Makasçı uyanacak mı?

Demiryolları, araştırdığımız gazete arşivlerinde bugüne kadar, ya işçi direnişleri yada tren kazaları ile yer alıyord. Memur statüsünde olmalarına rağmen 'işçi' gibi çalışan makasçılarla, kendilerini konuşmaya karar vermiştik. Yanlarına gidince bize neler anlattılar, neler...

Çevremizden gelip geçen lokomotiflerin çıkardığı sesten, neredeyse durulamayacak kadar 'rahatsız' bir yerdeyiz. Geçiş yerini tam olarak kestiremediğimiz için tren yolunun ortasına konulmuş bariyeri atladıktan sonra 'Sayın yolcularımız lütfen dikkat!, Gaziantep istikametinden gelmekte olan Toros Ekspresi ikinci perona gelmek üzeredir" anonsunun hemen ardından 'Peronlardan atlamayalım. Alt geçidi kullanalım!' diye sert bir uyarı yapılıyor. Herkesin bize baktığını düşünüp, kızararak ilerliyoruz. Tren raylarının etrafını sardığı küçük, devlet kurumlarının eski bildik sarı boyasına bezenmiş bir kulübenin önünde duruyoruz. Ortaya ahşaptan yapılmış kocaman bir masa atılmış. Yaklaşık sekiz kişilik oturma devinin etrafına da o ihtişama yakışır büyüklük ve uzunlukta ne bank, ne de sandalye diyebileceğimiz oturaklık konulmuş. Buğusu tütmeye devam eden emektar bir çaydanlık ahengi bozar şekilde masanın üzerinde öylece durmakta. Kulübenin etrafında kimsecikler görünmüyor. Lokomotiflerin çıkardığı onca gürültüye ve trenlerden gelen 'dııaaaaaııııttttt' seslerine rağmen kulübe önünde yaşanan sakinlik -ancak bir Adanalıdan duyabileceğiniz incelikte- 'Gardaş, birine mi baktın?' sesi ile bozuluyo. İrkilip sesin geldiği yöne dönüyoruz. Uzunca bıyığı, iri vücut yapısı ve kirli sarımtırak renkli elbisesiyle karşımızda dikilen adama durumu anlattıktan sonra ihtişamlı masa işaret edilerek oturmaya davet ediliyoruz.İsimlerini almamak ve fotoğraflarını çekmemek koşuluyla sohbet etmeye başlıyoruz…

657'ye tabiler ama… Demiryollarında 657'ye tabi olarak çalışan makasçı ve manevracılar, kendi deyimleri ile 'en ağır işi yapıp, en az ücreti' alıyorlar. Memur statüsünde olmalarına rağmen üç vardiya sistemi ile yazın kavurucu Çukurova sıcağı ve nem, kışın ise yağmur ve çamur demeden haftada 80 saat çalışıyorlar. Bu çalışma temposuna rağmen aldıkları ücret 650-750 milyon lira arasında değişiyor. En fazla yakındıkları ise personel azlığı. Türkiye'de toplam 700 makasçının bulunduğunu ifade ederek, bu sayının azlığını, personel alımı olmadığı için ara istasyonların kapatıldığını, kazalara da demiryollarına yatırım yapılmamasının neden olduğunu anlatıyorlar. Bir vardiyada en az 7 tane makasçı ve manevracı olması gerektiğini detaylı bir şekilde aktardıktan sonra Adana'da 3 kişi çalışmaya mecbur bırakıldıklarını kaydediyorlar.

İş kazaları… Demiryollarında yıpranma ve yorgunluğu en fazla makasçılar yaşıyorlar. Çok fazla gündeme gelmese de en fazla iş kazasının yaşandığı çalışma alanından biridir makasçılık. Kendi anlatımlarına göre, girdikleri vagon aralarında, tampon ve koşum takımlarını bağlarken sıkışıyorlar. Çalışanların büyük bir kısmı da aşırı zorlanmadan dolayı menisküs oluyor. Kendileri bilip de bize anlattıkları kadarıyla bugüne kadar ağır şartlar ve kazalardan kaynaklı 20 kişi revize olarak başka birimlere geçmiş. Bazıları işten ayrılmış. Birçok kişi de 'adamını' bulabilirse çalışma ünitelerini değiştirmeyi düşünüyormuş. Faal personele lojman verilmemesine de tepki gösterirlerken sohbet usulca sosyal yaşamlarına doğru akıyor. Günde 12 saat, haftada 80 saat toplam çalışma süreleri olan makasçıların evleri, aileleri, arkadaşları yok mu? Toplumsal bir varlık olan insanın, sosyal gereksinimlerini karşılaması için makasçıların kendilerine ve çevresine ayıracak zamanları var mı?... Çalışma koşullarını ve yaşadıkları sıkıntıları seri bir şekilde anlatan makasçılar bu sorularımıza da aynı içtenlik ve hızda yanıt vermekte zorlanmıyorlar. "Ne dinlenmesi, ne gezmesi kardeşim. Çocuklarım ile oturamıyorum bile" diyeni de var, "Söylemesi ayıp, karımızı bile görmüyoruz" diyeni de. Hatta bazıları fazla zamanları ve çalışmaktan kaynaklı takatleri kalmadığı için aileleriyle büyük sorunlar yaşadıklarını vurguluyorlar. "Sabah yada vardiya geceye denk gelmişse gece kalkıyoruz. 12 saatten fazla çalışıyoruz. Bizim işimizde harbiden ağır iş yani. Eee. Sonra eve geliyorsun. Adamda hal mi kalır? Her günün böyle olursa nasıl dışarı çıkarsın, nasıl çocuklarınla oturursun?" diye konuşuyor başka bir makasçı.

İzinleri yakılıyor Yıllık ve haftalık izinleri üzerine konuşmaya başlayınca, başka bir gerçeği daha öğreniyoruz. En iyi ihtimalle -eğer vardiyalar denk düşerse- haftada iki gün dinlenebiliyorlar ama yıllık izinlerinin en az on günü yakılıyor. 'Niye?' diye sormamıza gerek kalmadan, "Personel az olunca kimi izine gönderirler" diye bir açıklama gelmekte gecikmiyor. Bazıları telsizlerden yapılan uyarılar ve makasa yaklaşan lokomotifler nedeniyle sohbetin dışına çıkıp işlerini halletmeye giderken, aynı nedenlerle ayrılanlar da geri dönüp sohbete tekrar katılıyorlar. Bu konuda ortaya çıkan temel isteği de eldivenini güç bela ağzıyla çıkartan başka bir makasçı aktarıyor, "Bizim tek isteğimiz buraya personel alınması, bize de zaman kalması. Aksi takdirde çalışanı kalmayacak demiryolunun." Birazdan telsizden yapılan bir uyarıyla herkesin görev başına geçmesi emrediliyor. Zamanları olsa, çok şey anlatacaklar daha ama...


Makasçı Uyansın ... Olmasın bunların hiçbiri. Makasçı uyansın. Abe, baltasıyla Ve çiftçilerle yemek yerken kullandığı Tahta tabağıyla gelsin. Ağaç gövdesi gibi kafası, Tahta parçaları Ve meşenin gövdesi gibi sekoyalardan daha yüksek, yaprakların arasından çıkarak dünyaya baksın. Eczanelerden bir şeyler alabilsin Otobüsle Tampa'ya gidebilsin Isırsın bir sarı elmayı Ve sıradan insanlarla konuşmak için Bir sinemaya gitsin ...

Pablo Neruda

www.evrensel.net