 1989-1994 arasında sağlık çalışanı sayısı, 68.5 binden 74 bine artarken, sendika üyesi sayısı, sadece 1990-92 arasında 60 bin azalmıştır. Letonya'da 1989-94 yılları arasında, sağlık çalışanı sayısı 23 bin düşerken, sendika üyesi sayısı 33 bin azalmıştır. Litvanya'da 1989-94 arası sağlık çalışanı sayısı 10 bin azalmış, buna karşın sendika üye sayısı 5 bin sayısına-5 bin azalarak-inmiştir. Bu konudaki bir başka olgu da, bir sağlık çalışanının, birden fazla örgüte üyeliğidir. Dolayısı ile, sendika ve meslek örgütlerinin üyelikleri genellikle çakışmaktadır. Örneğin, Letonya'da sağlık çalışanlarının yüzde 26-50'si, iki sendikaya üyedir. Aynı oran, Moldova Cumhuriyeti, Polonya ve Slovakya'da yüzde 76-100 arasındadır. Sadece, Polonya'da meslek birliklerine üye olanların sayısı, bu süre zarfında azalmış, yüzde 40'a düşmüştür.


SAĞLIK ÇALIŞANLARININ ÜCRETLERİ GERİLEDİ 15.Sağlık çalışanlarına yapılan ödeme biçimleri, önemli ölçüde değişirken, aldıkları ücretler de, son yıllarda belirgin şekilde gerilemiştir:1990 öncesinde ODA ülkelerinde sağlık çalışanlarının ücretleri arasındaki farklılık, diğer ülkelere kıyasla daha azdı. Örneğin 1980'li yıllarda bir hekim 100 birimlik bir ücret alırken, kıdemli bir hekimin eline 162 birim, kıdemli bir hemşirenin eline 115 birim, yeni mezun bir hemşirenin eline 60 birim, yardımcı sağlık personelinin eline 56-74 birim ücret geçmekteydi. Macaristan'da ise bir hekim 100 birim ücret alırken, hemşire 47, yardımcı sağlık personeli 59 birim ücret almaktaydı. ODA ülkelerinde hekim ve sağlık çalışanlarına yapılan ödeme biçimi, çok sadeydi: Çalışılan yıl, yani kıdem bir ölçütken, diğer ölçüt eşit ve ölçülebilir olduğu savı ile, çalışılan saatti. Her sağlık çalışanı, günde çalıştığı saat temelinde, kaç yıllık kıdemi varsa o kadar ücret almaktaydı. Örneğin, Bulgaristan'da 1980'lerde bir sağlık çalışanına her 5 yıl için yüzde 4'lük bir artış verilirdi. Çekoslovakya'da sağlık çalışanlarına dört temel kategori üzerinden ücret ödenmekteydi; hizmetli, yardımcı sağlık personeli, hemşire-ebe, üniversite mezunu sağlık personeli. Her birine süre, eğitim ve kurum büyüklüğü üzerinden ödeme yapılmaktaydı. 1990 öncesi, sağlık çalışanlarının ücretlerinin, sanayi işçilerine göre ayarlandığını ve genel olarak sanayide çalışanların ortalamasının dörtte üç'ü kadar olduğunu biliyoruz. Çalışanlara, eğitim, sosyal güvenlik gibi hizmetler ücretsiz verilmekte, temel gıda maddeleri, ulaşım, kiralar düşük fiyatlarla sağlanmaktaydı.Bugün sadece ücretlerin azalması değil, bu kazanımların da yok olması bir değişim dinamiği olarak değerlendirilmelidir 1990'lı yılların ortalarına ilişkin verilere göre, ODA ülkelerindeki sağlık çalışanlarının ortalama ücretleri, Batı'dan Doğu'ya azalan bir şekilde 40-550 dolar arasında değişmektedir. Arnavutluk, Bulgaristan, Çekya, Letonya'daki ücretlere baktığımızda, hekimler arasında en düşük ortalama aylık ücretin, Arnavutluk'ta (63 dolar), en yüksek ücretin ise Çekya'da (555 dolar) olduğunu, Bulgaristan'da ortalama hekim ücretinin 100, Letonya'da 160 dolar olduğunu görürüz. Hemşireler açısından da, en düşük kazananlar Arnavutluk'ta (40-46 dolar), en yüksek kazananlar ise Çekya'da (278 dolar) bulunmaktadır. Bu ortalama, Bulgaristan'da 60, Letonya'da 80-130 dolar arasındadır. Litvanya'da sağlık sektöründeki kriz, hizmette yararlanan-sağlık çalışanı ilişkisinde rüşveti patlatmıştır. Ortalama ücretler, Litvanya'da AB ortalamasının çok altındadır. Romanya da, hekimlerin "yasal olmayan" paralar aldığı bir başka ülke. Ücretlerin düşmesi, öz olarak, ödeme biçimindeki-ve onu belirleyen hizmet sunum mantığındaki- değişimle ilgilidir. Kıdem ve çalışma süresi temelli ödeme biçiminden, performansa göre ücrete geçiş, sağlık hizmetlerinin fiyatlandırılmasıyla birlikte yaşama geçirilmiştir. Sade bir hizmet modelinden karmaşıklaştırılan bir hizmet modeline geçiş, hizmet sunan kurumlar ile hizmeti finanse eden kurumların birbirinden ayrıştırılması ve "hizmet satın alma" modelinin oturtulması ile mümkün olmuştur. Artık, ödemeyi sağlık çalışanını istihdam eden kamu değil, hizmetin finansmanından sorumlu sigorta kurumu yapmaktadır. Gerçi, bu yeni ücretlendirmede bir geçiş dönemi yaşanmaktadır: Bir kısım personel sadece maaş alırken, çoğu personel için hizmet başına ödeme ile maaş-temelli ödeme birlikte uygulanmaktadır. Hekimlerin bir bölümü işsiz kalırken, bir bölüm hemşirenin ve diğer sağlıkçıların istihdamı, kendisini "çalıştıran" hekimin inisiyatifine bırakılmıştır. Hastanelerde ise, hizmet/işlem başına ödeme öne çıkmaktadır. Bu parçalı istihdam yapısı, sendikaları, yeni istihdam koşulları karşısında şaşkın bırakan bir etmendir.

SONUÇ YERİNE ODA ülkeleri, 1917 ve 1945 sonrası, dünyada "eşitliğin mümkün olamayacağı" savını çürüten değişimleri yaşayan coğrafyaların adıdır. Bu coğrafyalar, 1980'li yıllarda, ciddi bir altüst oluş yaşamış, iktisadi, sosyal ve siyasal değişiklikler gündeme gelmiştir. Doğal olarak, bu değişiklikler, sağlık alanına ve sağlık çalışanlarına da yansımıştır. Halen de yansımaktadır. Sağlık çalışanları, kendi yaşam ve çalışma koşullarını, genel olarak "olumsuz" etkileyen değişimi yaşarken, zaman zaman bu değişime itiraz etmektedir. 1917 ve 1945'leri yaşayan coğrafyalar, diğer sektörlerde olduğu gibi, sağlık alanında da grevler, iş yavaşlatmalar, diğer değişik mücadele yöntemlerini bugün de yaşamaktadır. Hükümetler, bu yöntemleri, yasal ve/veya güç kullanarak engellemeye çalışmaktadır. Bir kapışma söz konusudur, yani. ODA ülkelerindeki "reform"ların hızını ve de yönünü etkileyen de, bu kapışmanın boyutudur. Biz burada, bir "2000 ara değerlendirmesi" yapmaya çalıştık; 1980'lerden gelen değişimi temel alarak. dünya çapında sermayenin ve örgütlerinin yüklenmesinin, bir ODA kesiti, aynı yüklenmeyi yaşayan bizim coğrafyamızda işlerin olumsuz gittiğini, bu gidişi durdurmanın tek yolunun, bu değişimin önünü kesip, bu dünyada eşitliğin mümkün olmadığı savını, bir kez daha geçersiz kılmaktan geçtiğini bize göstermektedir.

ÖNCEKİ HABER

Avukatların yöneteceği bir yapı için...

SONRAKİ HABER

Samsun'daki 19 Mayıs töreninde Kılıçdaroğlu ile Bahçeli tokalaşmadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa