18 Ekim 2004 01:00

Tıbbi atıklara bilimsel imha

Ankara Çadırtepe Tıbbi Atık Depolama Sahası, çevresel riskler açısından ciddi bir kirlilik kaynağı olan tıbbi atıkların nasıl toplanması gerektiğini gösteren önemli bir örnek.

Paylaş
Çevre ve halk sağlığı açısından büyük risk taşıyan tıbbi atıklar, Ankara Sincan Çadırtepe Tıbbi Atık Depolama Sahası'nda birçok kente örnek olacak bir uygulama ile ayrı toplanıp, taşınarak ve düzenli depolanarak bertaraf ediliyor. Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) Ankara Şubesi tarafından hazırlanan raporda, bu yöntemin hem çevre ve halk sağlığı açısından daha uygun hem de ekonomik anlamda daha ucuz bir yöntem olduğuna dikkat çekerek, bazı önerilerde bulundu. Türkiye'de katı atıkların bertarafı hâlâ çok önemli bir problem olarak dururken, tıbbi atıklar için Türkiye'de çok az sayıda tesis bulunuyor. Ankara'nın tıbbi atıklarının bir kısmı, Sincan Çadırtepe'de düzenli depolanıyor. Atıkların yakma yöntemi yerine, kriterlere uygun bir şekilde gömülmesi hem daha ekonomik, hem daha verimli, hem de taşıdığı hava kirliliği riski nedeniyle çevre ve halk sağlığı açısından daha uygun bir yöntem. ÇMO Ankara Şubesi sahada yaptığı gözlemlerin ardından hazırladığı raporda, tıbbi atıkların, Ankara'da bu yöntemle bertaraf edilmesinin tercih edilmesi ile Türkiye gibi gelişmemiş bir ülkede önemli bir örnek oluşturulduğuna vurgu yaptı. Raporda, Ankara'nın katı atık sorununun bütünleşik bir şekilde ele alınması gerektiğine işaret edilerek, evsel atıkların dökülmeye devam edildiği Mamak Çöplüğü'nün derhal kapatılarak rehabilite edilmesi, Sincan Çadırtepe Düzenli Atık Depolama Sahası'nın altyapı eksikleri ve projenin bir parçası olan aktarma istasyonlarının tamamlanarak Ankara'nın katı atık sorununun tümüyle çözülmesi istendi.

Kuaförler de dahil edilmeli Katı atık sorununun çözümüne katkı sağlayacak ve sahanın verimliliğini artıracak önerilere de yer verilen raporda, Ankara'nın 8 ilçesindeki 750 merkezin yanı sıra güzellik ve cilt bakım salonları, kuaförler gibi merkezlerin de kapsam içine alınması gerektiği belirtilerek, alanda yağmur suyu drenaj kanallarının bulunmadığına değinildi. Raporda, alanın dalgalı bir topoğrafik yapıya sahip olmasından dolayı yağmur sularının, alanda aşınmaya ve sürüklenmeye neden olabileceği uyarısı yapılarak, saha için drenaj kanalı inşa edilmesi önerildi. Raporda, evsel ve tıbbi atıkların aynı yerde toplanmasını minimize edecek çalışmaların zorunluluğuna işaret edilerek, tıbbi atık üreten kuruluşların denetimi kadar, eğitimlerinin de son derece önemli olduğuna dikkat çekildi. Sahanın aydınlatma, geçirimsizliğine yönelik testler yapılması, sızıntı suyunun toplanarak ön arıtımdan geçirilmesi ve Ankara Merkezi Atıksu Arıtma Tesisi'ne iletilmesi gibi eksikliklerinin de giderilmesi gerektiği belirtilen raporda, gaz çıkışının kontrol altına alınması için kullanılan klinoptilolit maddesinin alandaki veriminin izlenmesi gerektiği belirtildi.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


İyi şeyler de olacak!A. Cihan Soyluİşçi sınıfı ve emekçiler, sermayenin son on yılların en kapsamlı uluslararası saldırılarına karşı çok sayıda ülkede direnişler örgütleyerek, mevzilerinden tümüyle geriye atılmayı ve uzun yılların sancılı ve fedakârlıklar dolu mücadeleleriyle elde edilmiş kazanımlarının tasfiyesini önlemeye çalışıyorlar. Hemen akla gelen, ya da son günlerin canlı kitle eylemlerine sahne olan ülkelere bakalım: Batı Avrupa'nın en eski sömürgecilerinden ve günümüzde de "küçük emperyalist" sayılmasına karşın, ekonomik politik alandaki rolüyle önemli bir yer işgal eden Hollanda, birbirini izleyen direniş, gösteri ve grevlere sahne oluyor. Önce Roterdam'da 60 bin tersane işçisinin direnişi, ardından Hollanda emekçi tarihinin "son birkaç on yılının en büyük kitle eylemlerinden biri" olan 300 bin kişilik Amsterdam gösteri ve mitingi ve birkaç gün sonrasında büyük ulaşım grevi gerçekleşti. "yaprağın kımıldamadığı" ya da "grev geleneğinin bulunmadığı" ülke olarak anılan bir ülkede, birbirini izleyen bu kitlesel eylemler, bazı çevreler açısından şaşırtıcı olsa da, kitle hareketi ve onun ruhu hakkındaki bilimsel öngörüleri kanıtlamış oldular. Hareket kuşkusuz, tümüyle kendiliğinden patlamamıştı. Bazı mücadeleci sendikalarla sendikacılar gelişen tepkilerin örgütlenmesinde "birleştirici" rol oynadılar ve "Hollandalı sosyalistler" işçi hareketiyle bağlarını güçlendirmek için çabalarını artırdılar. Bu durum sosyal hak gasplarına karşı mücadeleye atılan emekçilerin önemli bir kesimi tarafından da biliniyordu. İkinci bir eylem haberi, dünyanın zenginleri arasında sayılan, emperyalist Kanada'dan geldi. 125 bin kamu emekçisi, toplusözleşme konusu sosyal-ekonomik taleplerinin kabul edilmesini istiyorlardı. Adı "refah ülkeleri" arasında sayılan bu ülkede de, hak kısıntıları, güncel ve önemli bir sorun oluşturuyordu.Bir diğer kitlesel büyük eylem, Amerikan emperyalizminin "arka bahçesi" olarak gördüğü Latin ülkelerinden Kolombiya'da gerçekleşti. Bush çetesinin kontra ordularıyla doğrudan desteklediği Alvaro Uribe diktatörlüğünün izlediği ekonomi politikaları, halka askeri bütçeyi artırma ve koltuğunu koruma amaçlı anayasa değişikliği çabalarını protesto eden 1 milyon işçi ve emekçi gösteri ve grevlerle alanlara çıktı. Gösteri ve grevlerin hedefleri arasında IMF dayatması ekonomik uygulamalar özel bir yer tutuyordu.

Sermayenin "rövanşı"Yeni olmayan, ama yeni özellikler de taşıyan sermayenin uluslararası bugünkü saldırısını, işçi sınıfına, onun sosyalist hareketine, başarılmış ve başarılmasıyla bütün kapitalist ülkelerde gerçekleştirilebilir olduğu kanıtlanmış devrime, mücadele ve devrimle elde edilmiş mevzilere karşı açılmış intikam savaşının hamleleri arasında saymakta sakınca yok. Aksine tastamam bu özelliğe sahip. Sermayenin sözcüleri, "bittiği" üzerine kesintisiz masallar anlatmayı sürdürseler ve işçi ve emekçilerin büsbütün unutmalarını sağlamak üzere her yola başvursalar da, 20. yüzyıla damgasını vuranın, burjuvaziyle işçi sınıfı; kapitalizmle sosyalizm arasındaki mücadele olduğunu biliyor ve buna göre davranıyorlar. İşçi sınıfının sosyalist yeni bir dünya kurma mücadelesinin, 20. yüzyılın tüm sınıfları ve toplumlarını, onların ilişkilerini, ittifakları ve çatışmalarını; izlenen ekonomi politikaları etkilediği kesindir. Tekelci burjuvazi, Sovyet Devrimi, sosyalizm mücadelesinde kazanılan başarı ve onun da etkisi altında ve yayılmasını önlemek üzere gündeme getirilen sosyal reformcu-"sosyal devlet" politikalarını sonlandırmayı, emekçi hareketinin bugünkü yenilgisi ve sosyalizmin tasfiyesi zemini üzerinde gerçekleştirmektedir. Bu doğrultuda attığı her adım bu bakımdan bir öç alma eylemidir. Dün işçi sınıfının ve dünya ezilenlerinin yükselen hareketi karşısında vermek zorunda kaldıklarını bugün fazlasıyla geri almaktadır. Sosyalizmin yıkılışı, "sosyal devletin" de yıkılışını beraberinde getirmiştir. Burjuvazi ve gericilik, dünya gericiliğinin bugünkü kalesi Amerikan emperyalizminin ve Batılı ötekilerin koordinasyonunda ve yenmenin verdiği cesaret ve pervasızlıkla üstümüze üstümüze gelmektedir. İşçilere, "iş ve aş bira arada olmaz, sosyal hak olmaz, ücret artışı olmaz, ücret yan gelirlerinden vazgeçeceksin, hem daha fazla çalışacak, hem daha az alacaksın, daha az kişiyle daha fazla çalışıp daha fazla üreteceksin, iş güvencesi demeyecek, sana gösterilen yer ve koşullarla ve istendiği kadar çalışmayı kabulleneceksin, başka türlü çalışma olanağın yok" denmektedir. Her bir ülkenin kapitalistleri, tüm tekeller ve tüm sektörlerdeki tek tek işletmeler, Batılı emperyalistler ve sermayenin tüm kapitalist ülkelerdeki hükümetleri, "rekabete dayanmak için" bunun koşul olduğunu söyleyerek saldırıyı sürdürüyorlar. Özelleştirmeler, esnek çalıştırma, taşeronlaştırma, olmadı işyerlerini tümüyle kapatma ya da "başka ülkelere taşıma", tümü teslim alma amaçlı ve tehdit edici, tümü aynı öç alma ve kapitalizmin gerçekte vahşi olan yasasını dayatmadan ibaret.

Rekabetin vahşi yasasıKapitalist saldırının bugünkü "uzun dalgası"nın "zorunluluğu"na işaret eden tekel şefleri ve sözcüleriyle hükümetlerin ve burjuva iktisatçılarının en fazla sözünü ettikleri şeylerden biri de "rekabete dayanmak"tır. Rekabet, kuşku yok ve biliniyor, kapitalizmin temel yasasıdır. Emperyalizm koşulları onu ortadan kaldırmamış, aksine tekelci rekabet olarak ve daha acımasız, gerektiğinde savaşlar ve işgallerle çözüme kavuşturulmak istenen hale getirmiştir. Rekabet pazara, pazarlara, dünya topraklarıyla hammadde kaynaklarına, ucuz işgücü kitlelerine hakim olmak hedeflidir. Tekeller, ülkeler, sektörler arasında; güçlü ve büyük olanın güçsüz ve küçük olanı ortadan kaldırmasını; yutmasını ya da iflasa sürüklemesini de getirebilecek kapsamıyla, istikrarsızlıklara ve krizlere yol açmaktan da geri durmayarak sürüp gitmektedir. Rakipleri etkisiz kılmak ve pazarları mümkün olan her seferinde kendi yararına olacak biçimde şekillendirip paylaşmak bu yasanın ruhunu oluşturmaktadır.Rekabet ama salt kapitalistler arasında yaşanmakla sınırlı kalmamakta; bizzat kapitalistler eliyle işçilerin yaşamına da sokulmaktadır. Kapitalizmin bu temel yasasının artıdeğer üretimiyle sistemin varolması ve varlığını sürdürmesini olanaklı kılan sınıfı girdabına almadan işlemesi olanağı yoktur. Ve burjuvazinin gücü aynı zamanda işçinin rekabete sokulmasındadır: İş sürecini örgütleme rekabeti de örgütlemedir. Tekeller ve kapitalistler arası rekabet, işletme, ülke ve bölge bazında işçinin birbiriyle rekabete itilmesi getirmekte; aynı işletmenin ve işyerinin işçileri birbirleriyle daha fazla üretmek üzere rekabete sokuldukları gibi, işsizler çalışan işçilerle, farklı uluslardan, dini inanç ve mezheplerden işçiler birbirleriyle rekabet içine itilerek, hem işçiler arasındaki dayanışma ve mücadele birliği önlenmeye çalışılır, hem de daha fazla kârın sağlanması için acımasızca işgücü kıyımı gerçekleştirilir. Şu son zamanlarda giderek artmış olarak sürdürülen işyerlerini kapatma ya da fabrikaları nüfusun ve ucuz işgücü yığınlarının bol olduğu alan ve ülkelere taşıma ve işsizleri düşük ücretli çalıştırma içerikli kapitalist tehdit, rekabet yasasının işçiye yönelik vahşi biçiminden başka bir şey değildir. General Motors'un, VW'nin, Siemens'in DaimlerChrysler'in ve bütün öteki büyük tekel işletmelerinin işçilere, "işinizi ve işyerini kaybetmek istemiyorsanız, bizim istediğimiz koşullarda çalışmayı kabulleneceksiniz, yoksa fabrikaları kapatır ve sökerek Doğu ülkelerine, Çin'e-Hindistan'a götürürüz" tehdidinde bulunmaları, tekele bağlı işletmelerin değişik ülkelerdeki işyerlerinde çalışan işçileri, "işyerini kaybetmeme" kaygılı birbirlerine karşı kışkırtma ve rekabete sokmaları, kapitalist ve vahşi sınıf baskısından başka bir şey değildir.Ama, bütün bu saldırılar, henüz yeterli düzeyde ve uluslararası ölçekteki işçi ve emekçi dayanışması ve birleşmesinin ürünü olarak ortaya çıkmamış olsa da, sömürülen ve ezilenlerin mücadelede birleşmesini kaçınılmaz kılmaktadır. Anımsanacaktır, General Motors'un merkez ülkedeki işyerlerinde başlatılan saldırı karşısında, tekelin başka işletmelerindeki işçiler hemen harekete geçmişlerdi. Almanya'daki ve İsveç'teki GM işletmelerinrin işçilerini birbirine karşı kışkırtmayı da içeren işyeri tasfiyesine karşı, bu ülkelerdeki işçiler kader ve düşman ortaklığına işaret ederek tutum alacaklarını açıklamışlardı. İngiltere liman işçilerinin direnişine birçok ülkenin liman işçileri destek vermişlerdi. Bu birkaç uluslararası dolaysız eylem birliği örneği bile, uluslararası sermayenin "sınırlar aşan" hareketinin sınıf dayanışmasını olanaksız kıldığı yönlü propagandanın gerçeği yansıtmadığını ortaya koymuştur.

Yeni olanaklarHayır, uluslararasılaşma sadece sermaye güçleri açısından yeni olanaklar doğurmamış; işçi sınıfı, emekçiler ve dünya ezilenlerinin dayanışma ve eylem birliklerinin uluslararası ölçekte gerçekleştirilmesi için de çok sayıda yeni olanak ve araç yaratmıştı. Ulaşım ve iletişimdeki gelişme bu alanda büyük imkânlar yarattığı gibi, işçilerin birbirleriyle dolaysız haberleşmeleri, eylemlerinden anında haberdar olarak dayanışmaya geçmeleri de daha fazla olanaklı hale gelmiştir. Bu hem her bir ülke içinde, hem de uluslararası alanda bugün çok daha kolay örgütlenebilir olmuştur. Ve değişik ülkelerin ve sektörlerin işçileri birbirlerinin eylemlerinden, mücadele deneyleri ve tecrübelerinden artık daha fazla ve daha hızlı öğrenmektedirler. Hangi eylem türlerini, hangi türden hazırlıklarla gerçekleştirdikleri, sınıf düşmanının manevralarını nasıl boşa çıkardıklarını, ne zaman ileri atılıp ne zaman ve nasıl geri çekildiklerini öğrenmekte, daha az hata yapmaya çalışmaktadırlar. Ve daha da önemlisi, mücadele ve eylem içinde örgütlenme deneyimlerini geliştiriyorlar. Evrensel'in sayfalarına yansıyan tersane işçilerinin örgütlenme çabalarında görüldüğü türden işyerlerinde ve işçi semt ve mahallerinde tabandan yukarı örgütlenerek birliklerini güçlendirme çabasındadırlar vb.Hareket kuşkusuz, henüz ileri hamlelerle sınıf düşmanını ve saldırılarını püskürtecek düzeyde değil. Ama bu yönde geliştiğini gösterir hayli veri olduğu da açık. İşçi sınıfı ve ezilenler, er-geç yeniden kazanacaklardır. Yaşamın gösterdiği budur.


OPEL işçilerinin eylemiBu yazının kaleme alındığı saatlerde Almanya'daki arkadaşlarımız, Opel işçilerinin, ABD'nin ve dünyanın en büyük tekellerinden biri olan General Motors'un, "500 milyon Euro tasarruf sağlama" gerekçeli 12 bin işçi çıkarma planını protesto eylemlerinin devam ettiğini bildiriyorlardı. Bu 'dev tekel'in, işçilere karşı açtığı savaşta ABD-Alman emperyalist rekabetinin payının ne olduğu bir yana, kitlesel işten çıkarma ve işyeri kapatma tehdidiyle işçilere boyun eğdirme çabaları uzun zamandır devam ediyordu ve giderek yoğunlaşmıştı. GM tekeli sözcüleri, 62 bin işçinin çalıştığını açıkladığı Avrupa'daki fabrikalarından bazılarını kapatmayı planladıklarını uzun süre önce açıklamışlardı. Opel Russelheim, Saab Trollhattan, Opel Bochum ve İngiltere'deki Vaulhaux fabrikalarından hangisi ya da hangilerinin kapatılacağı "tartışması", işçilere karşı baskının, giderek işkenceye dönüşen bir biçimi olmuştu. "Ya sessiz-sedasız, düşük ücretle, çalışma süresinin uzatılmasını ve mesai farklarının kesilmesini kabullenerek çalışın, ya da işyerini kaybetmeyi göze alın" deniyordu. İşçiler ise, tekelin büyük kârlar sağlamasına karşın, kârını daha fazla artırmak amacıyla gündeme getirdiği bu saldırıya direnmede öteki ülkelerdeki sınıf kardeşleriyle birleşmeye çalışıyorlardı. Bochum Opel işçilerinin başlattıkları "spontan eylem" de bunun ifadesiydi. Sermaye ve hükümetinin uygulamaya koyduğu ve salt işsizleri değil çalışan işçileri ve öteki tüm emekçileri hedefe koyan, özellikle de Doğu Alman emekçilerini yoksulluğun mengenesinde sıkıştıran sosyal-ekonomik "tasarruf" paketlere karşı bir süreden beri çeşitli eylemlerin gerçekleştiği Almanya'da gündeme gelen kitlesel işçi çıkarımının nasıl bir etki yaratacağı yakında açıklık kazanacak.



ÖNCEKİ HABER

Ordu mu kuruyorlar?

SONRAKİ HABER

Üsküdar’da polislere ateş ettiği iddia edilen kişi gözaltına alındı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa